1399 Yılında İran’ı Neler Bekliyor?

Geçtiğimiz yıl yaşanan zorluklara rağmen yeni yılda da mevcut sorunların çözüleceğine ya da hafifleyeceğine dair fazla bir belirti yoktur.

Hicri-Şemsi takvimi kullanan İran, 21 Mart itibarıyla 1399 yılına girmiş bulunuyor. Tıpkı diğer bazı bölge ülkeleri gibi Nevruz tatilini büyük bir coşkuyla kutlayan İran’da milyonlarca insan, korona salgını riskine aldırış etmeden bu yıl da tatil beldelerinin yolunu tuttu. Bu durumun, ölü sayısı şimdiden binlerle ifade edilen ülkedeki salgının yol açtığı felaketi şiddetlendirmesinden korkulsa da yüzlerce yıllık kültürel alışkanlıkların terk edilmesi çok kolay olmuyor. Bu nedenle yetkililerin “evde kal” çağrısının fazla kabul gördüğü söylenemez.

İran için 1398 yılı birçok açıdan oldukça zor geçti. ABD’nin nükleer anlaşmadan çekilmesi, ekonomik yaptırımların şiddetlenmesi, kasım ayındaki benzin zammı protestoları, ocak ayı başında ünlü General Kasım Süleymani ve beraberindeki isimlerin ABD saldırısı sonucunda öldürülmesi ve nihayetinde koronavirüs salgını ilk akla gelen krizler arasında. Söz konusu süreç içinde özellikle mali alanda ciddi şekilde zorlanan yönetim, salgınla mücadele için daha önce pek görülmemiş biçimde IMF’den yardım talebinde bulunurken ABD’nin uyguladığı yaptırımlar dolayısıyla salgınla yeterince mücadele edemediğini ileri sürüyor. Gerçekten de her ne kadar salgının başlangıcında virüsü hafife alsa da sonraki aşamalarda beklediği uluslararası desteği bulamaması İran’ın hastalıkla mücadelesinde oldukça zorlanmasına neden oluyor. Nitekim söz konusu zorlu süreçten dolayı tüm yetkililer yeni yıl mesajlarında, zorlukların geride kalacağı umudunu aşılamaya çalıştıkları ifadelere yer verdi. Gerçekten de İranlı geniş kesimler arasında gelecek kaygısının giderek arttığı görülüyor ve yabancıların Türkiye’den aldıkları konut sayısına dair istatistiklerde görüldüğü üzere gittikçe daha fazla İranlı istikrarlı bir gelecek için yurt dışını tercih ediyor.

Geçtiğimiz yıl yaşanan zorluklara rağmen yeni yılda da mevcut sorunların çözüleceğine ya da hafifleyeceğine dair fazla bir belirti yoktur. Aksine sorunların temel kaynağı olan ABD ile yaşanan problemler devam etmekte özellikle Irak üzerindeki bilek güreşi giderek kızışmaktadır. Bu durum yalnızca Irak’taki başbakan seçimi krizinde değil ülkedeki ABD üslerine yapılan saldırılarla da kendisini göstermektedir. Mart ayında gerçekleştirilen ve adı daha önce duyulmamış örgütler tarafından üstlenilen saldırılar sonucunda çok sayıda ABD ve İngiliz askerlerinin ölmesi ve yaralanması Irak merkezli gerginliği iyice artıracaktır. Nitekim tarafların yeni bir çatışma dönemine hazırlandıklarına dair işaretler görünmektedir. Bir taraftan ABD’nin, korunması zor üslerden ana üslerine taşındığı ve buraları hava savunma sistemleri ile teçhiz etmeye çalıştığı görülürken öte yandan ise Tahran ile özel ilişkilere sahip bazı Haşdi Şabi gruplarının eski durumdan farklı olarak değişik kimlikler altında ve gizlilik esasına dayalı küçük ve bağımsız birimler oluşturdukları görülmektedir.

Irak iki ülke arasındaki temel çatışma alanlarından birisi olsa da tek konu bu değildir. Nitekim Tahran yönetiminin ABD yaptırımlarına tepki olarak nükleer faaliyetleri üzerindeki kısıtlamaları kaldırması, bu ülkenin 1399 yılı içinde nükleer başlık için yeterli uranyum zenginleştireceği yorumlarını beraberinde getirmiştir. Trump yönetiminin buna izin vereceğini düşünmek çok gerçekçi görünmemektedir. ABD içinde İran’a sınırlı hava saldırısı senaryoları gittikçe daha fazla gündeme gelmeye başlamıştır ve özellikle Irak içindeki ABD kayıplarının artması durumunda Trump yönetimi bu durumu ülke içinde kolayca meşrulaştırabilecektir.

Son olarak petrol fiyatlarında yaşanan ciddi düşüş zaten kaçak yollarla az bir ölçüde petrol satabilen ülke ekonomisini olumsuz etkileyecektir. Yine daha önceden yaptırımlardan muaf olan ve önemli bir ihracat kalemini oluşturan petrokimya ürünlerinin de yaptırım kapsamına alınması ya da İran’ın FATF (Mali Eylem Finans Gücü) tarafından kara listeye alınması gibi gelişmeler de iki senedir ciddi oranda küçülen ülke ekonomisindeki tahripleri artıracak, salgının getirdiği karamsarlığı şiddetlendirecektir. Bu durumun son meclis seçimleri sonucunda ortaya çıkan iç güç dengelerinde ne gibi hareketlenmelere yol açacağını ise zaman gösterecektir.


Bu makale ilk olarak 26.3.2020 tarihinde TRT Farsça'da yayımlanmıştır.

https://www.trt.net.tr/persian/brnmh-h/2020/03/26/sl-1399-w-thwlty-khh-dr-ntzr-yrn-st-1385441

ABD’nin Afganistan’dan Çekilmesi Bölge Ülkeleri İçin Ne Anlama Geliyor?

Hakkı Uygur Rahimullah Farzam

Afganistan’da ABD ve NATO’nun çekilmesiyle ortaya çıkacak olan güç boşluğu birçok bölgesel aktörün hem iştahını kabartıyor hem de güvenlik kaygılarını artırıyor.

Reisi ve Yeni İran

Hakkı Uygur

İran yönetimi şu ana kadar başarıyla yürüttüğü ikili sistemde meydana gelen uçurumu hızlı bir şekilde kapatmak zorunda olduğunu biliyor ve bunda en önemli görev hiç şüphesiz uğruna büyük fedakârlıklar yapılan yeni Cumhurbaşkanı Reisi’ye düşecek.