ABD-İran Geriliminin Ortasında Afganistan

ABD-İran arasında tırmanan gerilim, Afganistan’ı doğrudan veya dolaylı yoldan etkileyecektir.

3 Ocak’ta, İran’ın Devrim Muhafızları Ordusuna (DMO) bağlı Kudüs Gücü Komutanı General Kasım Süleymani ve Haşdi Şabi’nin üst düzey yöneticisi Ebu Mehdi el-Mühendis, Irak’ın başkenti Bağdat’ta ABD tarafından öldürüldü. Süleymani’nin öldürülmesi bölgede ve küresel ölçekte tepkilere ve gelişmelere sebep oldu. Benzer tepkiler Afganistan hükûmeti ve halkı tarafından da gösterildi. Afganistan hükûmeti tarafından verilen tepkiler dikkate alındığında birkaç kritik nokta öne çıkmaktadır.

Öncelikle uzun zamandır devam eden dış müdahale ve iç istikrarsızlıkla mücadele eden Afganistan halkı son dönemlerde yavaş yavaş istikrara doğru adım atarken bölgede olası bir ABD-İran çatışması nedeniyle Afganistan’ın bu iki ülke arasında kalması istenmemektedir. Nitekim bu gerilime yönelik siyasi, dinî ve diğer kesimlerden gelen görüşler göz önünde bulundurulduğunda Afganistan’da elitlerin büyük bir kısmı bu gerginliğin sıcak bir çatışmaya evirilmesini istemediği anlaşılmaktadır. Son dönemde Afganistan hükûmeti, ABD ve Taliban arasında yürütülen üçlü müzakerelerdeki olumlu gidişatın İran-ABD arasındaki gerilim nedeniyle sekteye uğraması söz konusu olabilir. Bu bağlamda hâlihazırda Suriye’de etkin ve İran’a bağlı Fatimiyyun Tugaylarının bir kısmının ABD güçleri ile çatışmak için Afganistan’a nakledilmesi önemli bir risk olarak gösterilmektedir.

Bugün izlenen politikaların anlaşılması için tarihî sürecin gözden geçirilmesi oldukça faydalı olacaktır. ABD’nin, 11 Eylül saldırılarından sonra el-Kaide ve Taliban’a yönelik “terörle mücadele” adı altında Afganistan’da başlattığı askerî operasyonun, ilk aylarda o dönemde İran Cumhurbaşkanı Muhammed Hatemi tarafından konjonktürel çıkarlar gerekçe gösterilerek desteklendiği gözlemlenmişti. Ancak 2003 yılında ABD’nin Irak’ı işgali durumu değiştirmiş ve ABD-İran arasında Afganistan’da başlayan yumuşama iklimi yeniden bozulmuş ve eski hasmane rotasına dönmüştü.

İran, ABD’nin 2003 Irak işgalinin ardından Afganistan’daki Amerikan askerî varlığını bir tehdit olarak algılamış ve dış politikasını bu yönde şekillendirmiştir. ABD açısından ise İran, bölgedeki istikrar için en büyük tehdit olarak görülmüştür. Süreç bu yönde ilerlerken ABD-İran gerginliğinin bölgeyi savaş alanına dönüştürmesinin, değinilen nedenlerden dolayı Afganistan’ı olumsuz yönde etkilemesi kuvvetle muhtemeldir.

Süleymani’nin öldürülmesinin ardından İranlı yetkililer, Devrim Rehberi Hamenei başta olmak üzere “sert bir intikamdan” bahsetti. Bu bağlamda Afganistan’daki 14.000 Amerikan askeri ve Afganistan’ın Parwan Eyaleti’ndeki ABD’nin Bagram Üssü dolayısıyla sahanın İran’ın hedef alanına girmesi mümkün görünmektedir.

Süleymani suikastı sonrası Afganistan Cumhurbaşkanı Eşref Gani “İkili Stratejik Ortaklık Anlaşması’nı” vurgulayarak iki ülke arasındaki tansiyonun yükselme ihtimalinden dolayı arada kalmamak için tedbirli açıklamalarda bulundu. Gani, “Afganistan toprakları hiçbir ülkeye karşı kullanılmayacaktır, bunun taahhüdünü veriyoruz.” dedi. Ayrıca Afganistan halkı ve elit kesim de sokak protestoları ve sosyal medya aracılığıyla iki ülkenin de Afganistan’ın çıkar merkezine ve vekâlet savaşı alanına dönüştürülmemesi için tepkilerini gösterdi. Tablo 1, Afganistan’ın siyasi ve elitlerinden Süleymani suikastına yönelik gelen genel tepkileri içermektedir. Amerikan karşıtı ve siyasi olarak İran’a yakın isimlerin daha sert eleştirilerde bulundukları dikkat çekmektedir.

Tablo 1: Afganistan’ın Siyasi ve Elitlerinin Süleymani Suikastına Yönelik Tepkileri

İsim Görev Açıklama
Abdullah Abdullah Afganistan İcra Kurulu Başkanı Süleymani'nin ölümünden ötürü İranlı yetkililere başsağlığı dileyerek üzüntülerini dile getirdi.
Hamid 
Karzai
Afganistan’ının eski Cumhurbaşkanı Süleymani'nin öldürülmesinin bölge barışı ve istikrarı için bir tehdit oluşturacağını vurgulayarak ABD saldırısını kınadı.
Mohammad Hanif Atmar İçişleri eski Bakanı ve Hakikat ve Adalet Partisinin Lideri Süleymani'nin ölümünden ötürü İranlı yetkililere başsağlığı dileyerek üzüntülerini dile getirdi.
Abdul Latif Pedram Afganistan’ın eski milletvekili ve Afganistan Ulusal Kongresi Partisinin Başkanı ABD rejimi dünyamızın ve bölgedeki birçok kötülüğün kaynağı oldu. Kasım Süleymani’ye yönelik terör saldırısının uluslararası hukuka aykırı olmasının yanı sıra bu saldırı Trump'ın ön plana çıktığı devlet terörizminin açık bir örneğidir.
Rahmatullah Nabil Milli Güvenlik Müdürlüğü eski Başkanı Süleymani, İran’ın ulusal çıkarları için bir kazançtı ama bölge için bir tehditti.

Süleymani suikastına Afganistan’ın Şii siyasi ve dinî topluluklarının önde gelen isimleri de çeşitli tepkiler gösterdi. Bunlar da Tablo 2’de özetlenmiştir.

Tablo 2: Afganistan’ın Şii Siyasi ve Dinî Toplulukların Önde Gelen İsimlerinden Tepkiler

İsim Görev Açıklama
Kerim Halili Afganistan Yüksek Barış Şurası Başkanı, Afganistan Şii Azınlıkları Lideri ve Afganistan İslam Birlik Partisinin Genel Başkanı Süleymani’yi İslam'ın gururlu lideri ve şehidi olarak adlandırdı.
Muhammad Muhakkık Afganistan İcra Kurulu Başkan Yardımcısı
Afganistan Şii Azınlıkları Lideri
Afganistan Halkının İslami Birlik Partisi Genel Başkanı
General Süleymani'nin varlığı uluslararası terörizm, aşırıcılık, el-Kaide ve DEAŞ ile mücadelede İran İslam Cumhuriyeti ve küresel İslam hareketi için büyük bir şanstı ve Süleymani'nin şehadeti geri dönüşü olmayan bir kayıptır.
Muhammad Sarwar Daniş Afganistan Cumhurbaşkanı İkinci Yardımcısı
Şii Hazaralarının önde gelen isimlerinden
Süleymani'nin DEAŞ karşıtı mücadelenin önemli bir aktörü olduğuna işaret ederek Süleymani'nin ölümü bölgedeki ve Orta Doğu’daki kaotik durumu daha da arttıracaktır.
Herat Şii Din Adamları Topluluğu Dinî Topluluk Süleymani’nin şehitliği bölgedeki düşmanların yenilgisine işaret ediyor.
Hosseini Mazari Afganistan’da, Dünya Ehlibeyt Kurultayına bağlı Tabiyen Kültürel ve Toplumsal Çalışmaları Merkezi Süleymani’nin şehitliği Amerikan karşıtı cephenin otorite alanlarını daha da güçlendirdi.

Bunlara ek olarak Süleymani’nin ölümünün İran’a yakın Şii Hazaralarının önde gelenlerinde de ciddi tepkilere yol açtığı gözlemlendi.

Bir diğer husus Süleymani’nin ölümünden sonra İran’ın Taliban üzerindeki etkisinin ABD-Taliban barış sürecini ve görüşmelerini olumsuz etkilemesi ihtimalidir. ABD ile Taliban, Ekim 2018’den bu yana Afganistan Barış Süreci kapsamında görüşmeler gerçekleştirmektedir. Tahran uzun yıllar Taliban’ı ideolojik bir düşman ve terörist bir örgüt olarak tanımlamış ve Taliban ile herhangi bir iletişim kurmaya yanaşmamıştır. Ne var ki değişen konjonktür ve sahadaki gelişmeler, İran’ın Taliban politikasında köklü bir değişikliğe gitmesine sebep olmuştur. Özellikle ABD’nin, bölgedeki uzun süreli varlığının yanı sıra DEAŞ’ın Afganistan’da bir tehdit unsuru olarak yükselişi, Tahran’ı Taliban’a yönelik tutum değişikliğine gitmeye itmiştir.

İran hem ABD’nin Afganistan’daki varlığına hem de DEAŞ’ın İran’ın sınır bölgesindeki nüfuzuna karşı mücadele için eski ideolojik düşmanı Taliban’la iş birliği arayışına girmiştir. İlk kez 2009 yılında uluslararası basında gündeme gelen İran-Taliban iş birliği 2013-2014 yıllarına doğru zirveye ulaşmıştır. Ayrıca 2019 yılında Taliban yetkilileri, ABD-Taliban Barış Görüşmeleri kapsamında İran’ı ziyaret etmiştir.

ISNA Haber Ajansının yayımladığı bir haberde Taliban’ın Kasım Süleymani’nin Amerikan askerleri tarafından öldürülmesini kınadığı ve Amerika’nın Kasım Süleymani’yi öldürmesinden derin pişmanlık duyacağını açıkladığı iddia edilmişti. Fakat olaydan sonra Taliban yetkilileri tarafından resmî bir açıklama yayımlanmadı. Ayrıca bazı Taliban yetkilileri, Taliban’ın diğer ülkelerin çıkarları için savaşmayacağını belirtti. Bununla birlikte olaydan sonra ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, “İran, Afganistan ile Taliban arasındaki devam eden barış görüşmelerini çökertmeye çalışıyor.” açıklamasında bulundu. Pompeo, “Herkes İran’ın Arap dünyasındaki milislerini biliyor ancak rejimin Taliban ve diğer gruplarla da ilişkisi var.” diye ekledi.

Suriye’de etkin görev alan Fatimiyyun Tugaylarının bir kısmının, ABD güçleri ile çatışmak için Afganistan’a aktarılma ihtimali bulunmaktadır. Fatimiyyun Tugayları, 2013 yılında İran Devrim Muhafızları dış operasyonlar birimi olan Kudüs Gücü bünyesinde İran’daki Hazara kökenli Şii Afgan göçmenlerden oluşan bir milis grup olarak kurulan bir örgüttür. İran’ın, Afgan Hazaralarını Şii kutsal mekânları koruma bahanesiyle ve Kudüs Gücü vasıtasıyla Suriye’deki iç savaşa dâhil ettiği bilinmektedir. Fatimiyyun Tugayı, Suriye’de Hizbullah’tan sonra Esed rejimine destek veren en büyük ikinci milis gruptur. Afgan yetkililer daha önce birçok kez Fatimiyyun Tugayı milislerinin Afganistan’a dönme ihtimaline ilişkin endişelerini dile getirmişti. Bununla birlikte Süleymani’nin ölümünün ardından Fatimiyyun Tugayları konusunda Afganistan tarafından bazı eleştiriler yükselmiştir. “Kasım Süleymani binlerce gencimizi ölüme gönderen bir caniydi.” açıklamasında bulunan Afganistan Milletvekili Belkıs Ruşen, “Süleymani, Suriye'de Fatimiyyun Tugayı ismindeki örgüt çatısı altında en az 5.000 Afgan gencinin ölümüne sebep oldu. 1.200 Afgan gencinden ise haber alınamıyor.” diyerek farklı bir açıdan konuya yaklaştı.

Sonuç olarak Afganistan hükûmeti ve halkı tarafından gelen tepkiler dikkate alındığında, ABD-İran arasındaki gerilimin tırmanmasının istenilmediği anlaşılmaktadır. Zira bölgede meydana gelecek olan herhangi bir çatışma doğrudan ve/veya dolaylı olarak Afganistan’ı da etkileyecektir. İran, Afganistan’a 925 km kara sınırı olan komşu ülkedir. Dolayısıyla ABD-İran arasında artan kriz ülkenin batısındaki eyaletleri olumsuz etkileyecektir. Süleymani’nin ölümünden sonra İran’ın Taliban ile bağlantısının, ABD ile Taliban arasındaki barış görüşmelerini sekteye uğratabileceği tahmin edilmektedir. Fatimiyyun Tugayları konusu ise üzerinde durulması gereken diğer bir kritik nokta olarak önümüzde durmaktadır. Çünkü örgütün Suriye’den Afganistan’a kaydırılması riski bölgedeki savaş ihtimalini arttırabilir. Tüm bunlar da Afganistan’ı tekrar 1990’lı yıllarındaki gibi bir vekâlet savaşı dönemine sokacaktır.

Afganistan, İran, ABD, Taliban, Fatimiyyun Tugayı

İran Petrol Üretiminin Tarihî Düşüşü

Ahmad Zubair Nabizada

Yaptırımlar, İran’ın petrol ihracatının %90 oranında azalmasına yol açarken koronavirüsle beraber ülkedeki petrol üretimi de %49 oranında düşerek son 30 yılın en düşük seviyesine geriledi.