ABD’nin sınırlı kara operasyonu yürütme kapasitesi olsa da asıl mesele, bu operasyonun sağlayacağı muhtemel kazançların; tırmanma riski, uzun süreli angajman ihtimali ve İran’ın savunma ağlarının yaratacağı maliyete değip değmeyeceğidir.
ABD’nin İran’a Kara Harekâtı Senaryoları Hangi Riskleri Barındırıyor?
ABD-İran savaşında dördüncü hafta geride kalırken Washington’da tartışmalar kara harekâtına odaklanmıştır. Hava ve deniz operasyonlarının sınırına ulaştığı görüşü güçlenirken Pentagon, İran’a kara kuvveti sevkine ilişkin ayrıntılı planları Beyaz Saray’a sunmuştur. CBS News’in 20 Mart’ta üst düzey kaynaklara dayandırdığı habere göre bu planlar, İranlı askerlerin esir alınması ve tutulması için lojistik hazırlıkları da kapsamaktadır. Henüz nihai bir karar verilmemiş olsa da bölgeye akan kuvvetlerin niteliği, konuşlanma hızı ve komuta kademesinin açıklamaları, salt ihtiyat planlamasının ötesine geçen bir hazırlığa işaret ediyor.
Masadaki üç senaryo
Beyaz Saray’ın iç tartışması üç farklı kara operasyonu konsepti etrafında şekillenmektedir. Her birinin kuvvet ihtiyacı, risk profili ve stratejik hedefi birbirinden ayrışmaktadır.
Birinci senaryo Hark Adası’nın ele geçirilmesidir. İran’ın ham petrol ihracatının %90’ının aktığı bu ada, Basra Körfezi’nde İran kıyısından yaklaşık 25 kilometre açıkta yer almaktadır. ABD kuvvetleri 13 Mart’ta adanın askerî hedeflerini vurmuş, ancak petrol altyapısını bilinçli olarak korumuştur. Beyaz Saray’a yakın kaynaklar, adanın işgalinin Devrim Muhafızları Ordusu’nu (DMO) “tamamen iflas ettireceğine” inandıklarını belirtmiştir. Bu planın esas gayesini tanımlamak için bir insanın boynundaki şah damarına iki parmakla bastırmak gibi bir analoji kurulabilir. Senatör Lindsey Graham da bu yönde açık çağrıda bulunmuştur. Ancak adanın ele geçirilmesi halinde İran’ın boru hatlarını kapatacağı beklenmektedir. Üstelik ada, İran anakarasından fırlatılacak balistik füze, insansız hava aracı ve topçu ateşi menzilinde bulunduğundan ABD açısından ele geçirilse dahi savunulması güçtür. Bu nedenle olası bir çıkarma girişimi “intihar misyonuna yakın” olarak nitelendirilebilir.
İkinci senaryo Hürmüz Boğazı kıyı operasyonudur. İran’ın boğazı 2-4 Mart’ta kapatmasının ardından deniz trafiği %70 oranında düşmüş, üç binden fazla gemi mahsur kalmış ve Brent petrol fiyatı 112-120 dolar bandına fırlamıştır. Basına yansıyan bilgilere göre planlanan konsept, Deniz Piyadelerinin Umman Körfezi kıyısındaki Cask Limanı’na çıkarma yaparak kuzeye doğru Bender Abbas istikametinde ilerlemesini öngörmektedir. Amaç, İran’ın kıyı boyunca konuşlandırdığı füze bataryalarını, mayın depolarını, hücumbot üslerini ve insansız hava aracı fırlatma noktalarını temizlemektir. CENTCOM bu hedefe yönelik olarak 19 Mart’ta A-10 yakın hava destek uçakları ve Apache saldırı helikopterleri konuşlandırarak hava kampanyasını başlatmıştır. Bundan iki gün önce, 17 Mart’ta, kıyı boyundaki yeraltı füze silolarını imha etmek için 5.000 libre ağırlığında GBU-72 delici mühimmat kullanılmıştır. Kuvvetlerin tam operasyonel hazırlığa ulaşması yaklaşık 1 Nisan olarak öngörülmektedir.
Konuşulan üçüncü senaryo ise Isfahan’daki zenginleştirilmiş uranyumun ele geçirilmesidir. İran’ın elinde yaklaşık 450 kilogram %60 oranında zenginleştirilmiş uranyum bulunmaktadır. Bu miktar, daha ileri zenginleştirme yapılması hâlinde yaklaşık 11 nükleer silah üretmeye yeterlidir. Malzeme, Haziran 2025 saldırılarından kalan enkaz altındaki yeraltı tünellerinde saklanmaktadır. ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio bir kongre brifinginde “birilerinin gidip onu alması gerekecek” ifadesini kullanmıştır. Amerikan basınında olası operasyon “tarihin en büyük özel kuvvetler harekâtı” olarak tanımlanmaktadır. Operasyonun en az 1.000 personel gerektireceği değerlendirilmektedir. Bu kuvvet Delta Force ve Deniz Komandoları gibi Müşterek Özel Harekât Komutanlığı (JSOC) unsurlarını, askerî mühendisleri, ağır iş makinelerini ve nükleer uzmanları kapsamaktadır. İki yaklaşım tartışılmakta, ilki malzemenin fiziksel tahliyesi, ikincisi ise uzmanların sahada uranyumu seyreltmesidir. Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) müfettişleri malzemenin kesin konumunu yaklaşık dokuz aydır doğrulayamamaktadır. Bu senaryo en uzak senaryolardan birisi durumundadır.
Tam kapsamlı bir konvansiyonel işgal ise fiilen masadan kalkmış durumdadır. İran’ın 1,6 milyon kilometrekarelik dağlık coğrafyasının işgali yüz binlerce asker gerektirmektedir. 2004 Felluce Muharebesi’ndeki asker yoğunluğu ölçüt alındığında yalnızca Tahran’ın ele geçirilmesi için 600.000’den fazla askere ihtiyaç duyulacağı hesaplanmaktadır.
Kuvvet konuşlanması ne söylüyor?
Bölgedeki ABD askerî varlığı 2003 Irak işgalinden bu yana görülmemiş bir seviyeye ulaşmıştır. CENTCOM sorumluluk sahasında şu an yaklaşık 50.000 Amerikan askeri bulunmaktadır. Üç ayrı Deniz Piyade Sefer Birliği bölgeye doğru hareket hâlinde olup toplamda 5.000-7.000 kişilik bir Deniz Piyadesi takviyesi beklenmektedir. Bu birlikleri taşıyan amfibi hücum gemileri F-35B, MV-22 Osprey, CH-53 ağır nakliye helikopteri ve çıkarma araçlarıyla donatılmış durumdadır. Başka bir deyişle bir kıyı çıkarması için gereken her şeyi bünyesinde barındırmaktadır.
Hava İndirme Tümeni planlı tatbikatını iptal ederek alarm durumuna geçmiş, bölgede üç uçak gemisi muharebe grubu ve 150’den fazla savaş uçağı konuşlanmış durumdadır. Dikkat çekici olan ise A-10 yakın hava destek uçakları ve Apache saldırı helikopterlerinin de bölgeye sevk edilmiş olmasıdır. Bu platformlar öncelikli olarak kara birlikleriyle temas hâlindeki unsurlara ateş desteği sağlamak için tasarlanmıştır. Konuşlanmaları, kara harekâtına yönelik ciddi bir hazırlığın göstergesi olarak okunabilir.
Stratejik sonuçlar ve riskler
Bu üç senaryonun risk profilleri birbirinden farklı olmakla birlikte hepsinin paylaştığı ortak zafiyet hiçbirinin arkasında tanımlanmış bir çıkış stratejisi yoktur.
Hark senaryosu ilk bakışta ekonomik baskı aracı olarak mantıklı görünmektedir. Adayı ele geçirmek birkaç gün sürebilir. Asıl mesele elde tutmaktır. Yukarıda da değinildiği üzere İran anakarasından yalnızca 25 kilometre açıktaki bir garnizon balistik füze, insansız hava aracı ve topçu ateşine sürekli maruz kalacaktır. Bu mesafe savunma derinliği açısından son derece yetersizdir. Daha kritik olan husus ise İran’ın, boru hatlarını kapatarak adanın ekonomik değerini sıfırlama kapasitesine sahip olmasıdır. O noktadan itibaren ABD, stratejik anlamını yitirmiş bir kara parçasını sırf prestij kaygısıyla savunmak zorunda kalacaktır.
Hürmüz kıyı operasyonu askerî açıdan en tutarlı senaryodur. Boğazın yeniden açılması somut ve ölçülebilir bir hedef olsa da bu tür operasyonlar doğası gereği genişleme eğilimi taşımaktadır. Kıyı şeridini temizlemek, temizlenen alanı korumayı gerektirir. Koruma ise lojistik hatların güvence altına alınmasını zorunlu kılar. Her adım bir sonrakini dayatır ve operasyonun sınırları belirsizleşir. İran’ın “Mozaik Savunma Doktrini” tam olarak bu dinamiği istismar etmek üzere tasarlanmıştır.
Isfahan senaryosu kazanım-risk dengesi açısından en uç noktada durmaktadır. Uranyumun ele geçirilmesi nükleer silahlanmayı kalıcı olarak engelleyebilir. Bu anlamda stratejik getirisi çok yüksektir. Ancak operasyonun başarısı kesin istihbarata bağlıdır ve UAEA bile malzemenin tam konumunu yaklaşık dokuz aydır doğrulayamamaktadır. Enkaz altındaki tünellere ulaşmak ağır mühendislik ekipmanı ve uzun süreli yer çalışması gerektirir. Bu süre boyunca kuvvetler İran’ın iç bölgelerinde, dağlık arazide, lojistik hatları uzamış ve son derece kırılgan bir konumda kalacaktır.
Bu üç senaryoyu aşan yapısal bir engel de coğrafyadır. 2003’te ABD zırhlı kolları Irak’ın düz çöl arazisinde 21 günde Bağdat’a ulaşsa da İran’da böyle bir ilerleme fiziken mümkün değildir. Zagros ve Elburz sıradağları ülke topraklarının yarısını kaplar. Büyük nüfus merkezleri iç bölgelerde, dağlarla çevrili ve çöllerle tamponlanmış hâldedir. Batıdan yalnızca dar geçitler geçiş imkânı verir, güneyden çıkarma alanları sınırlı ve katmanlı savunmayla kaplıdır, doğudan ise altyapısız çöl herhangi bir lojistik planlamayı imkânsız kılar.
Karar penceresi ve siyasi denklem
Trump’ın mesajları bilinçli bir belirsizlik içermektedir. 19 Mart’ta “asker göndermiyorum” derken ertesi gün 2.500 ek Deniz Piyadesi konuşlandırmıştır. Aynı gün Truth Social’da operasyonları “yavaşlatmaktan” söz etmiştir. CNBC’ye verdiği demeçte ise “Şimdi çekilsek yeniden inşa etmeleri en az on yıl sürer ama yeniden inşa ederler. Daha uzun kalırsak asla yeniden inşa edemezler.” ifadelerini kullanmıştır. Bu cümle, kısa vadeli çekilme ile uzun vadeli angajman arasındaki gerilimi tek başına özetler niteliktedir.
İç siyasi denklem ise karmaşıktır. Quinnipiac anketine göre seçmenlerin %74’ü kara kuvveti gönderilmesine karşıdır. Bu oran Cumhuriyetçiler arasında bile %52’ye ulaşmaktadır. Kongre bugüne dek herhangi bir Kuvvet Kullanma Yetkisi çıkarmamıştır. Müttefik desteği ise yok denecek düzeydedir. NATO müttefikleri 16 Mart’ta Hürmüz operasyonuna katılımı resmen reddetmiştir. 2003’te en azından İngiltere önemli bir muharebe ortağıydı. Bu kez ABD ve İsrail fiilen yalnızdır.
200 milyar dolarlık ek bütçe talebi ve günlük yaklaşık 891 milyon dolarlık harcama siyasi baskıyı giderek artırmaktadır. Bu baskı ya kararlı bir kara harekâtıyla hızlı çözüme ya da hedefler karşılanmadan erken çekilmeye yöneltecektir.
Sonuç olarak Washington’daki tartışma artık kara operasyonunun yapılıp yapılmayacağından ziyade, kapsamı ve zamanlaması üzerinde yoğunlaşmış durumdadır. Kuvvet konuşlanma takviminin Nisan başını işaret etmesi bu ihtimali daha somut hale getirmektedir. Ancak masadaki seçeneklerin hiçbiri düşük riskli görünmemektedir. Hark Adası sürdürülebilirliği sınırlı bir ileri üs niteliği taşırken, Hürmüz kıyı hattında bir operasyon kolaylıkla kontrol dışı bir genişlemeye yol açabilir. Isfahan ise istihbarat belirsizliği nedeniyle yüksek risk barındıran bir hedef olarak öne çıkmaktadır.
Bu tablo, İran’ın savunma mimarisiyle doğrudan bağlantılıdır. “Mozaik Savunma” yaklaşımı, merkezî yapının zayıflaması durumunda dahi yerel ve özerk unsurların devreye girmesini öngören bir modeldir. Dağlık coğrafya ve dağınık konuşlanma, sınırlı kara operasyonlarının hızla genişleyen ve öngörülmesi zor bir çatışmaya evrilmesine elverişli bir zemin sunmaktadır.
ABD’nin sınırlı kara operasyonu yürütme kapasitesi olsa da operasyonun sağlayacağı muhtemel kazancın tırmanma, uzun süreli angajman ve İran’ın savunma ağlarının yaratacağı maliyete değip değmeyeceğidir. Tarihsel deneyim, sınırlı hedeflerle başlayan müdahalelerin hızla genişleyebildiğini ve maliyetlerin öngörülenin ötesine geçebildiğini göstermektedir.