İran’ın yaklaşımı, “kesin zafer” arayışından çok “kesin yenilgiden kaçınma” mantığına dayanıyor.
Kalıcı sonuç üretebilecek kapsamlı bir harekât, operasyonel ve siyasi olarak uygulanabilir değildir. Uygulanabilir olan sınırlı hava harekâtları ise yapısal olarak kalıcı bir stratejik sonuç üretmeyecek, aksine İran’ın öğrenme ve güçlenme sürecini hızlan
Cenevre’den olumlu bir sonuç çıkması askerî baskının artmasından ziyade ABD’nin İran açısından kabul edilebilir, somut ve itibarı zedelemeyen bir çıkış formülü sunup sunamayacağına bağlıdır.
İran toplumu, rejime yönelik desteğin eridiği ancak tamamen çözülmediği, muhalefetin yaygınlaştığı ancak örgütsüz kaldığı, dış baskının ise toplumsal dinamikleri hem tetiklediği hem de karmaşıklaştırdığı bir dönemden geçiyor.
Çin, nihai bir çözüm yerine aşamalı, sınırlı ve gerilimi düşürmeye dönük bir uzlaşmayı daha gerçekçi bulmakta ve tarafları bu yönde teşvik etmektedir. Pekin, bölgesel düzenin köklü biçimde yeniden şekillenmesindense, gerilimin kontrol altında tutulduğu bi
Gerilimin düşürülmesi, Moskova’nın çıkarlarına açık biçimde hizmet etmektedir zira bir askerî çatışma, komşu bölgelerde istikrarsızlaşma riskini artıracak ve dikkat ile kaynakları diğer öncelik alanlarından uzaklaştıracaktır.
Moskova, Tahran’da statükonun korunmasını alternatifsiz bir senaryo olarak görmektedir. Zira İran’da Batı yanlısı bir yönetimin iş başına gelmesi, Rusya’nın bölgedeki projeleri için varoluşsal riskler doğuracaktır.
İran diasporası 28 Aralık protestolarına hızlı ve çok yönlü tepki vermiştir. Rıza Pehlevi, Batı medyasında en görünür muhalif ses olarak öne çıkmıştır. Ancak diaspora içindeki derin bölünmeler ortak bir liderlik oluşmasını engellemiştir.
İran’ın 2026’ya krizlerin bittiği bir eşikte değil, büyük krizleri aynı anda yönetmek zorunda kaldığı dar bir koridorda girdiğini söylemek mümkün.
Tahran’daki protestolar ani bir patlamadan ziyade, uzun süredir biriken hoşnutsuzluğun tezahürü olarak okunabilir.
8 Aralık, İran’ın bölgesel rolünün “merkezi güç”ten “sınırlandırılmış aktöre” doğru evrildiği daha uzun soluklu bir dönüşümün ara durağı olarak okunmalı. Bu dönüşümün nihai şeklini ise yalnızca Tahran’daki tercihler değil, Ankara’dan Riyad’a, Washington’d
ABD’nin Kasım 2025’te açıkladığı Ulusal Güvenlik Strateji Belgesi, Trump yönetiminin Ortadoğu tasavvurunu, ittifak mimarisine bakışını, İran’a atfettiği yeri ve çok kutupluluk tartışmaları bağlamında ABD’nin liderliğini nasıl kurguladığını son derece berr