Mevcut baskılara rağmen aralarındaki bağları koparmama konusunda ısrarlı bir yaklaşım sürdüren İran ve Hindistan, karşılıklı ilişkilerinde gerileme dönemine tanık olmaktadır.
İran’ın Karabağ meselesinde Azerbaycan halkı, İran Türkleri ve uluslararası toplumu hedef alan propaganda faaliyeti, güven problemi, söylem-eylem tutarsızlığı gibi nedenlerle başarısızlığa uğramış durumda.
Tahran’ın Dağlık Karabağ işgaliyle ilgili sergilediği net olmayan tutum, İran’ın güvenilir bir ara bulucu olmasını güçleştirmektedir.
Dağlık Karabağ işgalinin sonlandırılması, Güney Kafkasya’daki otuz yıllık yapay dengenin bozulması ve yeni, doğal bir dengenin kurulması anlamına geliyor.
1813 Gülistan, 1828 Türkmençay ve 1829 Edirne antlaşmalarıyla Rusların eline geçen Dağlık Karabağ, Rusların etnik politikaları neticesinde demografik bir değişim ve dönüşüm süreci yaşamıştır.
İran’dan gelen resmî, yarı resmî açıklamalar ve kamuoyu tepkileri doğrultusunda belirtmek gerekir ki Karabağ sorunu Tahran için jeopolitik risklerin yanı sıra etno-politik riskler de barındırmaktadır.
Rusya’nın tarafsız kalma politikası giderek zayıflıyor. Azerbaycan’ın askerî operasyonları ve Türkiye’nin politikası Rusya’yı çözüm masasına oturmaya zorluyor.
İran’ın 30 yıl önceki pozisyonunu koruduğu ve işgal altındaki Müslüman komşusu ile işgalci Ermenistan’ı eşit pozisyonlarda değerlendirdiği görülmektedir.
İran’ın büyüklüğü, nüfusu, Şiilik formülasyonu ve Arap devletlerindeki eylemleri tarihsel olarak BAE’nin stratejik düşüncesini etkilemiştir.
Hatemikiya, filmiyle içinde bulunduğu jeopolitik havzaya ve dünyaya mesajını iletir: Dünya mirası, Orta Doğu, İslam birliği, Şii ittifakı ve her bir İranlı tehlikededir.
Mısır, Türkiye ve İran gibi bölgesel güçler, aralarındaki cüzi ihtilafları bir kenara bırakamazlarsa genişçe bir bölge kötü yönetimlerle boğuşan büyük bir Lübnan’a benzeyecektir.
Ekonomik ve siyasi olarak güçlü bir aktör hâline gelebilmede enerjinin rolü dikkate alındığında bu hamle Türkiye’nin elini güçlendirecek ve ülke artık masaya daha güçlü oturacaktır.