ABD’nin, İran’a verdiği iddia edilen tavizler ve UAEA’nın son raporunu görmezden geldiği düşünülürse Biden yönetiminin ne pahasına olursa olsun Nükleer Anlaşma’yı canlandırmak istediği söylenebilir.
İran gibi alternatif ülkelerden sunulacak ilave arzın, ne kadar süre içinde piyasadan çıkan Rusya petrolünün yerini alacağı gerçeği, petrol piyasasında belirsizliği azaltacak etkenlerden biri olacaktır.
İran ve Katar arasındaki ilişkilerin bir ayağını Viyana görüşmeleriyle ilintili konular, diğerini Rusya ve Avrupa arasındaki krizden kısa süreli avantaj sağlama arzusu oluşturmaktadır.
Viyana anlaşması İran içi güç dengelerini etkileyecek olmasına rağmen asıl etkisi bölgesel politikalar konusunda olabilir.
Biden Dönemi’nde yaptırımlarda yumuşamaya gidilmesi, Batı Asya’da 2021 yılının en önemli değişikliklerinden biri olmuştur.
Gelinen noktada, önümüzdeki dönem daha çok ABD'nin ve elbette İsrail'in İran'ı nükleer ve bölgesel güç olarak kabul etmeyi hazmetme süreci de olacak.
Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı ile İran arasındaki iş birliği, İran nükleer krizinin çözümünde önemli bir adım olarak görülebilir.
Reisi ve ekonomi ekibi, ekonominin yol haritasını tamamlarken KOEP ile ilgili negatif beklentiler, İran ekonomisini zora sokuyor.
Yaptırımlar devam etmesine rağmen ABD Başkanı Biden’ın, İran’a karşı bir önceki döneme göre takındığı yumuşak tutum, İran’ın döviz rezervlerini artırdı.
ABD, Afganistan’dan çekildikten sonra Taliban ve bölgeye yönelik stratejilerinde, Körfez müttefiklerinin kesintisiz desteğini almayı hedefliyor.
Japonya, Orta Doğu’da ABD-Çin rekabetini fırsata çevirerek İran, İsrail ve Irak gibi bölge ülkeleri ile iş birliğini artırmaya çalışmaktadır.
Irak’ın, Afganistan benzeri bir rotaya evrilmesi, ABD’nin Çin’e karşı yürüteceği stratejik yarışta çıkarına olmayacaktır.