İran’ın İsrail ve ABD ile bir savaşın içinde bulunduğu mevcut konjonktürde, Azerbaycan ile yeni bir cephe açılması ve gerginliğin sıcak çatışmaya dönüşmesi her iki taraf açısından da rasyonel bir ihtimal olarak görünmemektedir.
Gözaltılar yalnızca bugünün krizleriyle değil İslam Cumhuriyeti’nin gelecekteki siyasal mimarisiyle birlikte değerlendirilmelidir.
Çin, nihai bir çözüm yerine aşamalı, sınırlı ve gerilimi düşürmeye dönük bir uzlaşmayı daha gerçekçi bulmakta ve tarafları bu yönde teşvik etmektedir. Pekin, bölgesel düzenin köklü biçimde yeniden şekillenmesindense, gerilimin kontrol altında tutulduğu bi
Toplumsal huzurun ve rızanın güvenlik merkezli yaklaşımlardan daha kalıcı bir istikrar üreteceğini ifade eden Ruhani, iç sorunların çözümünün dış tehdit söylemi üzerinden ertelenmesinin artık toplumda karşılık bulmadığını vurguladı.
Rejim kısa vadede güvenlik araçlarıyla istikrarı koruyabilmiş görünse de bu yaklaşım uzun vadede sistemi daha sert ve daha fazla güvenlik temelli çözümlere bağımlı hâle getirmektedir.
Donald Trump’ın Venezuela’daki liderlik tasfiyesinden devşirdiği stratejik özgüven, onu Tahran için de benzer ölçüde maksimalist hedeflere yöneltmiş görünmektedir. Böyle bir girişim, yalnızca pahalı bir hata değil, aynı zamanda tarihsel bağlamı göz ardı e
Moskova, Tahran’da statükonun korunmasını alternatifsiz bir senaryo olarak görmektedir. Zira İran’da Batı yanlısı bir yönetimin iş başına gelmesi, Rusya’nın bölgedeki projeleri için varoluşsal riskler doğuracaktır.
İran yönetimi bu kez protestoları bastırmaktan çok, anlamını daraltarak yönetmeyi ve süreci kontrol edilebilir bir kriz düzeyinde tutmayı tercih etmektedir.
İran’ın 2026’ya krizlerin bittiği bir eşikte değil, büyük krizleri aynı anda yönetmek zorunda kaldığı dar bir koridorda girdiğini söylemek mümkün.