Türkiye, son dönemlerde Irak’ta ABD-İran arasında yaşanan açık çatışmadan rahatsızlık duymaktadır.
Irak’ın içinde bulunduğu sosyopolitik krizi daha derinleştireceğe benzeyen bu saldırının diğer bir etkisi de hâlihazırda devam eden protesto gösterileri üzerinde görüleceğe benziyor.
İran güvenlik güçleri ve Kürt militanları arasında aniden bir “diyalog sürecinin” başlatılması pek çok soru işaretine yol açtı.
Adil Abdülmehdi’nin entegrasyon kararnamesi, devlet otoritesinin yeniden sağlanması ve ulus-altı aidiyetlerin siyasal ve ekonomik anlamda belirleyiciliğinin önlenmesi sürecinde sadece bir aşamadır.
Esed Rejimi ve Rusya’nın saldırıları artarsa Soçi Anlaşması ve Astana müzakereleri anlamsız kalacaktır.
İran ve Rusya, kısa vadeli hedefleri olan Esed’i rejimin başında tutmayı ve muhalifleri mağlup etmeyi başarmışsa da iki ülkenin Suriye’deki orta vadeli hedefleri birbirine ters düşmektedir.
ABD’nin İran’a yönelik baskıcı politikaları İran’ın dünyayla olan ilişkilerini olduğu gibi uluslararası aktörlerin de İran’la olan ilişkilerinde belirleyici bir rol oynamıştır.
Trump, İran Devrim Muhafızları Ordusu’nu terör örgütü ilan ederek onu zayıflatmayı amaçlamış, DMO üzerinden de İran’ı yalnızlaştırarak bölgedeki etkisini kırmayı hedeflemiştir.
Trump’ın son hamlesi artık uluslararası ilişkilerde güç politikasının öne çıktığı, güçlünün haklı olabileceği ve uluslararası bağlayıcılığı olan kararlara rağmen toprak elde etmenin meşru sayılabileceği şeklinde yorumlanabilir.
Türkiye ile İran arasında bölgesel güvenlik sorunları ekseninde gelişen yakınlaşma Ankara-Washington hattında sorunlara neden olsa da Türkiye, Tahran’la askerî ilişkilerinin derinleşmesinin faydalı olacağını düşünmektedir.
Tahran, Irak’taki ekonomik ve politik kazanımlarını pekiştirerek bu ülkenin ABD’nin çevreleme stratejisinin bir parçası olarak kendisine karşı bir güvenlik sorunu oluşturmasına engel olmayı hedeflemektedir.
Cezayir Anlaşması’nın gündeme gelmesi ve İran-Irak ilişkilerinin pekişmesi, ABD’ye karşı sembolik bir mesaj niteliğindedir.