ABD-İsrail hava harekâtlarının İran’da bir Kürt ayaklanması yaratması, Kürt gruplar arasındaki parçalanmışlık, toplumsal desteğin yokluğu, kara işgalinin olmaması ve İran’ın güvenlik kapasitesi nedeniyle mümkün görülmemektedir.
Trump yönetiminin yaklaşımı, karşılıklı tavize dayalı bir uzlaşıdan çok Tahran’ı baskı yoluyla davranış değişikliğine yöneltme anlayışına dayanıyordu.
Bu girişim, tek başına tarihsel bir kopuş değil dış baskı, iç kriz ve rejim kırılganlığı beklentisinin kesiştiği konjonktürel mantığın içinde anlam kazanan bir gelişme olarak okunmalıdır.
Kalıcı sonuç üretebilecek kapsamlı bir harekât, operasyonel ve siyasi olarak uygulanabilir değildir. Uygulanabilir olan sınırlı hava harekâtları ise yapısal olarak kalıcı bir stratejik sonuç üretmeyecek, aksine İran’ın öğrenme ve güçlenme sürecini hızlan
Cenevre turu, görüşmelerin kopmadığını gösterse de somut ve ölçülebilir bir iyimserlik üretmiş değildir.
Cenevre’den olumlu bir sonuç çıkması askerî baskının artmasından ziyade ABD’nin İran açısından kabul edilebilir, somut ve itibarı zedelemeyen bir çıkış formülü sunup sunamayacağına bağlıdır.
İran toplumu, rejime yönelik desteğin eridiği ancak tamamen çözülmediği, muhalefetin yaygınlaştığı ancak örgütsüz kaldığı, dış baskının ise toplumsal dinamikleri hem tetiklediği hem de karmaşıklaştırdığı bir dönemden geçiyor.
Çin, nihai bir çözüm yerine aşamalı, sınırlı ve gerilimi düşürmeye dönük bir uzlaşmayı daha gerçekçi bulmakta ve tarafları bu yönde teşvik etmektedir. Pekin, bölgesel düzenin köklü biçimde yeniden şekillenmesindense, gerilimin kontrol altında tutulduğu bi
Gerilimin düşürülmesi, Moskova’nın çıkarlarına açık biçimde hizmet etmektedir zira bir askerî çatışma, komşu bölgelerde istikrarsızlaşma riskini artıracak ve dikkat ile kaynakları diğer öncelik alanlarından uzaklaştıracaktır.
Umman görüşmeleri, bir çözümün habercisi olmaktan çok, çözüm ihtimalinin hangi sınırlar içinde mümkün olabileceğini test eden uzun soluklu müzakere evresinin başlangıcı olarak okunmalıdır.
Mevcut tablo, ABD’ye askeri müdahalenin yüksek risk taşıdığını ve yalnızca baskı ile tehdidin İran’ı teslimiyete zorlamayacağını göstermektedir. İran açısından ise bu tablo, sürecin Trump’ın öngörülemezliği etrafında şekillendiğine işaret eden stratejik b