Beş Yılın Ardından Yemen İç Savaşı

Deniz Caner Kütüphane Sorumlusu

Yemen’de Arap Baharı'nın da etkisiyle 2011'de başlayan gösteriler, 2014’te otuz üç yıldır ülkeyi yöneten Ali Abdullah Salih’in Husiler tarafından devrilmesi ile sonuçlandı.

Suudi Arabistan’ın Yemen’de Husilere karşı 26 Mart 2015 tarihinde başlattığı askerî müdahalenin ardından patlak veren iç savaşta beş yıl geride kaldı. Suudiler, harekâta başladıklarında en fazla birkaç ay içinde Yemen’de her şeyin “rayına oturacağını” söylemişti ancak bu böyle olmadı. Kuveyt, Bahreyn, Katar, Fas, Sudan, Ürdün ve Mısır gibi toplamda dokuz müttefikini arkasına alan Kral Selman, 150.000 askerine saldırı emri verdi ve gece yarısı Suudi Arabistan savaş jetleri Yemen hava sahasına girerek Husi isyancıların sayısız mevzisini bombaladı ve savaşı başlattı.

Operasyonun amacı Cumhurbaşkanı Abdurabbu Mansur el-Hadi hükûmetini tekrar iktidara getirmekti. Ayrıca Suudi Arabistan kraliyet ailesi genel anlamda Arap Yarımadası’nı doğal nüfuz alanı olarak görmekte ve bölgedeki hâkimiyetini tehlikeye atacak herhangi bir siyasi hareketin iktidara gelmesini engellemek istemektedir. Ancak 3.000 rakımlık yüksek dağları ve uçsuz bucaksız çölleri olan Yemen'de yüz savaş uçağıyla Husilere karşı başlatılan savaşın kolay olmayacağı belliydi.

Geçen süreç içerisinde İran destekli Husiler uzun mücadelelerinin sonunda başkent Sana'yı, liman şehri olan Aden'i ve diğer birkaç önemli kenti ele geçirdi. Husiler daha sonra stratejik önemdeki Aden’i kaybetseler de hâlihazırda Yemen’in dörtte birini elinde bulundurmaktadır. Özellikle Eylül 2019’da yürütülen bir operasyonda Husilerin, Suudi Arabistan öncülüğündeki Koalisyon Güçlerinin oluşturduğu birlikleri bozguna uğratarak iki binden fazla kişiyi esir aldığı uluslararası basında yer almıştı. Yine aynı ayda Husilerin gerçekleştirdiği iddia edilen Aramco Saldırısı Suudi Arabistan’ın günlük petrol gelirinin yüzde ellisini kaybetmesine neden olmuştu.

Gelinen noktada ne Suudi Arabistan Husi isyancıları tam olarak bastırabilmiş ne de Husiler Yemen’in bütününe hâkim olabilmiştir. Nitekim Riyad, bu savaşın sadece askerî yollarla kazanılamayacağını görmüş bulunuyor. Bu yüzden Suudi Arabistan, 5 Kasım 2019’da BAE ve Suudi Arabistan destekli gruplar arasında imzalanan Riyad Anlaşması'na göre Yemen’in, Husilerin de nüfuz alanına sahip olacağı federal bir devlete dönüşmesine olumlu yaklaştı.

Diğer yandan İran destekli Husiler de hâlâ saldırı yeteneğine sahip olduklarını mart ayı başlarında Sana’nın kuzeydoğusundaki el-Hazm kentini ele geçirerek güneydeki Marib’e doğru ilerleyişlerini sürdürmek suretiyle gösterdi. Bu nedenle Riyad’ı menzile alan füzelere sahip olan bu Şii grubun hâlâ Suudiler için tehlike arz ettiği açıktır. 28 Mart’ta Husilerin Riyad’a düzenlediği balistik füze saldırısı bunun en iyi örneğidir. Arap Koalisyonu Sözcüsü Albay el-Maliki, iki balistik füzenin Riyad ve Jizan kentlerine fırlatıldığını ve saldırı sonucu ölen ya da yaralanan olmadığını bildirdi. Sözcü yaptığı açıklamada İran destekli Husilerin tehdit olmaya devam ettiğini ve bu grubun ateşkesi kabul ettiği yönündeki açıklamaların gerçeği yansıtmadığını söyledi.

Savaşın Trajik Boyutu

Yemen’de Arap Baharı'nın da etkisiyle 2011 yılında özgürlük ve adalet talepleriyle başlayan gösteriler, 2014’te otuz üç yıldır ülkeyi yöneten Ali Abdullah Salih’in Husiler tarafından devrilmesiyle sonuçlandı. Ancak 26 Mart 2015'ten bu yana Suudi Arabistan öncülüğündeki “Arap Koalisyonu”nun askerî müdahalesiyle Yemen’de yaşananlar insani krize dönüştü. Tüm ülkenin altyapısını sistematik olarak yok eden bu savaşın; ABD, Fransa, İngiltere ve Almanya gibi Batılı tarafları da göz ardı edilmemeli. Suudi Arabistan ve Koalisyon Güçleri'ne Batı’dan temin edilen silahların Yemen Savaşı'nda kullanılması, krizin “Batılı” boyutunu ortaya koymaktadır. Örneğin 8 Ekim 2016’da Deyrü’l-Hacari’deki dört çocuklu bir ailenin hayatını kaybettiği hava saldırısında moloz yığınları arasında Alman silah şirketi AG Rheinmetall’in bir yan kuruluşu olan RWM İtalya firmasına ait silah materyallerine ait parçalar bulunmuştu. Suudi Arabistan ve BAE’nin Yemen Savaşı'nda insan haklarını sistematik olarak ihlal ettiğini gösteren birçok rapor bulunmasına rağmen 2015-2018 yılları arasında RWM İtalyan firması MK80 serisi bombalarını bu ülkelere göndermeye devam etti. Bu durum karşısında İtalyan savcılar, Nisan 2018’de bir soruşturma başlattılarsa da İtalyan yargısı olayın tam anlamıyla üstüne gitmek yerine dosyayı kapatma yolunu seçti. Hâlbuki İtalya Anayasası'nın 185/1990 sayılı maddesi silahlı çatışmanın taraflarına silah ihracatını yasakladığı gibi AB’nin de insan haklarını ihlal eden çatışmacı taraflara silah ihracatını yasaklayan yasaları bulunmaktadır. Büyük bir insani krizin yaşandığı Yemen’de İtalya dışında Almanya, Fransa, İspanya ve İngiltere’deki silah şirketlerinin de Suudi Arabistan ve BAE’ye silah ihracatı sürmektedir. Bir taraftan İran destekli Husi isyancıların halk üzerindeki baskı ve saldırganlıkları diğer taraftan Batılı silahlarla donatılmış Arap Koalisyonu'nun hava ve kara saldırıları Yemen’de bugüne dek çeyrek milyona yakın insanın yaşamına mâl oldu. BM Kalkınma Raporu'na göre ölenlerin yüzde 60’ını beş yaşın altındaki çocuklar oluşturuyor. Nüfusun yüzde 80’i insani yardıma muhtaç ve on üç milyondan fazla insan da açlık riskiyle karşı karşıya. Ayrıca BM raporlarına göre Yemen’de her on dakikada bir beş yaş altı bir çocuk hayatını kaybediyor.

Suudi Arabistan Öncülüğündeki Koalisyonun Çöküşü

Savaşın bu acı tablosuna rağmen sahadaki mücadele hız kesmeden devam ediyor. Fakat Suudi Arabistan öncülüğündeki koalisyonda oluşan çatlak oldukça belirgin. Savaşın başlangıcından itibaren Babü’l-Mendeb Boğazı etrafındaki stratejik liman ve havalimanlarında kontrolü sağlayarak varlığını pekiştiren ve ayrı bir Yemen projesine sahip olan BAE, 2019 yazında sessizce birliklerinin büyük bir kısmını çekti. Bu kararın en büyük nedeni, savaşın askerî, ekonomik ve siyasi maliyetinin oldukça ciddi boyutlara ulaşmasıydı. Fakat BAE hâlâ 10 bin Sudan asıllı paralı askerini Yemen’de bulundurmaktadır. Suudi Arabistan’ın ortakları arasındaki mutabakatının çökmesinin birçok sebebi var. Arap Koalisyonu olarak adlandırılan ittifakta önce Katar’ın dışarıda kalması daha sonra BAE ile Güney Yemen’de yaşanan anlaşmazlıklar ve son olarak yeni Sudan yönetiminin Yemen’deki askerî birliklerini çekme kararı bu nedenlerin öne çıkanlarından birkaçıdır. Ayrıca BAE'nin geçici başkenti Aden olan Güney Geçiş Konseyi’ni (Southern Transitional Council/STC) kullanarak ülkenin stratejik noktalarına hâkimiyet kurduktan sonra Hadi hükûmetini ilgili bölgelerden çıkarması da Suudi Arabistan ile BAE arasında iplerin gerilmesine sebep oldu. Bu da yukarıda bahsedildiği üzere BAE ve Suudi Arabistan arasında Riyad Anlaşması'nın imzalanmasını sağlamıştı. Anlaşma gereğince 5 Aralık’ta yeni bir hükûmet kurulana kadar Muin Abdulmelik Said, Aden bölgesinin başbakanı olacak ve STC hem siyasi hem de askerî açıdan yeni hükûmete entegre edilecektir.

Genel anlamda Yemen Savaşı'nın başından itibaren planlandığı gibi gitmemesinin nedenleri arasında; amacının sınır ve kapsamının belirsizliği ve mücadelenin zor ve engebeli bir arazide yürütülüyor olması var. Diğer yandan elbette İran’ın Husilere sağladığı kapsamlı destek de savaşın Suudiler lehine sonuçlanmasını engellemiştir. İran, Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani’nin 2 Ocak’ta öldürülmesiyle bölgedeki vekil güçlerine verdiği desteğinin kaybolmadığını göstermek adına Yemen’e Devrim Muhafızları Ordusu'nun (DMO) üst düzey komutanlarını gönderdi. Ayrıca Süleymani’nin öldürüldüğü gün ABD’nin Yemen’deki savaşı İran lehine koordine eden ve DMO'da önemli bir yere sahip olan Abdulrıza Şahla’yi öldürme planı da başarısızlıkla sonuçlanmıştı.

İran’ın Husiler aracılığıyla sahada bulunması savaşın bir süre daha devam edeceğini gösteriyor. Tahran'ın Yemen’deki öncelikli hedefi Husilerin kontrolündeki bölgeleri güvence altına almak. Bu strateji Husilerin ülkedeki varlığını koruma ve örgütü Suudi Arabistan için bir tehdit unsuru olarak kullanma amacı taşımaktadır. İran, Husileri desteklemekle Suudi Arabistan'ın bölgedeki üstünlüğünü azaltmakta ve bunun karşılığında Yemen'deki savaşta daha az bedel ödemektedir.

Tüm bunlarla birlikte ülkenin sağlık altyapısının çökme noktasına gelmesi, nüfusun büyük çoğunluğunun insani yardıma muhtaç olması ve bu dönemde tüm dünyayı saran koronavirüs salgınının Yemen’i de etkisi altına alması trajedinin boyutunu artıracaktır. Her ne kadar bugüne kadar herhangi bir vaka rapor edilmemişse de birkaç gün önce Suudi Arabistan’da bulunan 6.000 Yemenlinin sınır dışı edilmesi Virüsün Yemen’e de sıçradığı yönündeki endişeleri artırdı. Tüm sınırlarını kapatarak uçuşları durduran Suudi Arabistan’ın böyle kapsamlı bir sınır dışı kararı alması, virüsü Yemen’e taşıyarak Husiler arasında da yayılmasını istediği yönünde kuşkulara neden oldu. Husi isyancılar, ülkeye dönen bu kişileri on dört gün boyunca izole etmek için karantina merkezleri kurdu. Sana’da hâlihazırda bir sağlık merkezi onaylanmış vakaları tedavi etmek ve izole etmek için genişletilmekteyse de buradaki yatak sayısının on ikiden ibaret olduğunu not etmek gerekir. Savaş yorgunu Yemen’i bir de salgının vurması tam anlamıyla bir faciaya neden olacaktır.

23 Mart’ta BM Genel Sekreteri Antonio Guterres sağlık sistemlerinin çöktüğü ve sağlık çalışanlarının hedef alındığı savaş bölgelerindeki savunmasız insanların koronavirüs salgınından iki kat daha fazla etkilenme riskiyle karşı karşıya olduğu uyarısında bulundu ve devam eden savaşlar için küresel ateşkes çağrısı yaptı. Fakat bu çağrıya Yemen dâhil hiçbir ülkeden cevap gelmemesi altıncı yılına giren bu savaşın daha çok acı sonuçlarının olacağını göstermektedir.

Yemen, Suudi Arabistan, BAE, İran, BM

İran ve ABD Denkleminde AB’nin Ara Buluculuğu

Deniz Caner

İran, ABD yaptırımlarıyla büyük ölçüde zarar görmüş ekonomisini zenginleştirilmiş uranyum faaliyetleriyle kurtaramayacaktır.

KOEP’in Geleceği Tehlikede

Deniz Caner

İran ilerleyen safhalarda uranyumu yüksek oranda zenginleştirebilirse iki ila üç atom bombası için yeterli rezerve sahip olacak.