Ehl-i Sünnet ve Şia

25.03.2020

Ehl-i Sünnet ve Şia

Hüseyin Atay, Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Yayınları No:159, Ankara, 1983, 207 sayfa

Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Kelam Ana Bilim Dalı’nda profesör olan Hüseyin Atay, İslam’da fikir ve düşünce tarihinin önemli kollarından olan İslam Mezhepleri Tarihi alanında önemli bir yere sahip Ehlisünnet ve Şia mezheplerini, 1983 yılında “Ehl-i Sünnet ve Şia” isimli bu eserinde kaleme almıştır. Atay eserinde, Ehlisünnet ve Şia arasında yaptığı mukayese ile kendi deyimiyle: “…iki mezhebin yaklaşmasını ve arada olan düşmanlığın kalkmasını” (s.187) amaç edinmiş ve aradaki ihtilafların azaltılması gerektiğini vurgulamıştır.

1930 yılında Rize’de doğan Hüseyin Atay, birer hafız olan babası ve amcasının yanında küçük yaşta hafızlığını tamamlamıştır. Liseyi (1948) ve üniversiteyi (1954) Bağdat’ta tamamlayan Atay, Bağdat İlahiyat Fakültesini birincilikle bitirmiştir. Bağdat'ta gerek lise gerekse de fakülte tahsili esnasında oranın müderrislerinden hususi olarak ilmi dersler almıştır. 1960 yılında Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesinde "Kur’an’a Göre İman Esaslarının Tespiti ve Müdafaası" adlı teziyle doktorasını tamamlamış, 1974 yılında Kelam profesörü olmuş ve aynı yıl kurulan Kelam İlmi Kürsüsü’ne başkan seçilmiştir. Yurt dışında farklı üniversitelerde ders ve seminerler vermiş olan Atay, A. Ü. İlahiyat Fakültesi Kelam Kürsüsü Başkanlığını 1997 yılına değin yani emekli oluncaya kadar devam etmiştir. Basılmış çok sayıda eserinin yanında, yurt içi ve yurt dışı yayın organlarında yayımlanmış yüz kadar makalesi de vardır. Hüseyin Atay, Arapça ve İngilizce dillerinin yanı sıra İbranice de bilmektedir.

Eser, içindeki fikir ve inançların kendi özleri ve bağlı oldukları sistemin ölçüleri açısından doğru veyahut doğruya yakın olup olmadıklarının anlaşılmasına yardımcı olacak bir yöntemle kaleme alınmıştır. İslam mezhepleri tarihinde mezheplerin tasnifine yönelik takip edilecek birkaç metot mevcuttur.1 İncelediğimiz bu eserde yazar, mezheplerin çıkış ve doğuş sebeplerini göz önünde bulundurmuş ve kronolojik metot yöntemini kullanmıştır. Bu metotla fikirlerin sahiplerinin kim olduğunun yanı sıra bu fikirlerin ne zaman ortaya çıktığı, sonrasında bu fikirlerin kimler tarafından devam ettirildiği daha anlaşılır bir şekilde görülmektedir.

Ehl-i Sünnet ve Şia isimli bu eser toplamda dokuz bölümden oluşmaktadır. Hüseyin Atay, kitabın giriş bölümünde bir sonraki bölümlerin daha iyi anlaşılabilmesi için önemli bazı kavram ve görüşleri açıklamıştır. Bu başlıklardan birinde, İslam’da ayrılıkların (fırkalaşmanın) sosyolojik ve siyasi sebeplerini maddeler hâlinde açıklamış ve bu maddelerde önemli noktalara değinmiştir. Örneğin Muaviye’nin Hz. Ali’ye karşı çıkmasının herhangi bir imamet meselesi ve ideoloji yönünün olmadığına, bunun sadece bir idare etme ve edilme meselesi olduğuna dikkat çekmiştir.

Birinci bölüm “Şia ve Kolları” ana başlığı altında ele alınmıştır. Atay öncelikle Hz. Ali’nin vasi2 tayin edilmesi meselesine değinmiştir. Şiiler Hz. Ali’nin Peygamber tarafından vasi tayin edildiğine inanırken Sünniler bunu kabul etmemektedir. Yazar, Ehlisünnet ve Şia fırkaları arasındaki ilk ihtilaf olan hilafet konusuna yani devlet başkanının tayini ve seçimi meselesine dair her iki fırkanın da görüşlerine detaylıca yer vermiştir. Peygamberin vefatı üzerine hilafet meselesinde Müslümanlar Şiilere göre üç, Sünnilere göre iki gruba ayrılmıştır. Birinci grup Sa’d b. Ubeyd’in halife olmasını isteyenler, ikinci grup ise Hz. Ebu Bekir’in halife olmasını isteyenlerdir. Şiiler bu iki grup dışında üçüncü bir grubun Hz. Ali’nin halife olmasını talep ettiğini iddia etmektedir. Bu doğrultuda Hz. Ali’nin Peygamber tarafından halife tayin edildiği ve ona itaatin zorunlu olduğu, ilk halifelerin hilafetlerinin batıl olduğu görüşü savunulurken diğer yandan Hz. Ali hilafete daha layık olsa da Ebu Bekir ve Ömer’in hilafetlerine itiraz etmediği için onların hilafetleri de caizdir diyen gruplar ortaya çıkmıştır. Hz. Ali’nin vefatından sonra da Şii gruplar içerisinde ortaya çıkan ve aşırıya giden fırkalardan bir tanesi Abdullah b. Sebe’nin kurucusu olarak atfedildiği Sebeiyye fırkasıdır. Hz. Ali’ye tanrılık nispet ettiği iddia edilen Abdullah b. Sebe, İslam mezhepleri tarihinde oldukça tartışmalı bir şahıs olarak karşımıza çıkmaktadır. Öyle ki kendisinin varlığı dahi tartışmalıdır. Yazar bu konudaki farklı görüşlere detaylıca yer vermiştir (s.26-31). Hz. Ali’nin vefatından sonra ona uyanlar, oğlu Hz. Hasan’a tabi olmaya devam etmişlerdir. Fakat Hz. Hasan hilafetinin altıncı ayında hilafeti Muaviye’ye bırakmıştır. Ehlisünnete göre bu durumda Hz. Hasan’ın imamlığı sona ermiştir. Şiilerin pek azı buna inanmış ve Hz. Hasan’dan sonra kardeşi Hüseyin’e biat etmişlerdir. Onun Kerbela’da şehit edilmesinden sonra Şiiler arsında bölünmeler yaşanmıştır. Atay, Hz. Hüseyin’den sonra ortaya çıkan grupların genel görüşlerini dört başlık altında ifade etmiş ve bunların her birini detaylı bir şekilde açıklamıştır.

İkinci bölüm “İmamlığın Abbas Oğullarına Geçişi” ana başlığı altında, Hz. Peygamberin amcası Abbas’ın soyundan gelen Abdullah’ın oğlu Ali’nin oğlu Muhammed’e imamlığın geçmesi ve böylece tarihte ilk defa Abbas oğullarının imamlığa ortak çıkmaları konusu ele alınmıştır. 98 Hicri yılında Emevi Halifesi Abdülmelik oğlu Süleyman, Hz. Ali’nin oğlu Muhammed’in (Hanefiyyenin) oğlu Abdullah Ebu Haşim’i yanına davet eder. Halife bu davet ile kendisine karşı halkı ayaklandırmasından korktuğu Ebu Haşim’in öldürülmesini ister. Öldürüleceğini anlayan Ebu Haşim, yanında bulunan Abbas’ın soyundan gelen Muhammed’e imamlığı vasiyet etmiştir. Daha sonrasında Abbasi hilafeti kurulmuş ve Abbasiler İslam âlemini uzun süre idare etmişlerdir. Devletin kurulmasında önemli bir yeri olan Şiileri organize eden Ebu Müslim Horasani, Abbasilerin ikinci halifesi Ebu Cafer Mansur tarafından siyasi ve şahsi sebeplerden dolayı öldürülmüştür. Onun öldürülmesinin ardından Abbasi taraftarı (Şiası) farklı fırkalara ayrılmış ve bu fırkalardan bazıları Ebu Müslim’in imametini savunmuş, onun ölmediğine inanmıştır. Hz. Hüseyin’in oğlu Ali Zeynel Abidin’in ölümünden sonra imamlık konusu tekrar gündeme gelmiş ve Şiiler arasında iki ana fırka ortaya çıkmıştır. Bunlardan bir kısmı Ali Zeynel Abidin’in oğlu Muhammed Bakır’a inanandılar diğeri kısmı da öbür oğlu Bakır’ın kardeşi Zeyd’e tabi oldular. Bakıriyye ve Zeydiyye dediğimiz bu iki ana grup alt kolları ile detaylıca açıklanmıştır.

Üçüncü bölümde “Ali Oğlu Hasan Askeri’den Sonraki Şii Fırkaları” ana başlığı altında Ali oğlu Hasan Askeri’nin ölmediği, mehdi olduğu, öldüğü için soyundan gelecek birinin imam olacağı, kendisinin değil kardeşinin imam olduğu gibi farklı fikirler beyan eden 15 fırka ve görüşleri ele alınmıştır. Burada ilk ismi mevzubahis olan fırka İmamiye’dir. Kıyamet gününe kadar imamın bulunması gerektiğine inanılan İmamiye’de imamet, Hasan Askeri’nin soyundan devam edecektir. Onlar Hasan Askeri’nin öldüğüne ve soyundan bir halefin bulunduğuna inanmaktadır. Muhammed adında bir oğlu olan Askeri, oğlu beş yaşındayken vefat etmiştir. Muhammed, On İki İmam (İsnaaşeriyye) mezhebinin son imamı kabul edilmiştir. Semerra’da annesinin gözü önünden kaybolmuş ve bir daha geri dönmemiş olan Muhammed’i, İmamiye mehdi olarak beklemekte ve gelip dünyayı adaletle dolduracağına inanmaktadır.

Dördüncü bölümde “İmamiye-İsnaaşeriyyenin İtikat Esasları” ana başlığı altında yazar, çağımızın İsnaaşeriyye müçtehitlerinden olduğunu söylediği Şeyh Muhammed Rıza Muzaffer’in “Akaid el- İmamiyye” adlı eserinden yalnızca imamlara ait olan itikat bölümünü tercüme etmiştir. Buna göre İsnaaşeriyye, Galiye ve Hululiyye fırkaları gibi imamlara uluhiyet atfetmemekten ziyade imamların kendileri gibi insan olduğuna sadece onların daha şerefli olduklarına, imamların sayısına gelince on iki olduğuna ve bu kimselerin isimlerinin Hz. Peygamber tarafından bildirildiğine inanmaktadır.

Beşinci bölümde “İsmailiyye ve İmam Silsilesi” ana başlığı altında ilk olarak İsmailiyye ve İsnaaşeriyye mezheplerinin imam silsilesinde yaşadıkları iki ayrılık noktasına değinilmiştir. Hz. Hasan’ın imamlığını kabul etmeyen İsmailiyye fırkası, babasının sağlığında ölen ve babası tarafından imam tayin edilen Cafer Sadık’ın oğlunun imamlığının yürürlükte olduğunu ileri sürer ve imamlığın İsmail’den oğlu Muhammed’e geçtiğini iddia eder. Bu başlıkta Atay, bu hususların baz alınarak yapıldığı bir kronolojik İsmaili imamet listesine yer vermiştir.

Altıncı bölümde “Mehdi ve Mesih Meselelerine Kısa Bir Bakış” ana başlığı altında Atay, bu meselenin Yahudilik, Hıristiyanlık ve İslam’daki yerlerine değinmiş ve bu konudaki görüşlerini ayrıntılı bir şekilde anlatmıştır. Mesih, siyasi ve sosyal zulüm ve haksızlıkları kaldıracak, milleti hürriyete kavuşturacak bir kurtarıcıdır. Yahudilikteki Mesih inancı ve onun biçimlenmiş şekli olan Hıristiyanlıktaki İsa’nın tekrar gelecek olması inancı ister istemez aynı peygamber ve din geleneği üzerinden gelmiş olan İslam taraftarlarını da etkilemiştir. Mesih mehdi olarak önce Şii fırkalarında sonrasında da Sünnilerde inanılmaya başlanmıştır (s.129). Bu bölümün temel anlatısı bu düşüncenin bu iki mezhebi nasıl etkilediği üzerinedir.

Yedinci bölümde “İsnaaşeriyye ve Ehl-i Sünnetin Görüşlerinin Karşılaştırması” ana başlığı altında en önemli ihtilaf konusu olan imamet meselesi ele alınmıştır. Şia, bu konuda “en faziletli (efdaliyyet)” olma görüşünü ileri sürmektedir. Şia’ya göre imamete en layık olan Hz. Ali’dir ve ondan daha az faziletli bir kimsenin imameti kabul edilemez. Ayrıca imamların masumluğu esastır, günah işlemezler. Zeydiyye gibi daha az faziletli olanın hilafetini addeden istisna Şii fırkalar da mevcuttur. Ehlisünnet, Şia’nın efdaliyyet görüşünü benimsememektedir ve bu görüşe karşın ilk dört halifenin üstünlük derecelerini olduğu gibi kabul etmektedir. Ehlisünnetin bu görüşü de her Ehlisünnet âlimi ve imamı tarafından kabul görmemiştir. Bu bölümde ayrıca iki mezhep arasındaki namaz, oruç, hac ve zekât gibi ibadetlerdeki farklılıklara da detaylı bir şekilde anlatmıştır.

Sekizinci bölümde “Ehli Sünnetin Tarihteki Rolü” ana başlığı altında ilk olarak İslam düşünce tarihinde ihtilaflı meselelerden olan iman-amel ilişkisi ve büyük günah meselesi ile ilgili çeşitli fırkaların görüşleri ele alınmıştır. Bu iki mesele hâlen canlılığını muhafaza etmektedir. Ehlisünnetin iman-amel meselesi ile ilgili temel ilkesi bu ikisini birbirinden ayırmak olmuştur. Bunu sonucunda “Ben Müslümanım” diyen bir kimseye hiç kimse “sen Müslüman değilsin” diyemez. Ehlisünnetin getirdiği bu ilkelerin ilkesi, Müslümanları birleştiren, kaynaştıran, kardeş yapan bir ilkedir (s.173). Yazara göre İslam toplumunun birbirine düşman kesilip ve birbirlerini yok etmekten geri durmayacakları bir dönemde birleştirici ve kapsayıcı bir ilke ile Ehlisünnet ortaya çıkmış ve İslam tarihinde önemli bir rol oynamıştır.

Sonuç bölümünde yazar Ehlisünnet ve Şia’nın önceki bölümlerde bahsettiği ihtilaflı meselelerini özetlemiştir. Bu özet bilgilerin dışında Atay daha önceki bölümlerde değinmediği şu bilgiye de yer vermiştir: “Mezhep, modern sosyolojiye göre büyük bir kitleye karşı yeni bir fikirle ortaya çıkıp ona tepki göstermek ve onu reddetmektir. Şia bu anlamda bir mezheptir. Kendi fikrini ortay atarak büyük topluma karşı çıkmıştır. Ancak Ehlisünnet bu anlamda bir mezhep değildir. O, bütün mezhepleri içine sığdıran İslam’ın ana yolu sayılır.” (s.189).

Hüseyin Atay’ın, kendi içerisindeki aşırı fırkaları eleyerek günümüze kadar gelen İsnaaşeriyye mezhebinin tarihî serüvenini ve Ehlisünnete yakınlığını göstermeye gayret ettiği bu çalışması her iki mezheple ilgili yapılacak çalışmalar için önemli bir kaynak eser niteliğindedir.


1 Öne çıkan tasnif yöntemleri: Fikir merkezli; Şahıs merkezli ve Kronolojik metottur.

2 Vasi kelimesi, sözlükte ölen birinin vasiyetini yerine getirmekle yükümlü olan kimse anlamına gelmektedir. Burada da Hz. Peygamberin kendisinden sonra yerine geçmesi için Hz. Ali’yi vasi kılmış olması şeklinde kullanılmıştır.

1. Dünya Savaşı Sırasında Irak Şiilerinin Osmanlı’ya Karşı Tutumu

Sümeyye Ulu

İngilizler Bağdat’ı işgal etmek istediklerinde Osmanlı İmparatorluğu’yla zaman zaman çatışan Irak Şiilerinin kendilerine destek vereceklerini düşündüler ancak beklenmedik bir direnişle karşılaştılar.