İRAM 14. Makale Sunumu Etkinliği Gerçekleştirildi

Şattülarap meselesinin güncelliğini koruduğu ve ilerleyen dönemlerde tekrar gündeme gelme olasılığının olduğu söylenebilir.

İran Araştırmaları Merkezi (İRAM) İstanbul tarafından yapılan makale sunumlarının on dördüncüsünde, Doç. Dr. Burcu Kurt tarafından kaleme alınan “Contesting Foreign Policy: Disagreement between the Ottoman Ministry of Foreign Affairs and the Ministry of War on the Shatt al-Arab Dispute with Iran, 1912-13” adlı makalenin sunumu yapıldı. Sunum, İRAM YouTube kanalından canlı olarak gerçekleşti.

Kurt, sunumuna Şattülarap meselesinin tarihsel arka planını anlatarak başladı. On yedinci yüzyılda Osmanlı ve Safevi devletleri arasında imzalanan Kasr-ı Şirin Antlaşması’na göre bugün Güney Irak denilen coğrafya Osmanlı; Huzistan bölgesi ise Safevi toprağı olarak tanındı. On dokuzuncu yüzyılın başlarında Beni Ka’b aşiretinin bugün Hürremşehr denilen Muhammara’ya yerleşmesinin iki devlet arasındaki gerilimi artırdığını belirtti. Zira Osmanlı Devleti, kendi tebaasından olan Beni Ka’b aşiretinin Muhammara’ya yerleşmesini, bu bölge üzerinde hâkimiyet iddia etmek için yeterli bir sebep olarak görmeye başlamıştı. Kurt ayrıca bu yüzyılın ortalarında İngiltere ve Rusya’nın da tartışmalara müdahil olmasının, meseleyi iki devlet arasındaki bir sorun olmaktan çıkarıp uluslararası siyasetin bir parçası hâline getirdiğini söyledi. Konuşmacı, sunumunun geri kalan bölümlerinde ise şu sözlere yer verdi:

1907 yılına kadar Osmanlı ve Kaçar devletleri arasında çeşitli anlaşmazlıklar olmasına rağmen 1847 yılında imzalanan Erzurum Anlaşması ile kurulan statükonun korunduğunu söyleyebiliriz. Ancak o yıllarda bölgede petrolün bulunması, Şattülarap Nehri’nin taşımacılık bakımından önemini artırmıştı. Ayrıca İngiltere ve Rusya’nın yakınlaşmaları, İngiltere’nin Osmanlı yanlısı politikasından vazgeçmesi ve Almanya’nın büyük bir güç hâline gelmesi uluslararası dengelerin değişmesine sebep olmuştu. 1911 yılında Osmanlı Devleti ve İran, sınır meselesini çözmek için görüşmelere başladı. Osmanlı Devleti’nin Muhammara üzerinde, İran’ın da Şattülarap Nehri üzerindeki hâkimiyet iddiaları, görüşmelerin tıkanmasına sebep oldu. İlaveten İran, Erzurum Anlaşması’nın bir parçası olarak kabul edilen ve Osmanlı Devleti’nin Şattülarap Nehri’ndeki hâkimiyetini tanıyan açıklayıcı notayı kabul etmediğini bildiriyordu. Görüşmeler bir süre kesintili de olsa sürdü. Siyasi koşullara bağlı olarak İngiltere’nin, Osmanlı Devleti üzerindeki baskısı iyice artmıştı. Nihayet Osmanlı Devleti, Balkan Savaşı ve diğer sorunlar sebebiyle meselenin İngiltere’nin istediğine yakın bir şekilde çözülmesine razı oldu. Taraflar arasında Kasım 1913’te İstanbul’da bir protokol imzalandı. Bu protokol gereğince Birinci Dünya Savaşı’nın başlangıcına kadar iki devlet arasındaki sınır büyük ölçüde belirlendi.

Şattülarap meselesine ilişkin Osmanlı Hariciye ve Harbiye nezaretlerinin fikir ayrılığı içinde olduğu görülmektedir. Hariciye Nezareti, meselenin acilen çözülmesi gerektiğini belirterek İngiltere’nin isteklerinin kabul edilmesi gerektiğini düşünmekteydi. Harbiye Nezareti ise Şattülarap üzerindeki hâkimiyetten ve nehir üzerindeki adacıklardan vazgeçmenin, Osmanlı Devleti’ni bölgede stratejik olarak zor durumda bırakacağını düşündüğünden öteden beri savunulan tezlerde ısrarcı olunması gerektiğini savunuyordu. İki nezaret arasındaki bu ikilik, sorunun çözümü için oluşturulan komisyon ve bu komisyon için görevlendirilen üyelere de yansımıştı. Hariciye Nezaretine bağlı iki üye ile Harbiye Nezaretinden bir üye, birbirinden farklı düşünceleri içeren iki ayrı rapor hazırlayıp merkeze göndermişti. Görüşmeler sırasında Hariciye Nezareti, İngiltere’nin taleplerine uygun olarak kendi gönderdiği komisyon üyelerini değiştirse de Harbiye Nezareti aynı üyeyi komisyona atamıştır. Bu durum da Harbiye Nezareti’nin tezlerini savunmada ne kadar kararlı olduğunu göstermektedir.

Kurt, sunumunun son bölümünde Şattülarap meselesinin Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra da İran ve Irak arasında gerilimlere sebep olduğunu belirtti. Meselenin güncelliğini koruduğunu ve ilerleyen dönemlerde tekrar gündeme gelebileceğini ifade ederek sunumunu sonlandırdı.


Sunumun tamamını izlemek için tıklayınız.

Türkiye’de Farabi Evi Açılışına İran’dan Tepki

Turgay Şafak

İran kendi kültür coğrafyasına ait olduğunu düşündüğü şahsiyetler adına komşu ülkelerde yapılan etkinlikleri bu şahsiyetlerin müsadere edilmesi şeklinde algılamaktadır.

Azam Talikani ve Siyasi Mücadelesi

Sertaç Sarıçiçek

İran, Azam Talikani’nin vefatıyla muhafazakâr çevreler ile rejime ve ilkelerine giderek daha fazla şiddetle muhalefet eden gruplar arasındaki uzlaşıyı sağlayabilecek önemli bir figürü yitirmiş oldu.