İRAM 5. Kitabiyat Sunumu Etkinliği Gerçekleştirildi

İran Araştırmaları Merkezi (İRAM) İstanbul tarafından yapılan kitabiyat programının beşincisinde, Dr. Ahmet Acar tarafından kaleme alınan “Osmanlı-İran Diplomasisi: Tahran Büyükelçiliği’nin Kuruluşu” adlı kitabın sunumu yapıldı.

İran Araştırmaları Merkezi (İRAM) İstanbul tarafından yapılan kitabiyat programının beşincisinde, Dr. Ahmet Acar tarafından kaleme alınan “Osmanlı-İran Diplomasisi: Tahran Büyükelçiliği’nin Kuruluşu” adlı kitabın sunumu yapıldı. Sunum, İRAM YouTube kanalından canlı olarak gerçekleşti.

Acar, sunumuna konuya ilgisinin nasıl başladığını anlatarak başladı. Önceleri Tanzimat Dönemi’nde Osmanlı Devleti’nin Tahran Sefareti ve sefirlerini çalışmak istediğini ancak döneme ilişkin belge çokluğunun kendisini Sefaretin kuruluşuna odaklanmaya sevk ettiğini ifade etti. Yazar, doktora tezinin kitaplaşmış hâli olan bu çalışmada 400’den fazla resmî belgeyi incelediğini söyledi. Kitabının bölümlerini tanıtan Acar, sunumunda şu sözlere yer verdi:

Uluslararası alanda diplomasi, ilk dönemlerde geçici olarak icra edilmiştir. On beşinci yüzyılda ise önce İtalyan şehir devletleri daha sonra da diğer Avrupalı devletler kalıcı diplomasiye geçerek farklı ülkelerde elçilikler açmıştır. Osmanlı Devleti de benzer şekilde uzun süre geçici diplomasiyi tercih ettikten sonra on sekizinci yüzyılın sonlarına doğru önce Avrupa şehirlerinde olmak üzere elçilikler açmaya karar vermiştir.

Osmanlı Devleti ile İran’da kurulan devletler arasındaki ilişkiler, yüzyıllar boyunca elçiler ve nameberler aracılığıyla sürdürülmüştür. Osmanlı elçilerinden yedisinin İran hakkında sefaretname yazdığı bilinmektedir. Osmanlı Devleti, on dokuzuncu yüzyılın ortalarına gelindiğinde ise Avrupa devletleri ile olduğu gibi İran ile de kalıcı diplomatik ilişkiler kurmaya karar vermiştir. Tahran Büyükelçiliğinin kuruluşu, alınan bu karara dayanmaktadır. Osmanlı Devleti’nin İran’daki ilk resmî temsilciliği 1840 yılında Tahran Sefaretinden önce açılan Tebriz Şehbenderliğidir. Şehbenderliğin daha çok Osmanlı tebaasının ticari haklarını korumak gibi bir görevi olduğundan bu Şehbenderlik, tam bir diplomatik misyon olarak görülmemiştir. 1848 yılında Nasırüddin Şah’ın tahta çıkışını tebrik etme amacıyla İran’a geçici bir elçi gönderme ihtiyacı doğmuştur. Tahran Sefaretinin kurulma sürecine rastlayan bu durum, Osmanlı Hariciyesini meşgul eden bir konu olmuştur. Zira Şah’ı tebrik etmek üzere ilk defa olarak daimî bir elçi atanmasının İran’a gösterilecek abartılı bir saygıyı ifade edeceği düşünüldüğünden Şah’ı tebrik maksadıyla geçici bir elçi gönderilmesi kararlaştırılmıştır. Nasırüddin Şah’ın cülûsunu tebrik için gönderilen Mustafa Sami Bey’in faaliyetlerine bakıldığında ise kendisinin Tahran Sefaretinin kurucu elçisi olduğu görülür. Zira Sami Bey, Tahran’da bir sefaret binası kiralamış ve iki devlet arasında mevcut sorunların çözümü için diplomatik görüşmelerde bulunmuştur. Sami Bey’in yürüttüğü diplomatik faaliyetler içinde Osmanlı-İran diplomatik hiyerarşisi konusunda gösterdiği titizlik dikkat çekmektedir. Sami Bey, Osmanlı elçisinin diğer ülkelerin elçilerinin önünde durması ve Şah’ın yanında oturması gibi konularda ısrar etmiş ve sonunda başarılı olmuştur.

Tebriz şehbenderi olan Ali Namık Bey, bir süre sonra Tahran Sefaretine daimî elçi olarak atanmıştır. Ali Namık Bey’in Tahran’a ulaşmasıyla birlikte Mustafa Sami Bey ile arasında anlaşmazlıklar ortaya çıkmıştır. Bunun sonucu olarak Osmanlı hükûmeti her iki elçiyi de azlederek muhakeme edilmelerine karar vermiştir. Yerlerine Ahmet Vefik Bey atanmıştır. Ahmet Vefik Bey’in elçiliği dönemi, Tahran Sefaretinin kurumsallaşma dönemi olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu süreç, Rusya ile Kırım Savaşı’nın başlayıp devam ettiği döneme rastladığı için İran’ın savaş sırasında tarafsızlığını temin etmek, Osmanlı Devleti için hayati bir öneme sahipti. Bu bakımdan Ahmet Vefik Bey gibi merkezde güven duyulan iyi yetişmiş bir bürokratın İran’a atanması yerinde bir karar olarak gözükmektedir. Ahmet Vefik Bey, İran ile ilişkileri iyileştirmek ve Sefaretin birtakım ihtiyaçlarını gidermek dışında Elçiliğe sancak çekilmesi gibi sembolik açıdan önemli bir işi de başarmıştır. Ahmet Vefik Bey 1854 Eylül’üne kadar İran’da kalmış daha sonra ise İstanbul’a dönmüştür.

Acar, sunumunun sonunda Osmanlı Devleti’nin doğudaki ilk daimî elçiliği olan Tahran Sefaretinin kuruluş ve kurumsallaşma aşamalarını resmî belgelerden yararlanarak okuyucuyla paylaştığını belirtti. Literatürde adı geçmeyen Mustafa Sami Bey’in kurucu misyonunun bu çalışma kapsamında ortaya çıktığını söyledi. Ayrıca kitabın herhangi bir elçiliğin kuruluş sürecinin detaylıca anlatıldığı ilk çalışma olması sebebiyle Osmanlı diplomasi tarihinin az bilinen bir veçhesini aydınlatmaya çalıştığını ekledi. Acar, Tahran Sefaretinin açılmasının Osmanlı-İran arasındaki siyasi ve diplomatik bağları güçlendirdiğini belirterek sunumunu tamamladı.


Programın tamamını izlemek için: https://www.youtube.com/watch?v=VEIohWHp_UU

Çıkmaz Sokağın Gölgeleri/Bağımlıları: Metresi Altı Buçuk

Ayşe Pay

Metresi Altı Buçuk filminde Rustayî, metaforlarla suçu yer yer iktidara yükleyip halkı temize çıkarırken diyaloglara yüklediği anlamlarla iktidarı aklamayı başarır.

İran’da Koronavirüs Salgınında İkinci Dalga Korkusu

Umut Başar

Süreci yönetirken ekonomik sorunlarla toplum sağlığı arasında sürdürülebilir bir denge bulmaya çalışan Tahran yönetimi, salgın başladığından beri arzuladığı “devlet-millet eş güdümünü” bulamadı.