İran ile ABD Arasındaki Diplomasi Kapısı Hâlâ Açık mı?

İran ile ABD Arasındaki Diplomasi Kapısı Hâlâ Açık mı?
Tetik mekanizmasının işletilmesi, ABD’ye büyük ölçekli bir politika değişikliğine gitmeden İran’ı diplomatik ve ekonomik anlamda köşeye sıkıştırma fırsatı vermekle kalmayıp Trump yönetiminin hem iç kamuoyuna hem de uluslararası topluma karşı güçlü bir görüntü sunmasına da olanak tanımaktadır.
Yazı boyutunu buradan ayarlayabilirsiniz

İran ile İsrail arasındaki 12 günlük çatışmada ABD’nin İran’ın nükleer tesislerini hedef alması, iki ülke ilişkilerinde tarihî bir kırılma noktası yaratmıştı. Saldırının tesislere verdiği zararın boyutları tartışma konusu olmaya devam etse de asıl merak edilen konu, Washington’un olası bir ikinci çatışmada İsrail’e yine aynı düzeyde –özellikle saldırı kapasitesi bakımından– destek verip vermeyeceğidir. Yaygın kanaate göre ABD’nin sığınak delici mühimmat kullanarak gerçekleştirdiği bu operasyon, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’ya verilmiş tek seferlik bir stratejik jestten ibarettir. Yine de Tahran ile Washington arasındaki ilişkinin bundan sonra nasıl bir seyir izleyeceğine dair belirsizlik sürmektedir. Ayrıca bölgedeki güç dengeleri bağlamında hassas arayışlar devam ederken tarafların atacağı her adımın küresel politikada yankı uyandırma potansiyeli de bulunmaktadır.

Tüm bu tartışmalar sürerken Birleşik Krallık, Fransa ve Almanya’dan oluşan E3 ülkeleri, 2015’te imzalanan ve resmî adı Kapsamlı Ortak Eylem Planı (KOEP) olan nükleer anlaşmada vazedilen “snapback/tetik mekanizmasını” harekete geçirerek takip eden bir ay zarfında anlaşmaya varılmaması halinde daha önce kalkmış bulunan Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin (BMGK) tüm İran yaptırımlarının yeniden yürürlüğe girmesine gidecek olan süreci başlatmıştı. Tam da sürecin son günleri yaklaşırken 27 Eylül’de İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, BM Genel Kurulu kürsüsüne çıkarak uluslararası topluma hitap etti.

Pezeşkiyan’ın konuşması İran’ın stratejik yöneliminde bir değişikliğe işaret etmemiş fakat söz konusu mekanizmayla geri dönecek olan yaptırımların gölgesinde söylem düzeyinde diplomatik bir sinyal üretme çabasını yansıtmıştır. Konuşmasında “İran hiçbir zaman nükleer silah peşinde olmadı ve asla olmayacak” ifadesini kullanan Pezeşkiyan’ın bu beyanı, dünya liderlerinin huzurunda verilmiş açık bir taahhüt olarak dikkat çekse de Washington’da İran’ın stratejik hattında bir değişim işareti olarak okunmamış ve yaklaşan karar noktalarının seyrini etkileyecek bir gelişme olarak değerlendirilmemiştir.

Dahası, İran Devrim Rehberi Ayetullah Ali Hamenei’nin BM Genel Kurulu öncesi yaptığı “ABD ile müzakere dayatma anlamına gelir” vurgusu, iç politikada rejim dayanışmasını tahkim etmeye yönelik bir işaret olmanın yanı sıra kaçınılmaz olarak diplomatik bir pozisyon beyanı işlevi de görmüştür. Bu bağlamda Hamenei’nin söylemi, Pezeşkiyan’ın BM hitabının yaratabileceği olası yumuşama algısını etkisiz hale getirerek hem iç kamuoyuna hem de uluslararası aktörlere İran’ın birden çok seçeneğe sahip olduğu mesajını iletmeyi amaçlamıştır.

Somut bir adım olarak nitelendirilebilecek husus ise Washington’un İran’ın BM heyetine yönelik kısıtlamaları sıkılaştırması olmuştur. ABD Dışişleri Bakanlığı, İranlı yetkililerin New York’ta serbestçe hareket edebileceği alanı daraltmış ve alışveriş imkânlarına ek sınırlamalar getirmiştir. Bu adımlar büyük oranda sembolik olsa da Tahran’a yönelik mevcut baskı politikasının sürdürüleceğine dair bir irade beyanı olarak okunabilir.

Süreç nereye evrilir?

Londra, Paris ve Berlin 28 Ağustos’ta yaptıkları açıklamada İran’ın 2015 nükleer anlaşmasının koşullarına uymadığını bildirerek Tahran’a rotasını değiştirmesi için 30 günlük süre tanımıştı. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Paris’te yaptığı açıklamada “Saatler kaldı. İran ciddi bir karar vermeli, aksi halde yaptırımlar geri gelecek” ifadesini kullanmıştı. Dahası bu ülkelerin dışişleri bakanları ile AB’nin üst düzey diplomatı Kaja Kallas, İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ile bir araya gelerek Tahran’ın nükleer programına ilişkin kaygıları ele almıştı.

Ne var ki BM Genel Kurulu marjında gerçekleştirilen bu son dakika temasları somut bir sonuç üretmemişti. Pezeşkiyan’ın konuşmasının E3’ün tetik mekanizması süreciyle doğrudan ilişkili olduğu söylenebilir. Bu atmosferde yapılan konuşma, geniş çevrelerce Tahran’ın Batı’ya meydan okurken aynı zamanda diplomatik baskıyı savuşturma çabası olarak değerlendirilmiştir.

ABD’nin İran’la askerî gerilimi sürdürmesinin sağlam bir politik dayanağı bulunmamaktadır. Kamuoyu yoklamaları, Cumhuriyetçi Parti içinde bile bu sürecin devamına yönelik ciddi bir destek olmadığını göstermektedir. Bu tablo, ABD Başkanı Donald Trump’ın İran’ın nükleer tesislerini fiilen etkisiz hale getirdiği iddiasını tartışmaya açmaktan kaçınarak meseleyi kendi gündeminden uzak tutmaya çalışmasıyla da güçlenmektedir. Washington’un gerilimi hangi ölçüde tırmandıracağı ise büyük ölçüde İsrail’e yakın lobilerin bu konuda ne kadar siyasi sermaye harcamaya istekli olduklarına bağlıdır. Bu baskının yoğunluğu, Trump yönetiminin İran politikasının sınırlarını belirleyen temel unsurlardan biridir.

Bu belirsizliğe rağmen tetik mekanizmasının işletilmesiyle birlikte BMGK yaptırımlarının geri gelmesi, Washington açısından cazip bir seçenek olarak öne çıkmaktadır. Zira bu, ABD’ye büyük ölçekli bir politika değişikliğine gitmeden İran’ı diplomatik ve ekonomik anlamda köşeye sıkıştırma fırsatı vermekle kalmayıp yönetimin hem iç kamuoyuna hem de uluslararası topluma karşı güçlü bir görüntü sunmasına da olanak tanımaktadır.

Her halükarda Pezeşkiyan’ın kritik bir diplomatik eşikte gerçekleşen konuşması Washington’un stratejik yöneliminde herhangi bir değişim yaratmamış olsa da diplomasi kapısının tamamen kapanmadığını göstermiştir. Council on Foreign Relations (CFR) gibi düşünce kuruluşları da “kontrollü bir diplomasi planının” hâlâ mümkün olduğunu ve Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın (UAEA) denetim erişiminin genişletilmesi karşılığında sınırlı bir yaptırım hafifletmesinin uygulanabileceğini belirtmektedir.

Macron’un yaptırımlar geri gelmeden kısa süre önce “saatler kaldı” şeklinde uyarı yapması ve UAEA’nın kısıtlı erişime ilişkin açıklamaları dikkate alındığında, bu konuşmanın etkisi esasen İran’ın mevcut tutumunu görünür kılmakla sınırlı kalmıştır. Son kertede mekanizmanın harekete geçirilmesinin üzerinden bir ay geçmesiyle yaptırımlar fiilen geri gelmiş bulunmaktadır. Bunun İran ile İsrail arasında ikinci bir çatışmayı beraberinde getirip getirmeyeceği konusu ise önümüzdeki haftaların gerilimli tartışmalarının başını çekecektir. Kesin olan ise Tahran’ın ve Batı başkentlerinin atacağı adımların bölgesel dengeleri bir kez daha şekillendireceğidir. Bu nedenle önümüzdeki dönemde dikkatler hem İran’ın atacağı teknik adımlara hem de ABD ile E3’ün vereceği siyasi tepkilere odaklanacaktır.


Ozan Ahmet Çetin, Araştırmacı/SETA DC