İran-Katar Diplomasisi Rusya’ya Rağmen mi Gerçekleşiyor?

Bilgehan Alagöz Kıdemli Uzman

İran ve Katar arasındaki ilişkilerin bir ayağını Viyana görüşmeleriyle ilintili konular, diğerini Rusya ve Avrupa arasındaki krizden kısa süreli avantaj sağlama arzusu oluşturmaktadır.

Geçtiğimiz yıl ağustos ayında göreve başlayan ve bu süre zarfında Tacikistan, Türkmenistan ve Rusya’yı ziyaret eden İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi, son yurt dışı seyahatini 21 Şubat’ta Katar’a yaptı. Ziyareti önemli kılan hususlardan biri, 11 yıl aradan sonra ilk kez bir İran Cumhurbaşkanı’nın Katar’ı ziyaret etmesi oldu. Zira 5 Haziran 2017’de Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) içinde Suudi Arabistan, Bahreyn ve Birleşik Arap Emirlikleri ile Katar arasında çıkan krizin en önemli sebeplerinden biri, üye devletlerin Katar’ın İran ile kurduğu yakın ilişkilerden rahatsızlık duymasıydı. Ne var ki krizin odak noktalarından olmasına rağmen dönemin İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani, Katar’a herhangi bir resmî ziyarette bulunmamıştı. Dolayısıyla her ne kadar Reisi’nin ziyaretinin gerekçelerinden biri, 22 Şubat’ta “Doğal Gaz: Enerji Geleceğini Şekillendirmek” başlığıyla Katar’ın başkenti Doha’da başlayan 6. Gaz İhraç Eden Ülkeler Forumu’nun (GECF) açılış toplantısına katılmak olsa da arka planda hâlihazırda Viyana’da devam eden nükleer görüşmelerle ilintili hususlar ve bölgesel gelişmeler yer almaktadır.

Bu bağlamda Ocak 2022’de art arda gerçekleşen kimi görüşmeler önemlidir. İlk olarak İran Dışişleri Bakanı Hüseyin Emir Abdullahiyan, 11 Ocak’ta Doha’ya gitti ve Katar Emiri Şeyh Temim bin Hamad es-Sani, Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Muhammed bin Abdurrahman es-Sani ile bir araya geldi. Bu ziyaretin odak noktasını, Kapsamlı Ortak Eylem Planı’nın (KOEP) yeniden canlandırılmasına yönelik devam eden Viyana görüşmeleri ve de hâlen İran’da hapis olan İran uyruklu Amerikalı ve Avrupalı mahkûmların serbest bırakılması hususunda İran’ın Katar’dan aracılık etmesini istemesi oluşturdu. Bu süreçte Katar’ın isminin ön plana çıkmasının en önemli sebebi ise 2014’te ABD ve Taliban arasında yapılan mahkûm takasında aktif ve başarılı bir diplomasi yürütmüş olmasıdır.

Tüm bu konuları daha derinlikli konuşmak için bu kez 27 Ocak’ta Katar Dışişleri Bakanı İran’a gitti ve İranlı mevkidaşı ile görüştü. Ardından da Katar Emiri, 31 Ocak’ta ABD’ye gitti ve ABD Başkanı Joe Biden’ı ziyaret eden ilk Basra Körfezi lideri olarak ikili ilişkilerin yanı sıra hem İran’la devam eden nükleer müzakereleri hem de İran bağlantılı diğer hususları görüştü. Bu diplomasinin 24 Ocak’ta ABD’nin İran Özel Temsilcisi Robert Malley’in Amerikalılar serbest bırakılmadan Nükleer Anlaşma’nın canlandırılmasının olası olmadığını açıklaması üzerine yapılması önemli idi. Zira Doha ve Tahran’da Katar ve İran Dışişleri bakanlarının arka arkaya yaptıkları temaslardan sonra Katar Emiri’nin ABD Başkanı ile görüşmesi, Malley’in Viyana süreci için önkoşul olarak gösterdiği mahkûm serbestliği için Katar’ın aktif bir role sahip olmasına hem İran’ın hem ABD’nin razı olduğunun bir nevi teyidi oldu.

İşte tüm bu gerekçelerle Reisi 21 Şubat’ta Katar’ın başkenti Doha’ya gitti ve Katar Emiri ile gerçekleşen görüşme sonrasında iki devlet; havacılık, ticaret, denizcilik, medya, vize iptali, elektrik, eğitim ve kültür alanlarında 14 mutabakat zaptı imzaladı. Bunlar arasında en dikkat çekeni, iki ülke arasında deniz altından yapılacak bir tünel ile bağlantı sağlanmasına dair yapılan anlaşma olmuştur. Buna göre önce bir fizibilite çalışması yapılacak, sonrasında İran’ın Dayyer Limanını Katar’a bağlayacak bir demir yolu ve kara yolu altyapısı inşa edilecektir.

Reisi’nin Doha ziyaretinin Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in 21 Şubat’ta Doğu Ukrayna’daki ayrılıkçı bölgelerin bağımsızlığını tanıyacağını ilan etmesine denk gelmesi, 22 Şubat’ta başlayan 6. Gaz İhraç Eden Ülkeler Forumu’nu daha da kritik hâle getirmiştir. Rusya’nın da kurucu üye olduğu ve 11 üyesi olan GECF, dünyanın kanıtlanmış doğal gaz rezervlerinin %71’ini, pazarlanan üretiminin %43’ünü, sıvılaştırılmış doğalgaz (LNG) ihracatının %58’ini ve boru hattı ticaretinin %52’sini temsil etmektedir. Rusya’nın son açıklamalarından sonra Avrupa’nın gaz tedarikinde sıkıntı yaşama ihtimali, ister istemez Avrupa’yı yeni arayışlara sevk etmiş, bu da Viyana’da devam eden nükleer müzakere sürecinin hızlanması için yeni bir motivasyon kaynağı olmuştur. Eğer KOEP yeniden canlandırılırsa ABD yaptırımlarının etkisiyle sekteye uğrayan İran doğal gaz ihracatı ivme kazanacak ve böylelikle Rusya’nın yaratacağı tedarik sıkıntısı bir anlamda giderilecektir. Keza benzer durum Katar için de geçerlidir. Dünyanın ikinci en büyük LNG ihracatçısı olan Katar, bu potansiyelini Rusya krizi sonrası daha da artırmayı arzulamaktadır. Dolayısıyla İran ve Katar arasında son zamanlarda gelişen ilişkilerde bu çıkar ortaklığının etkisi büyüktür.

Öte yandan gerek İran gerek Katar için Rusya’nın giderek artan bir önemi olduğuna dikkat çekmek gerekir. Reisi’nin iktidara geldiğinden bu yana vurguladığı “Doğu’ya Bakış” politikasının önemli bir ayağını Rusya ile ilişkiler oluşturmaktadır. Gerçi Reisi’nin son Rusya ziyaretinde Putin’in mesafeli duruşu, İran kamuoyunda eleştirilere sebep olmuş; hatta kimi çevreler, özellikle reformcular, uluslararası toplum ile sıkıntıları giderip Rusya ile olan ilişkileri belli bir seviyede tutmak gerektiğine vurgu yapmıştır. Ne var ki hâlihazırda devam eden Viyana görüşmelerinde Rusya’nın İran için önemi oldukça kritik olduğundan İran aleni bir şekilde Rusya’yı eleştirebilecek bir pozisyona sahip değildir. Dolayısıyla Rusya ve Avrupa arasında Ukrayna sebebiyle yaşanan son krizden hareketle her ne kadar İran için bir fırsat doğmuşsa da Tahran’ın bunu şu anki konjonktürde tamamen Rusya’yı öteleyen bir tavırla gerçekleştirmesi mümkün gözükmemektedir.

Benzer durum Katar için de geçerlidir. Katar ve Rusya arasında giderek artan bir iş birliği vardır. Rusya, altyapı projelerine öncelik vererek KİK üyesi devletleri, ulusal ekonomisinde önemli bir yatırım kaynağı olarak görmektedir. Bu bağlamda Rusya Doğrudan Yatırım Fonu (RDIF, The Russian Direct Investment Fund) önemlidir. RDIF ortakları arasında Katar Yatırım Otoritesi de bulunmaktadır. Katar, son yedi yılda 13 milyar dolarlık yatırımla yabancı yatırımcılar arasında lider ülke konumundadır. Şu an için Rusya’da süregelen bu ekonomik ortaklığın Suriye sahasına da yansıma olasılığı yüksektir. Rusya için Suriye’nin yeniden inşası noktasında maliyeti Katar’la paylaşmak, Katar için ise Suriye’de nüfuz sağlamak için Rusya ile iş birliği yapmak karşılıklı kazan-kazan formülünü oluşturmaktadır.

Rusya’da öne çıkan yatırımcı ülkelerden bir diğeri de Suudi Arabistan’dır. Dolayısıyla akıllara gelen sorulardan biri de Rusya’nın, yeni Orta Doğu girişiminde niçin Suudi Arabistan’ı değil de Katar’ı tercih ettiği hususudur. Bu konuda, Rusya ve Suudi Arabistan’ın petrol piyasalarındaki rekabetinin, belirleyici unsur olduğunu ifade etmek gerekir. İki ülke özellikle Çin’e petrol satışı konusunda birbiriyle ciddi bir yarış içindedir. Çin’in petrol ithal ettiği ülkeler arasında 2019’da Rusya birinci sıradayken 2020’de Suudi Arabistan birinci olmuş; OPEC+ süreci, Rusya ve Suudi Arabistan açısından ihtilaflı bir hâle girmiştir. Bu açıdan bakıldığında Katar, Rusya için Orta Doğu’da birlikte çalışma noktasında daha uygun bir partner hâlini almaktadır. Bunun bilincinde olan Katar da Rusya’ya karşı stratejik hareket etmekte, Rus şirketlerinin ülkedeki varlığını kolaylaştırmaktadır. Rus Rosneft şirketi, bu anlamda ön plana çıkmaktadır. Katar Yatırım Otoritesi, 2018’de Rosneft hisselerinden bir kısmını satın almış ve bu da Katar’ın payını %19’a çıkarmıştır. İlaveten Rosneft, Katar’da bazı kritik dönemlerde Rus diplomasisinin gayriresmî bir kolu olarak hareket etmiş ve Rusya’nın dikkat çekmek istemediği hassas konularda önemli roller üstlenmiştir. Söz gelimi Rosneft Başkanı, Mart 2018’de Doha’yı ziyaret etmiş ve Katar Emiri’ne, Başkan Vladimir Putin’in kişisel bir mesajını iletmiştir. Ayrıca ziyaret kapsamında Katar’da, Rosneft Uluslararası Araştırma ve Geliştirme Merkezinin açılması kararlaştırılmıştır. Dolayısıyla Rusya ve Katar arasında yoğunlaşan bu ilişkiler, Katar’ı Rusya’yı tamamen karşısına alacak bir politika inşa etmekten alıkoyacaktır.

Tüm bunlar ekseninde Basra Körfezi’nin iki önemli aktörü olan İran ve Katar’ın Viyana görüşmelerinden pozitif bir sonuç çıkma olasılığına hazırlık yaptıklarını ve enerji arzı hususunda iş birliği niyetinde olduklarını belirtmek gerekir. Ne var ki her iki ülkenin de Rusya ile giderek derinleşen ilişkilerinin olması, atacakları herhangi bir adımın tamamen Rusya karşıtı bir eksende olmasının da mümkün olmadığını göstermektedir. Dolayısıyla kısa süreli olarak Rusya ve Avrupa arasında yaşanan kriz, İran ve Katar için bir avantaj sağlayacaktır ancak her iki ülke de itidalli davranmayı sürdürecektir.

NATO ve Hazar Zirvelerinin Ardından Rusya ve İran

Bilgehan Alagöz

NATO Stratejik Konsepti, Rusya ve İran’ı ötekileştirirken iki ülke de bu baskıya karşı jeopolitik konumlarını avantaja çevirme arzusuyla Hazar Zirvesi’ne katılmıştır.

Bölge Dinamikleri Ekseninde Türkiye, Suudi Arabistan ve İran

Bilgehan Alagöz

Türkiye ulusal çıkarları gereği, Orta Doğu’nun iki önemli devleti olan Suudi Arabistan ve İran’a eşit mesafede yaklaşmaktadır.