İran Petrol Tankerine Saldırı

İran hem faili bulmak hem de kendini aklamak için sorumluları delilleriyle birlikte ortaya çıkarmak zorundadır.

İran, Basra Körfezi’ni son bir yıldır ABD ve Batı ülkelerini tehdit amacıyla sık sık gündeme getirmektedir. Bununla da kalmayarak çeşitli ülkelerin tankerlerini alıkoymasıyla da bölgeyi güvensiz bir hâle dönüştürmüştür. Ancak kendini Basra Körfezi’nin ve Hürmüz Boğazı’nın tek sahibi ilan eden ve çevreye Boğaz’ı güvensizleştirme temalı tehditler savuran İran’ın, 10 Ekim günü İran Ulusal Tanker Şirketine ait bir petrol tankerine saldırı yapılmıştır.

İran hükûmeti, 1979 Devrimi’nin ardından yaşanan İran-Irak Savaşı insani ve maddi anlamda ciddi bedeller ödemiş olsa da bundan önemli kazanımlar da elde etmiştir. Önceliğini asimetrik savaş stratejisini geliştirmeye yoğunlaştıran İran, “Tanker Savaşları” sayesinde de Hürmüz Boğazı’nın bölge ülkeleri ve küresel enerji güvenliği için ifade ettiği büyük önemin farkına varmıştır. 1980’li yıllardan itibaren Hürmüz Boğazı’nın karasuları içinde yer almasının avantajını kullanan İran, yaşadığı tüm ekonomik, siyasi ve güvenlik kaynaklı sorunlarda Hürmüz Boğazı’nı tamamen trafiğe kapatma tehdidini gündeme getirmiştir. Bu bağlamda Devrim Muhafızları Ordusunun (DMO) bölgede konuşlanmış çok sayıda üssü ve ordunun neredeyse her yıl düzenlediği tatbikatlar üzerinden de bu tehditleri canlı tutmuştur. ABD’nin Nükleer Anlaşma’dan tek taraflı çekilmesi neticesinde yaptırımların daha yoğun ve kararlı bir şekilde uygulanmaya koyulması, İran’ın petrol gelirlerine ulaşımını büyük ölçüde engellemiştir. Yaptırımlardan önce günlük 2,6 milyon varile yakın petrol ihraç eden ülkenin, mayıs ayı itibariyle günlük petrol ihracı 500 bin varile kadar gerilemiş ve bunu da dolambaçlı yollardan gerçekleştirmiştir. Anlaşmaya taraf ülkeleri petrol ihracatının devam etmesinin kolaylaştırılması konusunda ikna edemeyen İran, Basra Körfezi’ni ve Hürmüz Boğazı’nı güvensizleştirmeye yönelik birtakım adımlar atmıştır.

12 Mayıs Füceyre saldırılarıyla başlayan sürecin devamında 13 Haziran’da DMO’nun Cask Deniz Üssü yakınlarında iki petrol tankeri saldırıya uğramıştı. 4 Temmuz’da İngiltere’ye bağlı Cebelitarık Özerk Yönetimi’nin, Grace 1 isimli İran tankerini Suriye'ye yönelik ambargoları ihlal ettiği gerekçesiyle alıkoyması Körfez’deki gerilimin tekrar tırmanmasına neden olmuştu. İran da buna misilleme olarak 19 Temmuz'da İngiltere bandıralı Steno Impero adlı petrol tankerini Hürmüz Boğazı'ndan geçişi sırasında denizcilik kurallarına riayet etmediği gerekçesiyle alıkoyduğunu duyurmuştu. Üstelik İran’ın bu hamleleri İngiltere ile sınırlı kalmamış, aynı tarihlerde Birleşik Arap Emirlikleri'nin Şarika Limanı'na doğru seyir hâlindeyken sinyali kesilen Panama bandıralı Riah petrol tankerine de akaryakıt kaçakçılığı gerekçesiyle el koymuştu. Üstelik yetkililer ilk olarak bir acil yardım çağrısı neticesinde tankere yardım ettiklerini açıklamış ancak diğer ülkelerin böyle bir çağrı almadıklarına dair açıklamalarının ardından İran’ın basınla paylaştığı “kaçakçıların yakalandığı video” ile bahsi geçen tankerin aynı olduğu fark edilmiştir. Kısa bir zaman sonra ise İran, “bazı Arap ülkeleri için akaryakıt kaçakçılığı yaptığı” gerekçesiyle bir Irak gemisini daha alıkoymuştu. Her ne kadar geminin taşıdığı petrol gündeme getirilmeyecek kadar az miktarda olsa da İran basınında geniş yer bulması nedeniyle bu olay İran’ın gövde gösterisi olarak nitelendirilmişti. İran’ın Boğaz’da ve açık sularda saldırgan tavır sergilemeye başladığı mayıs ayında, basında çok yer bulmayan bir saldırıda İran tankerleri hedef alınmıştı. Mayıs ayında Happiness 1 isimli İran tankeri, Kızıldeniz’de bir saldırıya uğramış ve her ne kadar olay basına sızıntı olarak bildirilse de TankerTrackers sitesi bunun bir saldırı olduğunu ortaya çıkarmıştı.

Uzun bir süre İran’a yönelik herhangi bir saldırı kaydedilmezken bu durum 10 Ekim 2019’da İranlı yetkililerin “Sabiti isimli bir tankerin saldırıya uğradığına ilişkin açıklaması” ile tekrar gündeme geldi. İran medyasına göre Sabiti isimli petrol tankerinde Cidde Limanı’ndan yaklaşık 96 km (60 mil) uzaklıkta yerel saat ile sabah 05:00 ve 05:20 sularında olmak üzere iki adet patlama gerçekleşti. Patlama sebebi ilk aşamada bilinmezken yetkililerin yaptığı saldırı açıklaması dikkatleri tankerin üzerine çekti. Zira bölgede bu tarz faaliyetlerin müsebbibi olarak görülen İran’ın böyle bir saldırıya maruz kalması başlı başına beklenmedik bir durumdur. Üstelik İran tarafının çelişkili açıklamalarıyla saldırı sonrası süreç daha da garip bir hâl aldı. Zira tankerin sahibi olarak açıklama yapan İran Ulusal Tanker Şirketi, saldırıyı kabul etti ancak tankerin durumunun iyi olduğunu ve yoluna devam edeceğini açıkladı. Ancak petrol tankerinin iki ana deposunun vurulduğu ve gövdesinin hasar gördüğü beyanları ve daha sonradan başka kanalların paylaştığı fotoğraflar neticesinde, tankerin çok da iyi bir durumda olmadığı anlaşıldı. Üstelik Sabiti, bir süre yoluna petrol sızıntısıyla devam etse de yetkililer basında yer alanların aksine sızıntının durdurulduğunu ve tankerin kısa bir süre içinde İran’a döneceğini belirtti. Bunun yanı sıra saldırının nasıl gerçekleştiğine ilişkin tam bir cevap da verilemedi. Saldırıdan kısa bir süre sonra resmî kanallar ve yetkililer vasıtasıyla tankerin füze saldırısına uğradığı açıklandı ancak İran Ulusal Tanker Şirketi bu açıklamayı yalanladı. Akabinde konuya ilişkin açıklama yapan Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani, saldırıların bir tekneden atılan roketlerle yapıldığını belirtti. Son durumda ise saldırının kim ya da kimler tarafından yapıldığı konusu da belirsizliğini sürdürmektedir. Zira geminin saldırıya uğradığı bölgenin Suudi Arabistan’a yakınlığından dolayı ilk açıklamalarda fail Suudi Arabistan olarak gösterildi ancak daha sonra bu iddia Tanker Şirketi tarafından yalanlandı. Saldırı önceleri bir terörist saldırısı olarak nitelendirilirken İran Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif tarafından “devlet destekli bir eylem” sözleriyle tanımlandı. Ancak İran tarafı “bir ya da birden çok devletin mesul tutulduğu bu saldırı” ile ilgili daha fazla açıklama yapmayarak araştırmalar netice vermeden hiçbir ülkeyi suçlamayacaklarını belirtti.

İran’ın saldırıyı inceleme hamlesi, saldırıyla ilgili detayların ortaya çıkmasında büyük bir rol oynayacaktır. Zira açıklamalardaki çelişkiler ve birbirini yalanlayan ifadeler göz önüne alındığında, yapılan tüm açıklamalara rağmen saldırıyla ilgili detayların ortaya çıkarılmadığı aksine daha da muğlak bir hâl aldığı görülmektedir. Bu sebeple de suçu üstlenen bir taraf olmadan yahut İran tarafı herhangi bir kanıt sunmadan saldırının üzerindeki sır perdesi kolayca aydınlatılamayacaktır. Nitekim bölgede bu tarz bir saldırıdan fayda sağlayacak ve böyle bir saldırı gücü bulunan oluşum yok denecek kadar azdır. Örneğin, Suudi Arabistan’a düzenlenen saldırıları üstlenen Husiler hâlihazırda hem Suudi Arabistan’la Yemen’de çatışmakta hem de İran’a ait silahları kullanmaktadır. Bu sebeple de Husilerin bu saldırısı çatışma ortamında onlara avantaj sağlamaktadır. Ancak İran nezdinde suçlu sayılabilecek ülkeler düşünüldüğünde bu tarz bir saldırı ne hâlihazırda Yemen’de İran destekli militanlara karşı bir mücadele veren Suudi Arabistan’a ne de İran’ın sürekli çatışma zemini yokladığı İsrail ve ABD’ye herhangi bir avantaj sağlamayacaktır. Üstelik Körfez’deki saldırılar yalnızca ikili ilişkileri değil ekonomik parametreleri de doğrudan etkileyebilecek potansiyele sahiptir. Nitekim İran tankerine saldırı açıklamasının ardından olay petrol fiyatlarına yansıdı. Brent Petrol’ün fiyatı %1,2 artarak 59,97 dolar/varil oldu. Bunun yanı sıra Körfez’deki tehlikelerin artması, tanker sigortalarını da doğrudan etkileyecektir. Her ne kadar bu güvenlik maliyetleri kısa vadede fiyatlara yansıtılamasa da yeni yapılacak sözleşmelerde artışlara neden olacaktır. Elbette artan petrol fiyatları petrol ihraç eden ülkelerin istediği bir gelişme olsa da artan maliyetler bu artışları eritecek seviyelere ulaşma riskini taşımaktadır. Dolayısıyla bu tarz gelişmeler ne hedef gösterilen ülkelerin ne de diğer bölge ülkelerinin isteyeceği gelişmelerdir. Ancak aynı sebepler saldırının İran tarafından gerçekleştirilmiş olabileceği şüphesini de zihinlere düşürmüştür. Zira İranlı yetkililerin saldırıya ilişkin yaptığı çelişkili açıklamaların yanı sıra daha önce de belirtildiği gibi İran, Körfez’de saldırgan bir tutum sergilemektedir. Bununla birlikte diğer ülkeleri endişelendiren maliyet konusu İran’ı çok etkilememektedir. ABD yaptırımlarından çekinen sigorta şirketleri İran ile yaptıkları sözleşmeleri uzun bir süre önce feshetmişti. Bu sebeple de İran için maliyet konusunda pek bir değişim olmayacaktır. Ayrıca çok az miktarlarda petrol ihraç edebilen İran, yüksek petrol fiyatlarına diğer ülkelerden daha fazla ihtiyaç duymaktadır. Ortada tüm bu varsayımları destekleyecek herhangi bir delilin olmamasına rağmen İran’ın kötü sicili bu ithamları güçlendirmektedir. Bu durumda İran hem faili bulmak hem de kendini aklamak için sorumluları delilleriyle birlikte ortaya çıkarmak zorundadır.

İran, Suudi Arabistan, Tanker Saldırıları, Petrol

İran Petrol Satmaya Nasıl Devam Ediyor?

Merve Çakır

İran, AB ve ABD yaptırımlarının en yoğun olduğu 2012-2015 dönemlerinde dahi hem de karşı taraf yaptırımlara maruz kalmadan petrol ihracatını sürdürmüştür.