İran ve Suudi Arabistan Arasında Hac Krizi

İran ile Suudi Arabistan arasındaki kriz İranlıların bu yıl hac ibadetini yapmalarını engelleyecek boyuta ulaşmıştır. İki ülke arasındaki ideolojik-mezhepsel husumet, bölgesel rekabet son dönemde zirve yapmıştır. Dini bir fariza olarak hac konusu siyaset üstü olması gerekirken siyasi tartışmanın tam merkezine çekilmiş, İran ve Suudi Arabistan arasındaki ihtilaflara bir yenisi eklenmiştir. Mekke’de 2015 yılında meydana gelen faciada Suudi kaynakları ölü sayısını 769 olarak açıklamışken, Batılı kaynaklar ve İran 2.431 kayıp olduğunu iddia etmiştir. Yaşanan faciadan sonra hacıların güvenliği konusunda 2016 Mayıs ayında yapılan toplantılarda iki taraf anlaşamadığı için İranlı hacılar 2016’da resmi olarak hac yapamayacaklardır.

Bu yıl ki hac krizinde Suudi Arabistanlı yetkililer ile İranlı yetkililer İranlı hacıların Suudi Arabistan’a gelişi ve yapılışı konusunda anlaşamamışlardır. Yaşanan krizin sebepleri konusunda iki taraf da çok farklı gerekçeler sunmaktadır. Suudi Arabistan Hac ve Umre Bakanlığı, İran Hac ve Ziyaret Kurumu heyeti ile anlaşma sağlanmasına rağmen İranlı heyetin anlaşmayı imzalamayı reddederek İran’a döndüğünü açıklamıştır.  Suudi yetkililerin açıklamalarına göre Hac konusunu görüşmek üzere İran Hac ve Ziyaret Kurumu’ndan gelen talep doğrultusunda heyet resmi bir şekilde karşılanarak umre yaptırılmış ve 25-26 Mayıs 2016 tarihinde toplantılar yapılmıştır. Müzakereler sonucunda İranlı heyetin talep ettiği; hacıların ülkelerinde internet üzerinden elektronik vize alması, hacılar ile umrecilerin Suudi ve İran hava yollarıyla eşit sayılarda taşınması konuları başta olmak üzere diğer tüm konularda anlaşma sağlanmıştır. İranlı heyetin talep ettiği Hac ve Umre Koordinasyon Heyeti’ne İsviçre Büyükelçiliği üzerinden diplomatik statü tanınması konusu uygun görülerek onay alınması ve işlemlerin tamamlanması için ilgili makamlarla iletişime geçilmesi karara bağlanmıştır.

2015’te Hac vazifesi esnasında Mina’da ve Mescid-i Haram’da yaşanan facialardan sonra İranlı hacıların güvenliği konusunda İran’lı yetkililer Suudi Arabistan’dan yeterli güvence istemiştir. Mina’da hayatını kaybeden hacıların 464’ü İranlı hacılardır. Yine Mescid-i Haram’da bir vincin devrilmesi sonucunda 107 hacı vefat etmiştir. İran, bu olaylardan sonra Hac hizmetindeki yetersizliklerinden dolayı Suudi rejimini hac merasimini iyi bir şekilde yönetememekle suçlamıştır. Tahran Times’ın haberine göre İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Hüseyin Cabiri Ensari, Suudi Arabistan’dan bazı tedbirler almalarını istediklerini ancak isteklerinin yerine getirilmediğini ve vize konusunda İranlı hacılara sıkıntı çıkarıldığını iddia etmiştir. İslami Şura Meclisi Güvenlik Komisyonu üyesi Muhammed Aseferi, hacı adaylarını kutsal topraklara göndermek istediğini ama Suudi Arabistan’ın bir takım şartlar ileri sürdüğünü ve İranlı hacıları taşıyacak uçaklar konusunda engeller çıkardığını açıklamıştır.

Suudi Arabistan tüm maddeler üzerinde hemfikir olunarak anlaşmanın imzalanmasının beklendiği 27 Mayıs Cuma günü İranlı heyetin anlaşmayı reddederek ülkesine döndüğünü iddia etmektedir. Suudi Arabistan, hac ibadeti gibi dini bir konunun İran tarafından siyasi amaçlar için kullanılmasına müsaade etmeyeceğini, anlaşmanın imzalanmasının reddedilmesine rağmen Hac ve Umre Bakanlığı olarak tüm Müslümanların hac ve umre ibadetini rahat bir şekilde yerine getirmesi için gerekli tüm girişimleri yapmaya hazır olduğunu açıklamıştır. Suudi Arabistan “bazı Müslümanların” hac yapmasına engel oluyor görüntüsü vermek istememektedir.

İran Hac ve Ziyaret Kurumu Başkanı Said Ohedi, İran vatandaşlarının başka ülkeler üzerinden hacca gitmesine sıcak bakmamaktadır.  Suudi Arabistan’ın İranlı yetkilileri muhatap almadığını ve kendilerini İsviçre Hükümetine yönlendirdiklerini söyleyen Ohedi, ancak İsviçre Hükümeti’nin Suudi Arabistan’ın kendilerinden böyle bir yetki belgesi talep etmediğini açıkladıklarını ifade etmiştir.

Hac krizi en üst düzeyde söylemlere yansımış ve İran’ın dini lideri Ayetullah Hamaney Suud’u İran vatandaşlarının bu yılki hac ibadetine engel olmakla suçlamıştır.Hamaney, “lanetli ve kötü Suudi Hanedanı, kutsal toprakların koruyuculuğunu hak etmiyor” demiştir. 7 Eylül’de Tahran’da Suudi Arabistan’ın hac politikasını protesto için sokak gösterileri yapılmıştır. Benzer şekilde İran Cumhurbaşkanı Kabine toplantısında “Sorun sadece hac konusu olsaydı bir şekilde çözerdik ama sorun Suudi hükümetinin kendisi. Çünkü Suudi Arabistan bölgede suç işliyor, terörizmi destekliyor ve Suriye, Irak ve Yemen’de Müslüman kanı döküyor” iddiasında  bulunmuştur. Bu açıklamalar İran’ın hac gibi dini bir konuyu kullanarak Suudi Arabistan’ı hem iç kamuoyunda hem de uluslararası kamuoyunda sıkıştıracak bir yaklaşım izlediğini göstermektedir.

Suudi Arabistan tarafı da sorunun hac konusundan ileri bir durum olduğunu düşünmektedir. İran’dan başka hac konusunda sorun çıkaran başka bir devlet olmadığını, dini bir ibadetin siyaset malzemesi olarak kullanıldığını, İran’ın devrimi ihraç etmek için Şia’yı ve İslam’ı kullandığını iddia etmektedir. İran’ın Suudi Arabistan’ı güney Yemen’den kuşatmaya çalışıp, Zeydîyye- 12 İmam Şiası’na mensup büyük Husî ayaklanmasını desteklediğini, Suriye’deki kanlı  Beşşar rejimini İran’ın var gücüyle desteklemesi sebebiyle İran’a mesafeli olunduğunu dile getirmektedirler. Söylemlerden anlaşıldığı üzere hac krizi iki ülke arasında yaşanan soğuk savaşın dini alana yansımasıdır.

Hac tartışması aslında oldukça eskidir ve İran Devrimi’nden bu yana Suudi Arabistan ve İran arasında sorun olagelmiştir. 1979 İslam Devrimi ile kendisini Müslümanların lideri konumunda gören İran için Mekke ve Medine’nin kontrolü Amerikan yanlısı olarak gördükleri Suudi Krallığına bırakılmayacak kadar önemliydi. İlk dönemde İranlılar devrim ihraç etmek amacıyla hac ibadetini siyasi mesaj verme alanı olarak kullanmaya çalıştılar. Devrimin olduğu yıl Hac Olayları İranlı hacıların Mescid-i Nebevi önünde Humeyni fotoğraflarını kaldırarak gösteri yapmasıyla başlamıştır.

1987 yılında İranlı hacılar beraberinde propaganda yayınları da getirerek Mekke’de gösteriler yaptılar. 430 İranlı hacının ölümüyle sonuçlanan olaylarda İranlı hacılar yolları kapattılar, arabaları yaktılar ve devrim sloganı attılar. Yaşanan büyük olaylar hac ibadetinin ifâsını bile olumsuz etkilemiştir. 1990 yılında Mescid-i Haram’ın yakınında gerçekleşen patlamalarda İranlı diplomatlardan birinin parmağının olduğu iddiasıyla kriz daha da ciddileşti ve hac yolu İranlılara üç yıl kapatıldı. Bu olaylardan sonra hac meselesi iki ülke arasında kalıcı bir tartışma konusu haline gelmiştir. Suudi Arabistan’ın hacıların himayesinde başarısız olduğunu söyleyen İran, hac meselesini uluslararasılaştırmak için çaba harcamış ve kutsal mekânlara İslam Ülkeleri’nin ortak himayesi fikrini ortaya atmıştır.

Sonuç olarak, İran ve Suudi Arabistan arasında yaşanan mücadele Suriye, Irak, Yemen ve Bahreyn’de açıkça görülmektedir. İran Şiiliği ve Suudi Vahhabiliği birbirini tekfir eden bir yaklaşıma sahip olduğu için karşı tarafı İslam-dışı ve hasım olarak görmektedirler. Bu husumet dini ibadet konularını da yakından etkilemektedir. Bu bağlamda İran ve Suudi Arabistan gerginlik ve çatışmayı genel bir siyaset tarzı ve bir diğeri üzerinde baskı aracı olarak benimsediği sürece hac sorunu önümüzdeki yıllarda tartışılmaya devam edecektir.