İran’da Devlet, Toplum ve Siyaset

01.09.2019
Umut Başar Kıdemli Uzman, Kültür ve Toplum

İran’da Devlet, Toplum ve Siyaset

Hüseyin Beşiriye, Ağaç Kitabevi, İstanbul, 2009, 176 sayfa

ISBN: 9789759044565

Modern İran sosyolojisi ve İran’daki toplumsal sınıfların İran İslam Devrimi’nden günümüze geçirdiği dönüşüme ilişkin Türkçe literatürde pek az çalışma bulunmaktadır. Dahası alanyazın incelendiğinde Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler disiplininde Türkiye’de İran’a yönelik yapılan çalışmaların önemli bir çoğunluğunun siyasi tarihe yoğunlaştığı dikkat çekmektedir. Nitekim Türkiye’deki İran çalışmalarında İran’daki toplumsal sınıfların siyaset yapımına etkisi nispeten az çalışılmıştır.

İran’da Devlet, Toplum ve Siyaset (Dibace ber Camie Şenaseyi İran) başlığıyla Türkçeye tercüme edilen eser, İran siyaset sosyolojine giriş niteliği taşıması bakımından önemlidir. Eser İran’da siyaset bilimi ve siyaset sosyolojisine ilişkin yaptığı çalışmalarla tanınan Prof. Dr. Hüseyin Beşiriye tarafından kaleme alınmış ve 2002 yılında Nigah-ı Muasır Yayınları tarafından basılmıştır. 1953’te Hemedan’da dünyaya gelen Beşiriye, lisans eğitimini 1976 yılında Tahran Üniversitesi Hukuk ve Siyasal Bilgiler Fakültesi Siyaset Bölümünde tamamlamıştır. Akabinde İngiltere Essex Üniversitesinden 1979 yılında “Siyasal Davranış Analizi” üzerine yaptığı çalışmayla yüksek lisans ve 1982 yılında Liverpool Üniversitesinde “Siyaset Teorileri” üzerine hazırladığı araştırmayla doktora derecesi aldıktan sonra İran’a dönmüştür. İran’da Tahran Üniversitesi, İmam Sadık Üniversitesi ve Bakıru’l-ulûm Üniversitesinde muhtelif dersler veren Beşiriye hâlihazırda Amerika Birleşik Devletleri Syracuse Üniversitesinde öğretim üyesidir. Yazar, İran siyaset sosyolojisi alanında otorite kabul edilmektedir. İran’da reform hareketine öncülük edenlerin çoğu yazarın öğrencilerinden oluşmaktadır. Beşiriye Farsça ve İngilizce olarak İran siyaseti ve sosyolojisine dair birçok kitap ve makale yayımlamıştır.

İran’da Devlet, Toplum ve Siyaset başlıklı kitap ise lisans ve lisansüstü eğitimini İran’da, Siyaset Bilimi disiplininde alan Mehmet Koç tarafından açık, anlaşılır ve sade bir dille Türkçeye tercüme edilmiştir. Yer yer mütercim tarafından tercümeye eklenen açıklayıcı dipnotlarla İran Siyaset Sosyolojisi terimlerine yabancı olan okurların işinin kolaylaştırılması hedeflenmiştir. İran İslam Cumhuriyeti’ne özgü kamu kurumlarının isimleri tercüme edilirken Farsça özgün isimler parantez içinde verilmesi de ihmal edilmemiştir. Kitabın sonunda dizin ve sözlük olmaması ise bir eksiklik olarak göze çarpmaktadır. İran’da Devlet, Toplum ve Siyaset aşağıdaki gibi beş bölüm ve bir sonuçtan oluşmaktadır:

1. Devlet ve Toplumsal Dinamikler

2. Çağdaş İran Tarihinde Önemli Siyasi Söylemler

3. İdeolojik Devlet ve Buhranları

4. İdeolojik Devletin İstikrarını Sağlayan Temel Unsurlar (1979’a Kadar)

5. İdeolojik Devletin Değişim Alanları (1979’dan Sonrası)

Sonuç: Siyasi Reformlar ve Demokrasiye Geçiş

“Devlet ve Toplumsal Dinamikler” başlığını taşıyan birinci bölümde, ilk olarak geleneksel toplumsal sınıflardan toprak aristokrasisi, din adamları, esnaf-tüccar sınıf, köylüler ile modern şehirli sınıflardan yeni orta sınıf ve işçi sınıfının üzerinde durulmuştur. Yazarın bu bölümde toplumsal sınıfların birbiriyle ilişkileri hakkındaki tespitleri dikkat çekicidir. Yazara göre Pehlevi hükûmetinin toplumun geleneksel dinamikleri olan ulema, aşiret ve esnafla çatışması ve bu sınıflara karşı modern toplum dinamiklerinin oluşmasını sağlayacak süreci desteklemesi, İran toplumunu ikiye ayırmış, geleneksel ve modern sınıfları karşı karşıya getirmiştir. Yeniden yapılanma siyasetiyle İslam’ın geleneksel koruyucuları olan din adamlarıyla toplumsal ve siyasal yapılanmanın baş mimarı olan padişahlar arasında tarihte benzeri görülmemiş bir çatışma meydana gelmiştir (s. 12). 20. yüzyıl boyunca İran’daki siyasal yaşam, şiddetle modernizm ile gelenekselcilik arasındaki çatışmaların etkisinde kalmıştır. Tepeden inmeci seküler bir modernleşme İran İslam Devrimi’nin sosyolojik tabanını oluşturmuştur. Kitabın bu bölümünde fundamentalist İslami parti ve gruplar, liberal orta sınıf, İslamcı sol partiler ve Marksist-Sosyalist partilere ilişkin genellikle tanımlayıcı açıklamalar yapan Beşiriye, söz konusu grupların birbiriyle çatışması ve iktidar bloğunun oluşmasından sonra İran’da ortaya çıkan özelliklerine değinerek bölümü tamamlamıştır.

“Çağdaş İran Tarihinde Önemli Siyasi Söylemler” başlığını taşıyan ikinci bölümde, modern İran siyasi tarihinde ortaya çıkan “siyasi söylemlere” ilişkin okuyucuya ana hatlarıyla bilgi sunulmuştur. “Klasik Padişahlık Söylemi”, “Modern Mutlakıyetçi Pehlevi Söylemi” ve İran İslam Devrimi’nden sonra ortaya çıkan “Gelenekselci İdeolojik Söylem” ve bu üç egemen söyleme karşı Meşrutiyet’ten (1908) bu yana muhalefet olarak kendini gösteren “Demokratik Söylem” ele alınmıştır. İran’da sırasıyla iktidara egemen olan ilk üç söylemin ideolojik oluşumu, gelişimi ve dayandığı sosyal zeminin kısaca açıklandığı bölümde son olarak her dönem var olan “Demokratik Söylem”in Kaçarlardan İran İslam Cumhuriyeti’ne uzanan tarihî/siyasi süreçte geçirdiği dönüşüm açıklanmıştır. Son olarak yazar bu bölümde; ekonomik, kültürel ve iletişim alanlarındaki küreselleşme süreçleri sayesinde İran’daki “Demokratik Söylem”in dinamiklerinin gittikçe güçleneceği (s. 69) öngörüsünde bulunmuştur.

Kitabın üçüncü bölümü “İdeolojik Devlet ve Buhranları” başlığını taşımaktadır. Bu bölümde Beşiriye, İran İslam Cumhuriyeti’nin tarihî süreçte yüz yüze kaldığı bazı sistematik sorunların mahiyetini incelemiştir. Söz konusu sorunlar; siyasal katılım krizi, siyasal meşruiyet krizi, siyasal egemenlik krizi şeklinde üç alt başlıkta incelenmiştir. Ancak en çok İran’da siyasal meşruiyet krizi üzerinde durulmuştur. Yazara göre siyaset sosyolojisinde üç tür ideal meşruiyetten söz edilir. Bunlar geleneksel, karizmatik ve yasal meşruiyetlerdir. Bu bağlamda İran İslam Cumhuriyeti Anayasası ise her üç meşruiyete birden dayanmaktadır. Açıklamak gerekirse ilki, Velayet-i Fakih kurumu çerçevesinde ortaya çıkan teokratik-karizmatik siyasi iktidar ve meşruiyet; ikincisi, devletin temel kurumlarını din adamları sınıfın kontrolüne bırakan din adamları iktidarı ve geleneksel meşruiyettir. Bunun en önemli örneği Anayasayı Korucular Konseyidir. Üçüncüsü ise yasal/demokratik iktidar ve meşruiyettir. İslami Şura Meclisi, Cumhurbaşkanlığı ve diğer önde gelen devlet kurumlarının iktidarı bu tür meşruiyetin en belirgin özelliğidir. Bu üç tür meşruiyetin aynı dönem içerisinde ortaya çıkması, siyasal katılım ve rekabet konusunda anlaşmazlıklar yaşanmasına ve siyasi istikrarsızlığa kapı aralamakta neticede güç odakları arasında çatışmaya sebep olmaktadır. İran’da farklı meşruiyet biçimlerinin birbirine karışması ve tek olgunun egemen olması zikredilen meşruiyet krizini ortaya çıkarmıştır (s. 85) ve söz konusu kriz henüz aşılmış değildir.

Kitabın “İdeolojik Devletin İstikrarını Sağlayan Temel Unsurlar (1979’a Kadar)” başlığını taşıyan bir sonraki bölümünde, devrimden sonra İran’da ortaya çıkan ideolojik devletin istikrar ve bekasını sağlayan temel unsurlar kısaca değerlendirilmiştir. Beşiriye’ye göre İran İslam Cumhuriyeti’nin önemli ideolojik temellerini sosyal açıdan siyasi seferberliği sağlayan kitlesel toplum, siyasi açıdan din adamlarının siyasi düzen içindeki üstün ve ayrıcalıklı konumu ve ideolojik açıdan din ile devleti birleştiren gelenekselci yaklaşımda aramak gereklidir. Bu etkenler aynı zamanda İran İslam Cumhuriyeti’nin değişim ve gelişimini engelleyen unsurlar olarak da değerlendirilebilir (s. 102).

Bu bölümde din adamlarına ilişkin tespitler dikkat çekmektedir. Din ve devlet eskiden beri İran tarihindeki patrimonyalist devletlerin temelini oluşturmuştur. Devrimle birlikte “Velayet-i Fakih” teorisi çerçevesinde yeniden ortaya çıkmıştır. Devrimden sonra din adamları kelimenin tam anlamıyla bir siyasi/sosyal sınıfa dönüşerek siyasi bir düzlemde yeniden örgütlenmiştir. Bir yandan Şii siyaset teorisinin hayata geçirilmesi suretiyle devlet yapısı, din adamları ve fakihlerin yönetimine dönüşmüştür. Diğer yandan ise Şii siyasi kültür, inşa edilen yeni devlet aracılığıyla kitleler arasında genişlemeye ve yaygınlık kazanmaya başlamıştır. Bu kültür gereği din adamları halkın babası ve halk da yetişkinlik çağına ulaşmamış çocuklar hükmündedir. Halkı yönetmek imamlar ve din adamlarının hakkıdır. Zira onların konumu nübüvvetin devamı sayılmaktadır (s. 107). Egemenliğin Allah’a ait olduğunu ileri süren din adamları bütün kanunların İslam şeriatına uygun olması gerektiğini ileri sürmüş ve hazırlanan yeni anayasa gereği siyasi önderlik kurumları ulemanın eline geçmiştir. Ülkenin önderliği ise yasama, yürütme ve yargı organlarının da üzerinde olan ve onları kontrol eden “adil ve takva sahibi bir fakihin” vilayetine verilmiştir.

“İdeolojik Devletin Değişim Alanları (1979’dan Sonrası)” başlığını taşıyan kitabın son bölümünde yazar tarafından devletin yapısında değişimlere sebep olan siyasi, içtimai ve fikri koşullar iç baskı ve unsurlar olarak etkisi pek çok alanda açık bir şekilde hissedilen küreselleşme ise dış baskı ve unsur olarak değerlendirilmiştir. Yeni orta sınıfın oluşumu ve gelişimi, aydınların sivil toplum kuruluşlarıyla birlikte ortaya çıkışı ve dinî plüralizm düşüncesi gibi etkenler birbirine bağlı iç değişimi getiren iç unsurlardır. Ayrıca giderek artan küreselleşme bir yandan değişime katkı sağlarken diğer yandan iç unsurların etkisini arttırmaktadır.

Bu bölümde en çok Beşiriye’nin yeni nesil dinî aydınlarla eski nesil dinî aydınları mukayese ettiği bölüm öne çıkmaktadır. Yazara göre yeni nesil dinî aydınlar siyasi meselelerde ciddi tutum değişikliğine gitmiştir. Önceki nesil aydınların temel özellikleri radikalizm, fikri totalitarizm, devrimcilik ve demokratik olmayan eğilimler şeklinde özetlemek mümkündür. Pehlevi rejimi ve onun batılı eğilimlerine karşı tepki gösteren önceki nesil dinî aydınlar, İslam devriminin fikri savunuculuğunda önemli roller üstlenmiştir. Yeni nesil dinî aydınlar ise “İslam Devleti”, devrimcilik ve antidemokratik eğilimlere karşı bir tepki olarak ortaya çıkmıştır. Devrim öncesi nesil, din adamlarının karşı çıkmasına rağmen geleneksel Şii anlayış ve dine ilişkin yorumlarda bulunarak devrime hizmet etmiştir. Bu neslin temsilcileri yaşamın temel referanslarını İslam’ın oluşturduğu bir siyasi toplum yaratma peşindeydi. Ali Şeriati gibi aydınlar, Şiiliğin mazlumları ve eşitliği savunan ve zalimlere karşı mücadele eden bir mektep olduğuna inanıyordu. Şeriati’nin düşüncelerindeki temel konu “kendine yabancılaşma” kavramı ve Batı kültürünün egemenliğinden kurtularak “öze dönüş” zaruretidir. Bu doğrultuda yeni nesil dinî aydınlar ise eski nesil aydınların düşüncelerini yeniden değerlendirme ve yorumlayamaya çalışmaktadır (s. 130). Bu uğraş ise onları çoğu zaman henüz hayatta ve müesses nizamın önemli kurumlarının başında olan eski nesil aydınlarla karşı karşıya getirmektedir.

Kitabın sonuç bölümü “Siyasi Reformlar ve Demokrasiye Geçiş” başlığını taşımaktadır. Bu kısımda yazar, esasen maddeler hâlinde kitabın genel bir özetini yapmaktadır. İran’daki siyasal sistemin bir demokrasiye geçiş döneminde olduğunu vurgulayan Beşiriye, küreselleşmenin getirdiği baskı ve içerideki reformist hareketlerin ivme kazanmasının İran’ı bu sürece soktuğuna inanmaktadır. Bu geçiş döneminde bir yanda reformist hareketler güçlenirken diğer yanda reform karşıtı çıkışlar görülmektedir. Hâlihazırda İran’daki siyasi konjonktür bu iki grup arasındaki çatışmasının etkisinde şekillenmektedir.

İran’da Devlet, Toplum ve Siyaset, modern İran’da siyaset sosyolojisini ana hatlarıyla okuyucuya tanıtması açısından İran iç politikasını anlamak isteyenler için başlangıç kitabı mahiyetindedir. Zira konunun uzmanı olan Beşiriye, İran iç politikasında etkili sosyal sınıfları, aktörler ve güç merkezlerini yabancıların nüfuz etmesini zorlaştıracak bilgilerden arındırılmış bir şekilde açıklamaktadır. Bu yönüyle kitap, İran içindeki politik rekabeti anlamak adına fayda sağlayacağı gibi İran İslam Devrimi’nden sonra ülkede oluşan Şii siyasi kültürü tanımaya da olanak sağlamaktadır.

Cemil Said Bey’in Gözüyle İran Meşrutiyeti

Umut Başar

Cemil Said Bey, İran tarihindeki kırılma noktalarından birini teşkil eden Meşrutiyet Hareketi’ni, yer yer Osmanlılarla mukayese ederek bilinçli bir devlet adamı gözüyle aktarmıştır.

İran’daki Protestoların Sosyopolitik Gerekçeleri

Umut Başar

İran’daki toplumsal gerilim, büyük meydan okumaların önünü almak maksadıyla kontrollü bir şekilde boşaltılmıyorsa sokağa çıkmakta genelde çekimser davranan İran toplumu için psikolojik barikatların artık yıkıldığı anlaşılmaktadır.