İran’da Türk Milliyetçiliği Duruşu: Traxtor İsyanı

14.04.2021
Can Akcaoğlu Editör, Yayın Koordinatörlüğü

İran’da Türk Milliyetçiliği Duruşu: Traxtor İsyanı

İbrahim Ramazânî, Doğu Kütüphanesi, İstanbul, 2015, 192 sayfa.

ISBN: 978-6055227555


Sosyoloji alanında akademik bir çalışma niteliğinde olan İran’da Türk Milliyetçiliği Duruşu Traxtor İsyanı adlı eser, yazar İbrahim Ramazânî’nin tek eseridir. Aynı zamanda bir sosyolog olan yazar, çalışmasında akademik analizlerinin yanı sıra saha gözlemleri ve kişiler ile görüşmelere yer vererek İran’daki Türklerin milliyetçilik eğilimlerinin Traxtor adlı futbol kulübü aracılığıyla yansımalarını aktarmıştır.

Esere adını veren Traxtor (Far. تیراختور; ayrıca Tractor Sazi, Tractor, Traktör, Tıraxtur gibi yazımları da mevcuttur.) 1970 yılında Tebriz’de kurulmuş, İran’ın en üst düzey futbol liginde 2009’dan beri mücadele eden bir futbol kulübüdür. Kulüp, Tebriz başta olmak üzere İran’daki Türkler tarafından desteklenmekte ve kulübün yaklaşık 35 milyon taraftara sahip olduğu tahmin edilmektedir. Ek olarak en deneyimli Türk teknik direktörlerden biri olan Mustafa Denizli, 2019 yılında yaklaşık 6 aylığına bu kulüpte görev yapmıştır. Kulüp, “Hazfi Kupası” adıyla oynanan resmî ulusal turnuvada 2013-2014 ve 2019-2020 sezonlarında olmak üzere iki kez şampiyonluk almış, ulusal ligde ise henüz şampiyonluk kazanamamıştır.

Ramazânî, eserinin başlangıcında “Önsöz” ve “Giriş” bölümleri ile futbolun günümüzdeki durumuna değinmiş; çalışmasına dayanak oluşturduğu sorulara yer vererek okuru bilgilendirmiştir. Bu bağlamda Traxtor’un, İran’daki Türklerin millî kimlik oluşumuna etkisi ile -yazarın deyişiyle- İran’ın asimilasyon ve ayrımcılık politikalarının karşısındaki birleştirici rolüne değinen sorularla çalışma kapsamını belirlemiştir. Yazar ayrıca verilerini elde ettiği kişileri gruplayarak tanıtmıştır.

Ramazânî, kitabın “Kavramsal Bakış” adlı birinci bölümünde ele aldığı konu kapsamındaki terim, kavram ve olguları sosyoloji literatürü bakış açısıyla irdelemiştir. Bu kapsamda, kimlik konusu sosyolojik ve psikolojik çerçeveden incelenmiş; millî kimlik ve millî kimliği belirleyen unsurlar okura sunulmuş, bu kavrama yönelik farklı yaklaşım ve tanımlamalar karşılaştırılmıştır. Ek olarak etnik kimlik, milliyetçilik türleri gibi konular da bu incelemenin boyutlarını genişletmiştir. Yazar, kitabının adında kullandığı “Türk milliyetçiliği” ile kastını ise Türk kimliğini irdeleyerek ifade etmiş; “Türk” ile etnik veya dinsel ayrımlara başvurmadığını aktarmıştır. Bu bağlamda geçmişten bugüne milliyetçiliğe değinerek millet olma bilincini ön plana alan yazar; kültürde ve duygulardaki ortaklığı, bu çerçevede ise ana dilini vurgulamıştır. Yazar; bu bölümde asimilasyon, azınlık ve çoğunluk kavramları ile etnisiteye değinerek Türklerin, İran’da dışlandığı söylemini ve milliyetçilik eğilimlerinin fikrî zeminini aktarmıştır. Bu kapsamda “biz” ve “öteki” öne çıkan kavramlar olurken “biz” kavramını; İran’ın Şiilik aracılığıyla oluşturma çabasında olduğu, Türklerin ise dil ve kültür olarak dışlanması nedeniyle dil çevresinde yarattığı yorumu yapılmıştır. Bu bölümde ek olarak farklı sosyoloji kuramlarının sporu -ve/veya futbolu- ele alış biçimleri anlatılmıştır.

Kitabın “İran İslam Cumhuriyeti’ne Genel Bakış” başlıklı ikinci bölümünde, İran hakkında coğrafi ve demografik bilgilere yer verilmiştir. İran’ın resmî kaynaklarından derlenen verilerin yanında, demografik inceleme kapsamında İran’da yaşayan farklı etnik gruplara dair de bilgi verilmiştir. Buna göre Fars, Türk, Kürt, Arap, Türkmen, Lur, Beluç gibi grupların adı verilen bölümde, toplam nüfusu yaklaşık 80 milyon olan ülkedeki Türk nüfusunun 14 ila 35 milyon aralığında olduğunu ifade eden farklı araştırmaların sonuçlarına değinilmiştir. Ayrıca Türkçe konuşan nüfus oranının, %18 ila %24 dolaylarında olduğunu ifade eden araştırma sonuçları da aktarılmıştır. Yazar bölümü, Türklerin yoğun olarak yaşadığı yerleri, haritalarını da ekleyerek zenginleştirmiştir. Bu bölümde ayrıca İran’ın siyasi tarihi ve yönetim şekli ile Türklerin kimlik algısı ve uğradığı asimilasyon uygulamalarına da sosyolojik ölçütler çerçevesinde yer verilmiş; Türklerin kimlik arayışının 1940’lı yıllara rastladığını ifade etmiştir.

Kitabın “İran’da Türklerin Asimilasyona Karşı Tepkileri ve Türk Kimliğine Tarihî Bakış” adlı üçüncü bölümünde, Türklerin geçmişten bugüne içinde bulunduğu bazı olaylar anlatılmıştır. Bu kapsamda kronolojik olarak Hiyabani Ayaklanması (1920), Millî Hükûmet (1945-1946), İran İslam Devrimi (1979), 1996 Meclis Seçimleri, Babek Kalesi (2000), Karikatür Olayı (2006) ve Traxtor’un 2009’da en üst lige yükselmesi anlatılmıştır.

Hiyabani Ayaklanması, demokratik reform taraftarlarının Muhammed Hiyabani liderliğinde başlattığı bir ayaklanmadır. Ayaklanma, Nisan-Eylül 1920 arasında faaliyet gösteren ve merkezi Tebriz olan Azadistan Devleti’nin kurulmasına önayak olmuştur.

II. Dünya Savaşı sırasında Sovyetler Birliği ile Birleşik Krallık’ın İran’ı işgali sonucunda siyasi boşluk meydana gelmiş ve merkezî devlet anlayışı zayıflamıştır. Ayrıca İran’daki Türklerin gördüğü baskılar sonucunda milliyetçi akımlar güçlenmiş ve Güney Azerbaycan Millî Hükûmeti kurulmuştur. 1945-1946 yıllarında etkin olan ve o süreçte birçok reform gerçekleştiren Millî Hükûmet; İran’ın, işgalin üstesinden gelmesi ile son bulmuştur. Ramazânî, dönemi aktararak bu hükûmetin, Türk milliyetçiliğinin gelişimi yönünde önemli adımlar attığını ifade etmiştir. Yazar, sosyal devlet anlayışının gelişmesinin yanı sıra Türkçe eğitim için çalışmalar yapıldığını aktarmıştır.

Ramazânî, 1979 İslam Devrimi’ni; farklı bir boyutuyla değerlendirip o dönemde etnik kökeni esas alarak örgütlenen siyasi kuruluşları anlatmıştır. Bu kapsamda, birçok etnik gruba çağrı yapılsa da daha ziyade Türkler arasında yankı bulan Müslüman Halkın Cumhuriyetçi Partisi ile Ayetullah Şeriatmedari liderliğinde kurulan Müslüman Halk Partisi ele alınmıştır. Yazar, bu partilerin “Azerbaycan millî dili ve kültürü”nün tanınması, Türkçe eğitim ve kitle iletişim araçlarının kurulması ile birtakım idari taleplerle Tahran yönetiminden özerklik talep ettiğini belirtmiştir. Devamında, Kum’da ikamet eden Şeriatmedari’nin evine baskın düzenlenmiş; bunun üzerine Tebriz’de çıkan halk ayaklanmasının kan dökmeye varabilecek sonuçları olduğunu gören Şeriatmedari, bu ayaklanmanın son bulmasını istemiştir.

Yazar, 1996 Meclis Seçimleri döneminde seçimlere katılan ve Tebrizli gençler arasında ilgi uyandıran akademisyen Mahmudali Çehregani’ye de yer vermiştir. Seçimlerde yaklaşık 600 bin oy alan Çehregani’nin İran yönetimi tarafından engellenmesi protestolarla karşılanmış; o dönemde yüzlerce Türk tutuklanmıştır. Bölümde ayrıca IX. yüzyılda Abbasilere karşı bir direniş hareketi başlatan Babek ile günümüzde Türkler arasında her yıl belirli bir dönemde gerçekleştirdiği yürüyüşlere ve kültürel etkinliklere ev sahipliği yapan Babek Kalesi1 ele alınmıştır. Başlarda öğrenci hareketi olarak başlayan etkinlikler, sonrasında toplumsal harekete dönüşmüş; İran yönetimi ise bu etkinliklere katılıma şiddetle karşı çıkmıştır. Yazara göre Babek Kalesi’nde yapılan etkinlikler, Azerbaycan-Türk kimliğini esas alan bir Türk milliyetçiliği olarak değerlendirilebilir. Bu mekân ve Babek, aynı zamanda Azerbaycan-Türk kimliğinin tarihî hafızasında işgal karşıtlığı ve millî kurtuluş hareketinin sembolüne dönüşmüştür. Kitabın bu bölümünde, 12 Mayıs 2006 tarihinde bir devlet gazetesinde yayımlanan ve Türkleri hamam böceği olarak tasvir eden karikatürün ardından meydana gelen ve Karikatür Olayı olarak tanımlanan protestolara da yer verilmiştir. Bu karikatüre gelen tepkiler, Tebriz merkez olmak üzere ülke geneline yayılmış; bu protestolarda, polisin halka ateş açması sonucu en az 50 göstericinin hayatını kaybettiği, yüzlercesinin ise yaralandığı aktarılmıştır.

Ramazânî, İran’daki Türklerin kimlik mücadelesi konusunda Traxtor’un 2009 yılında İran’ın en üst düzey futbol ligine yükselmesini bir dönüm noktası olarak değerlendirmiştir. Traxtor taraftarları, 2009-2010 sezonunda ligin seyirci rekorunu kırmış ve gerek Tebriz’de gerekse takımlarının oynadığı diğer şehirlerde tribünlere giderek takımlarını desteklemişlerdir. Taraftarlar, en büyük rakip olarak ise Tahran takımları olan Esteghlal ve Persepolis’i görmektedir. Yazar, bunun nedeni olarak ise bu kulüplerin İran yönetimine yakınlığını göstermektedir. Kadınların stadyuma girişinin yasak olduğu İran’da, Traxtor birçok maçta yalnızca erkek taraftarlarıyla stadyumunu doldurabilmektedir. Maçları izlemek üzere stadyuma giremeyen kadın taraftarlar; çözümü, stadyumun çevresindeki tepelere giderek maç izlemekte bulmuş fakat bir süre sonra bu tepelere yerleştirilen askerlerle karşılaşmışlardır.

Kitabın dördüncü bölümü “Güney Azerbaycan Millî Hareketi ve Traxtor Futbol Takımı” başlığına sahiptir. Bu bölümde, futbolun tarihine yer verilmiş; futbol takımlarının farklı coğrafyalarda belirli kimlikler taşıdığına değinilmiştir. Meslek, etnik köken, mezhep gibi özellikler kimi takımlarla özdeşleşmiş; ilgili kulüplerin taraftarlarınca kimliklerinin yansıması olarak addedilmiştir. Ramazânî bu bağlamda futbol, kimlik ve milliyetçilik kavramlarını ilişkilendirmekte ve futbolun, taraftarlara iktidarın siyasi veya iktisadi arenada dile getiremediklerini aktarma olanağı tanıdığını ifade etmektedir. Bu durum, dolaylı olarak taraftar kimliğini meydana getirmekte ve bu, kişide bir gruba ait olma duygusunu tatmin etmektedir. Taraftar kimliği, Traxtor için ise temel olarak taraftarlığın ötesindedir. Yazar, bu kapsamda Traxtor taraftarlarının maç esnasında stadyumda yaptıkları tezahüratlarının genellikle takıma yönelik olmadığını, doğrudan Güney Azerbaycan millî değerleriyle ilgili olduğunu vurgulamıştır. Bu bağlamda stadyumun, söylenemeyeni söyleme alanı olduğu ifade edilebilir.

Yaygın bir görüş, futbolun (veya farklı ögelerin) toplumları uyuşturmak ve/veya oyalamak için bir araç olduğu yönündedir. Yazar, bu görüşe farklı bir yorum getirerek baskı dönemlerinde futbolun, kitleleri körleştirmek için araç olabileceği gibi muhaliflerin yeraltından çıkıp toplumsallaşmalarına ve propaganda yoluyla muhalif hareketi toplumsallaştırabilmelerine imkân verdiğine değinmiştir. Bu bağlamda stadyum, toplumsal hürriyet arzularının ifade edildiği bir mekândır. Ayrıca tribünlerde siyasileşen ifadeler farklı çatışmaları da meydana getirmiştir. Traxtor taraftarlarının Azerbaycan lehine tezahüratları karşısında rakip takım taraftarlarının Ermenistan bayrağı açtığı gözlemlenmiştir. Traxtor tribünleri, bunun yanı sıra yapılan barajlar nedeniyle kurumaya başlayan Urmiye Gölü’ne dikkat çekmek amacıyla da İran Meclisi aleyhine tezahüratlar yapmıştır.

Kitabın “Verilerin Analizi ve Sonuç” başlıklı beşinci bölümünde, görüşme yapılan kişilerin özellikleri aktarılmıştır. Ramazânî, taraftarların kulübe bağlılığını yaptığı görüşmeler ile göstermiştir. Yer yer taraftarların sözlerine de yer verilen bölümde dikkat çeken bir husus; Traxtor takımı çevresinde toplanma nedeninin genel itibarıyla Türk takımı olması şeklinde gerekçelendirilmesidir. Bazı taraftarlar, Farslara karşı olma güdüsüyle Traxtor taraftarı olmuş; taraftar olmayı ise Türkçülük ile denk tutmuştur. Bunun yanı sıra taraftarlardan biri; önemli olanın dil ve toprak olduğunu, maçı kazanmak ya da kaybetmenin ikinci planda kaldığını ifade etmiştir. Bu bağlamda yazar, Traxtor’un bir milliyetçilik okuluna dönüştüğünü belirtmiştir.

Kitabın sonunda üç adet ek bölümü bulunmaktadır. Ek 1, Ramazânî’nin görüştüğü kişilere sorduğu soruları içermektedir. Ek 2, Traxtor taraftarlarının stadyumlarda söylediği tezahüratları barındırmaktadır. Bunlar arasında, alışılagelmiş biçimde takımı destekleyici, motive edici tezahüratlar bulunmasının yanı sıra çok sayıda siyasi veya protesto içerikli tezahürat da bulunmaktadır. Ek 3’te ise çoğu, Traxtor’un stadyumu olan Sehend Stadyumu tribünlerini gösteren fotoğraflar bulunmaktadır.

Kitap, İran’daki Türklerin geçmişten bugüne yaşadığı sorunlara da değinerek bu sorunların yansımalarını Traxtor takımı ve taraftarlarının penceresinden göstermektedir. Gelinen sosyal ve siyasi ortamda ülkedeki Türklerin tepkilerinin daha net anlaşılması adına yararlı bir çalışma olarak değerlendirilebilir. Aynı zamanda yazarın, araştırmasını akademik bakış açısıyla ve kuramlara dayalı biçimde aktarması, çalışmasına verdiği ilgiye dair fikir vermektedir. Bu eser; İran toplumuna, İran’daki Türklere, futbola ve tribün kültürüne ilgi duyan okurlar için bilgilendirici bir nitelikte olacaktır.


1 Konu hakkında daha fazlası için bk. İran Türklerinde Babek ve Babek’i Anma Törenleri