Koronavirüs Salgınının Bölgesel ve Küresel Etkileri

Tarihteki birçok kırılma noktasına baktığımızda koronavirüs salgının yalnızca var olan süreçleri hızlandırmasına neden olacağı öngörülebilir.

Dünya 2020'ye küresel bir salgınla girdi. Koronavirüs salgını olarak isimlendirilen bu durum hakkında birkaç nokta haricinde henüz kesinleşmiş bir bilgi ortada görünmüyor. Salgınının kaynağı, muhtemel sonuçları ve kesin tedavisi gibi en temel soruların cevapları henüz verilemedi. Ancak küresel medyada virüs sonrası dünya ile ilgili birçok senaryo konuşuluyor ve tartışılıyor. Bu tartışmaların ve ortaya çıkan soruların sağlıklı bir zeminde ele alınması on yılları alacaktır. Ancak bazı konular hakkında şimdiden birtakım çıkarımlar yapmak mümkün.

Koronavirüsün bir salgın hâline dönüşmesinden sonraki süreçte virüsle ilgili iki önemli hususun şimdilik kesinleştiği görünüyor; virüsün yayılım hızının yüksekliği ve ölüm oranının düşüklüğü. Öncelikle elitlerdeki yaygın pozitif sonuç oranı göz önüne alındığında virüsün tüm dünyada açıklanan rakamların çok daha üstünde insana bulaştığı söylenebilir. Çok sayıda ülkede siyasetçiden spor ve sanat camiasına kadar birçok tanınmış kişiye hastalığın bulaşmış olması da bunu gösteriyor. Nitekim salgının daha başında vaka sayısı resmî olarak henüz yüzlerle ifade ediliyorken İran’da yirminin üzerinde milletvekilinin testinin pozitif çıktığı açıklanmıştı. Bu açıklama üzerine “Eğer yalnızca elitlere bulaşan bir hastalık değilse şimdiden on binlerce kişiye bulaşmış olmalıdır.” şeklinde bir yorumda bulunmuştuk. Çok geçmeden salgının Avrupa’da yayılmasıyla da benzer görüntüler ortaya çıktı. Bakanlar, başbakanlar, aktörler, sporcular vs. çok sayıda tanınmış isme virüs bulaşmış olması gerçek rakamların belirtilenlerden çok daha yüksek olduğunu ispatlaması açısından yeterli.

Virüsün bulaşma oranının aksine öldürme oranının düşük olması virüsle ilgili şimdilik bilinen ikinci konu. Eğer tahmin edildiği gibi virüs tüm dünyada aslında on milyonlarca insana zaten bulaşmış durumda ise açıklanan ölümlü vaka sayıları oldukça düşük. Bu noktada kapalı rejimlerle Batılı ülkelerin ulaştığı zirve sayısındaki farklılık oldukça dikkat çekici bir hâl almış durumda. Avrupa ve ABD’nin verdiği günlük ölü sayıları kapalı rejimlerin açıkladığı resmî sayıların neredeyse on katına tekabül ediyor. Ancak bu sayılar bile toplam vakalara bölündüğünde virüsün öldürücülük oranının düşük olduğunu açıkça ortaya koyuyor.

Virüsle ilgili bu bilgiler bir yana etkileri açısından bakıldığında söz konusu küresel salgın iddia edildiği gibi kapitalizmin sonunu getirebilir mi ya da Çin’in yeni bir hegemon güç hâline gelmesine neden olabilir mi soruları akıllara geliyor. Küresel çaptaki bu soruların yanında yaklaşık on yıldır; devrim, karşı devrim, iç savaş ve ayaklanmalarla karşı karşıya bulunan Orta Doğu'da bu salgının nasıl bir değişikliğe yol açacağı da önemli bir soru olarak önümüzde duruyor. Daha önce de belirtildiği gibi bu tarz soruların cevapları için henüz erken. Ancak tarihteki birçok kırılma noktasına baktığımızda bu salgının yalnızca var olan süreçleri hızlandırmasına ve zaten yaşanmakta olan teknolojik, sosyolojik ve politik gelişmelerin daha hızlı kabul edilmesine neden olacağı öngörülebilir. Çin’in yükselişi, elektronik ticaretin ya da sosyalleşmenin yaygınlaşması, insanların yapay zekâ özelliği taşıyan uygulamalar tarafından gittikçe artan biçimde kontrol ve gözlem altına alınması gibi gelişmeler aslında son yirmi yıldır çokça tartışılan ve tecrübe edilen gelişmelerdi. Ancak bugün gelinen noktada salgın belki de Çin’deki WeChat benzeri çok amaçlı ve bankacılıktan, sosyal hayatın kontrolüne kadar birçok alanı kapsayan uygulamaların bütün dünyada yaygınlaşmasına olanak sağlayabilir. Yine uzun zamandır konuşulan Avrupa’nın siyasi gerileyişi son krizle birlikte gördüğümüz üzere artık teorik tartışmaların konusu değil ve Avrupa, maske savaşlarının gösterdiği gibi giderek hantallaşan ve aylardır geliyorum diyen bir salgına karşı önlem almakta yavaş davranan ve adeta başına gelecekleri kabullenen yaşlı bir kıta görünümü sergiliyor.

Salgının bölgeye etkilerine gelindiğinde de benzer şekilde var olan süreçler daha da hızlanacaktır. Yönetim krizleri, ekonomik sorunlar, düşük ya da şiddetli çatışmalar artarak devam edecektir. Irak’ta görüldüğü üzere ABD-İran gerginliği azalmayacak aksine hükûmetler üzerindeki baskı arttıkça milliyetçi duygulara hitap eden çatışmalar kabul edilebilir maliyetli olarak görülebilecektir. İran örneği üzerinden gidecek olursak uluslararası kredi talepleri kabul görmeyen Hamenei sonunda Ulusal Kalkınma Fonu'ndan bir milyar avro kullanılmasını kabul etmek zorunda kaldı. Bu durum da bahsettiğimiz konuları destekler nitelikte. Ülkede zaten kötüye giden ekonomik göstergelerin daha da kötüye gitmesi kaçınılmaz. Nitekim Ruhani son açıklamalarında sürekli olarak ekonomiyi önceleyen ifadeler kullanıyor. İran'daki son bir gelişme de Çin’in bölgedeki etkinliğinin salgınla birlikte nasıl daha da görünür hâle geldiğiyle ilgili önemli bir gösterge olarak yerini aldı. Tahran’daki Çin Büyükelçisi'nin İran Sağlık Bakanlığı Sözcüsü'nü azarlar mahiyetteki paylaşımı, Çin Büyükelçisi'ne en büyük desteğin ülke içindeki bağımsızlık konusunda hassasiyetleri ile bilinen radikal kesimlerden gelmesi ve Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü'nün arayı bulan açıklamaları oldukça dikkat çekiciydi. Öyle ki radikal çevrelerin sözcüsü olarak bilinen bazı figürler, Sağlık Bakanı'ndan Yardımcısı'nı görevden almasını dahi istedi. Anlaşılan salgın gittikçe gelişen Çin-İran ilişkilerinde de hızlandırıcı ve güçlendirici bir etki yapacak.


Bu makale ilk olarak 8.4.2020 tarihinde TRT Farsça'da yayımlanmıştır.

https://www.trt.net.tr/persian/brnmh-h/2020/04/08/mntqh-w-dny-dr-dwrn-ps-khrwn-1393719

Koronavirüs, Çin, İran, Batı, Orta Doğu

ABD’nin Afganistan’dan Çekilmesi Bölge Ülkeleri İçin Ne Anlama Geliyor?

Hakkı Uygur Rahimullah Farzam

Afganistan’da ABD ve NATO’nun çekilmesiyle ortaya çıkacak olan güç boşluğu birçok bölgesel aktörün hem iştahını kabartıyor hem de güvenlik kaygılarını artırıyor.

Reisi ve Yeni İran

Hakkı Uygur

İran yönetimi şu ana kadar başarıyla yürüttüğü ikili sistemde meydana gelen uçurumu hızlı bir şekilde kapatmak zorunda olduğunu biliyor ve bunda en önemli görev hiç şüphesiz uğruna büyük fedakârlıklar yapılan yeni Cumhurbaşkanı Reisi’ye düşecek.