Mehsa Emini’nin Ölümüyle İran’da Hareketlenen Sokaklar

Umut Başar Kıdemli Uzman

Hâlihazırdaki perakende gösteriler büyüme kapasitesine sahipse de yönetimin bunun önünü alma kabiliyeti bulunuyor.

İran’da sokaklar birkaç gündür yine hareketlenmiş durumda. 22 yaşındaki Mehsa Emini, Tahran’da 13 Eylül’de zorunlu örtünmeye riayet etmediği gerekçesiyle ahlak polisi (İrşat Devriyeleri) tarafından gözaltına alındıktan sonra emniyete götürüldü. Tahran ve diğer büyük şehirlerde, şehrin kalabalık cadde ve meydanlarında tesettür kontrolünün yapılması rutin bir uygulamadır. Bu kapsamda sorun görülen kadınlar yine kadın görevliler tarafından sözlü uyarılabilir veya alıkoyulabilir. Alıkoyulması durumunda karakolda konuşma/tebliğ gerçekleştirilebilir, örtünme kurallarına riayet edeceğine dair taahhütname alınabilir ve ailesine haber verilir. Fiilin tekrarlanması durumunda cezai müeyyide uygulanır. Bu işlem, bireylerin etnik ve dinî kimliklerine göre değişiklik gösteren bir uygulama değildir. Kontrol esnasında memurların radarına giren herhangi bir birey işleme tabi tutulabilir. Denetimlerin de her daim aynı sıklıkta olmadığı, zamana göre gevşediği veya sertleştiği söylenebilir.

Bu bilindik uygulamaya muhatap kalan Emini’nin gözaltındayken fenalaşması üzerine Tahran Kesra Hastanesine kaldırıldığı, üç gün komada kaldıktan sonra vefat ettiği görülüyor. Bu genç kızın vefatı, İran toplumunu derinden yaraladı ve sokak gösterilerine evrilecek derecede halk nezdinde infial yarattı. Otopsi raporu ise Emini’nin ölüm gerekçesini kalp krizine bağlı beyin hasarı şeklinde açıkladı. Lakin konuya dair dedikodular sürüyor ve kamu vicdanı tatmin edilmiş değil. Emini’nin komada olduğu süre zarfında sosyal medya üzerinden başlayan tepkiler, geçtiğimiz dört gün içinde sokaklara taştı. İran içinden ve dışından sayılamayacak kadar çok şahıs hadise karşısında üzüntüsünü ifade etti. Başta İran Cumhurbaşkanı olmak üzere yetkililer ise konunun takipçisi olacaklarını bildirdi. Emini’nin cenazesi, doğum yeri olan İran’ın Kürdistan ilinin Sakız ilçesinde kalabalık bir grupla defnedildi.

Zorunlu Örtünme Meselesi

1979 İran İslam Devrimi’nin başından beri, zorunlu örtünme ve bunun kontrolü için devlet eliyle mekanizma geliştirilmesi kamuoyunda çok tartışılan konulardan biri. Nitekim Devrim’in ilk günlerinde başlayan zorunlu örtünme karşıtı sesler, gün geçtikçe daha güçlü duyuluyor. Devrim’in üzerinden geçen 43 yılda gelinen noktada, devrimci aktörlerden bir kısmı zorunlu örtünmenin anlamını yitirdiğini düşünmeye başladı. Öyle ki Masume İbtikar gibi 12. Hükûmette (II. Ruhani Hükûmeti) kadın ve aileden sorumlu cumhurbaşkanı yardımcılığı yapmış bir aktör, görevi esnasında ahlak polisinin kaldırılması için çalıştıklarını söyledi. Gerçekten de İran’da reformcu ve ılımlıların temsil ettiği siyasi kanat, toplumda zorunlu örtünmeye olan inancın düştüğünden hareketle bu konuda daha müsamahakâr bir tavır içerisinde olsa da başörtüsünün, Devrim’in idealize ettiği kadın imajının ayrılmaz bir parçası olması sebebiyle müesses nizam içerisindeki güçlü odaklar zorunlu örtünme konusunda itirazlara rağmen esneme göstermedi. Yakın zamanda gösterecek gibi de durmuyor. Devrim’den sonra modernleşmeye ve dahası sekülerleşmeye devam eden İran’da, Devrim’den sonra dünyaya gelen neslin örtünme konusunda anne ve babalarından farklı düşündükleri yadsınamaz. Öyle ki İyiliği Emretme Kötülükten Sakındırma Kurumu Sekreteri, Meclis Araştırma Merkezinin verilerine dayanarak İranlı kadınların yarısından fazlasının uygun bir şekilde örtünmediğini söylüyor. Toplumda zorunlu örtünmeye olan inancın belki de şimdilerde modern İran tarihinin en düşük seviyesinde olduğu söylenebilir. Buna rağmen örtünme konusundaki ısrarın gerekçesinin iki sebebi olduğu düşünülebilir. İlki devlet idaresinde etkili olan dinî, siyasi ve askerî elitlerin İslami hassasiyet sebebiyle zorunlu örtünmeye gerçekten inanmasıdır. İkincisi ise artık İran İslam Cumhuriyeti’yle özdeşleşerek İrani-İslami kimliğin bir sembolü hâline getirilmiş başörtüsü konusunda tabiri caizse bir taviz verilmesinin zamanla önü alınamayacak yeni talep/tavizleri doğuracağının düşünülmesidir.

“Mehsa Bahane Yönetim Hedefte”

Hamenei’nin Eserlerini Neşretme Ofisi Üyesi Mehdi Fezaili üç gün önceki bir sosyal medya paylaşımında bazı teşebbüsleri ima ederek “Mehsa Emini bahane. Esasen yönetim hedefte.” dedi. Esasen bu ifade, İran’da zorunlu örtünmeye tepkiyle başlayarak ölü ve yaralıların görüldüğü sokak olaylarına dönüşen sürecin “güvenlik meselesi” hâlini almasını yansıtması bakımından çarpıcı. Fezaili; paylaşımında, doğru bir noktaya işaret etmiyor değil. Zira İran’da örgütlü muhalefetin siyasi temsilinin olmayışı, yönetimden memnun olmayan insanların kendilerini ifade edecekleri platform eksikliğini yaratıyor. Dolayısıyla Emini hadisesinden sonra sokağa çıkanların oluşturduğu genç ve kadın profili; Devrim’den sonra doğmuş, ülkedeki işsizlikten enflasyona, fırsat eşitsizliğinden yaptırımların baskısına kadar pek çok sorunla karşı karşıya kaldığı için mutsuz ve geleceğe ilişkin ümidini kaybetme noktasına gelmiş insanlardan oluşuyor. Kamusal alanda zorunlu örtünme dışındaki diğer ahlaki denetimlere günden güne daha çok öfkelenen bu kesim, sabık Cumhurbaşkanı Ruhani Dönemi’nde benzine gelen zam sebebiyle bir kıvılcımla sokağa nasıl döküldüyse çözümü, daralan siyasi mecralardan ziyade sokaklarda aramaya teşebbüs ediyor. Bugününden memnuniyetsiz gençler, amaçsız ve liderlikten yoksun bir şekilde bir yandan Şah Dönemi’ni anıyor diğer yandan sokaktaki kontrolsüz boşalmayla yönetimle hesaplaşmaya çalışıyor.

Protestolar esnasında atılan sloganların hedefine din adamlarının, müesses nizamın kurumlarının ve nihai olarak Devrim Rehberi’nin alınması; sokaktaki kesimlerin Emini’nin ölümünü siyasi bir mesele olarak algıladıklarını gösteriyor. İran’daki siyasi aktörler bir tarafa dursun İran dışında, Tahran yönetimiyle ontolojik düşmanlık içinde olan ABD, İsrail, Pehlevi Hanedanı, Halkın Mücahitleri Örgütü gibi ülke ve çevrelerden protesto çağrısı gelmesi “ülkeye müdahale eden dış güçler” söylemini güçlendiriyor ve daha önemlisi devlet tarafından sokaklara müdahale etmenin meşru zeminini oluşturuyor. Protestolarda gözaltına alınanlar arasında yabancıların (gazeteci veyahut elçilik personeli) bulunduğunun servis edilmesi, sokaklardaki İranlıların ise daha önce benzer girişimlerden sabıkalı olduğunun açıklanması; toplumun geniş kesiminde gösterilerin amacından saptığı kanaatini uyandırmaya yarıyor. İran toplumunun kolektif bilinçaltındaki “yabancıların ülkenin iç işlerine müdahalesinden duyulan rahatsızlığın canlanması” karşı hareketin gerekçesini oluşturuyor. Dolayısıyla şimdiye kadar İran’da muhtelif vesilelerle sokağa dökülen kesimlere ülke dışından gelen destek, bütün sorunlara rağmen ülkesinin birlik ve bütünlüğünü düşünen çevrelerde soru işareti yaratıyor. Hele bir de Emini örneğinde olduğu gibi konunun etnik bir çatışmanın malzemesine dönüştürülmek istenmesi, tehdit algısını artırıyor. Dolayısıyla daha önce de İran’da gözlendiği üzere kişi hak ve özgürlükleri kapsamındaki bir mesele, önce politikleşiyor akabinde güvenlik sorununa dönüşüyor.

Sonuç

Tahran yönetiminin bir süreden beri sokak hareketlerine karşı hazırlandığı biliniyor. Yönetici elitte, yaptırımlar sayesinde İran toplumunu bunaltarak devlet ile milleti karşı karşıya getirip dış politikada İran’ı baskılamaya dönük bir strateji güdüldüğüne dair bir kanı var. Bu zan, elzem görülürse sokağa agresif bir müdahale kararının alınmasını kolaylaştırıyor. Çünkü İran, son zamanlarda dış politikada bölgesel ölçekte komşularıyla küresel ölçekte ise ABD ve İsrail’in başını çektiği blokla yaşadığı sorunlar nedeniyle kuşatılma/sıkışmışlık hissediyor. İç politikada ise Devrim Rehberi’nin ilerleyen yaşı sebebiyle halefinin ciddi bir bölünme yaşanmadan belirlenmesi, sancılı bir süreç olarak bekliyor. Bunlar düşünüldüğünde İran açısından son arzu edilecek şeyin, sokakların karışması olduğu belirtilebilir. Buna meydan vermemek adına önümüzdeki günlerde sert tedbirler gelebilir. Bir de Devrim’in başından beri sokak hareketlerine alışık olan İran’da, kitlesel protestoları sönümlemeye yönelik bir model olduğu iddia edilse yeridir. Öncelikle protestolara müdahale edilmeyerek zirve noktası test ediliyor. Böylelikle olası hareketlenmelerde, kimlerin nasıl mobilize olabileceği de görülmüş olunuyor. Akabinde organize bir şekilde kolluk kuvvetlerinin yanı sıra paramiliter unsurlar da sahaya çıkıyor. Haberleşme imkânlarının kısıtlanması, grupların birbirinden kopmasına zemin yaratıyor ve kopuk gruplar dağıtılıyor. Devrim Rehberi Hamenei henüz protestolara bir tepki vermedi. Ondan yeşil ışık geldiğinde hızlı bir müdahalenin geleceği öngörülebilir.

Son olarak İran’da merkezî yönetimin modern İran tarihinde hiç olmadığı kadar güçlü olduğunu göz önünde bulundurmak lazım. Hâlihazırdaki perakende gösteriler büyüme kapasitesine sahipse de yönetimin bunun önünü alma kabiliyeti bulunuyor. Eklemek gerekir ki halkın geniş kesiminin sokakta çare aramanın sonuç vereceğine ilişkin tereddüdü mevcut. Ne entelektüel kesim ne de halk, yeni bir devrim arayışında. Kuşkusuz kötü giden işlerden şikâyetçi olanların sayısı gittikçe artıyor. Ancak her sokak olayında “İran’da mollalar gidiyor!” diye bir bekleyişe girmek gerçekçi olmaz. Bu türden gösteriler, İran açısından şimdilik yönetilebilir durumda. Yönetilemeyecek seviyeye gelmesi başka bir deyişle ülkedeki siyasi sistemin tehlikeye girmesi durumunda, zorunlu örtünmenin kaldırılması gibi pragmatik adımların bir anda gelmesine ise şaşırmamak lazım.

İran’da Ulusal Göç Kurumu Kuruluyor

Umut Başar

İran Meclisinde hâlihazırda bekleyen bir yasa taslağından anlaşıldığı üzere ülke genelindeki göçmenlerin idaresinden sorumlu olacak “Ulusal Göç Kurumu” isimli bir merkezî yapının kurulacağı öngörülmektedir.

İran’da Zorunlu Örtünmenin Geleceği

Umut Başar

Şu anki şartlar göz önünde bulundurulduğunda İran’da üst düzey karar alıcıların, zorunlu örtünme konusunda mevcut durumun idamesine daha yakın durdukları söylenebilir.