Osmanlının Yıkılışından Cumhuriyet’in Kuruluşuna Kadar İran-Türkiye İlişkileri (1918-1923)

01.06.2019
Turgay Şafak Koordinatör, Toplum ve Kültür

Osmanlının Yıkılışından Cumhuriyet’in Kuruluşuna Kadar İran-Türkiye İlişkileri (1918-1923)

Kave Bayat, İntişârât-ı Perdîs-i Dâniş, Tahran, 1394 [2015], 212 sayfa

ISBN 978-600-300-114-5

İran-Türkiye ilişkileri asırlar öncesine dayanmaktadır. Osmanlı Devleti’nin Acem topraklarında kurulan Timurlular, Akkoyunlular, Karakoyunlular, Safeviler, Afşarlar, Zendiye ve Kaçar Hanedanı ile farklı alanlarda ilişkisi olmuştur. Bu ilişkiler siyasi, ekonomik, toplumsal ve kültürel açılardan kapsamlı çalışmalarla ele alınmış olmasına rağmen bugüne kadar istenen nitelikte eserler ortaya konabilmiş değildir. Ancak Cumhuriyet’in ilanından sonra gelişen Türkiye ile İran arasındaki özellikle siyasi ve ekonomik ilişkilere dair bazı tez çalışmaları, kitap ve makaleler yazılmış ve son yıllarda bu alana ilginin arttığı gözlemlenmiştir.

Çağdaş İran tarihi ve İran’da milliyetçi akımlar gibi konularda yaptığı araştırmalarla tanınan Kave Bayat, İran Dışişleri Bakanlığı Arşivine dayanarak yazdığı bu kitapta 1918-1923 yılları arasındaki İran-Türkiye ilişkilerini incelemektedir. Yazar bu çalışmasından önce yaklaşık aynı dönemleri kapsayan benzer iki çalışmaya daha imza atmıştır. Bu çalışmalardan ilki, İran’ın Kafkasya ülkeleriyle ilişkilerini inceleyen Kafkas Uçlarında Tufan: İstiklal Hareketi (1918-1921) Döneminde İran ve Ermenistan, Gürcistan ve Azerbaycan Cumhuriyetlerinin Bölgesel İlişkileri (Tûfân der Firâz-ı Kafkaz: Nigâhî be Münâsebet-i Mıntıkaî-yi İran ve Cumhûrîhâ-yi Âzerbaycân, Ermenistan ve Gurcistân der Devre-i Nehost-i İstiklâl 1918-1921) ikincisi ise Türkçülerin İran’daki faaliyetlerini ve etkilerini inceleyen Pantürkizm ve İran adlı çalışmadır.

Osmanlının Yıkılışından Cumhuriyet’in Kuruluşuna Kadar İran-Türkiye İlişkileri (1918-1923) isimli Farsça kaleme alınan bu eser bir girişten ve üç ana bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünde Osmanlı Devleti’nin son yıllarındaki Osmanlı-Kaçar ve Türkiye-İran ilişkilerinin henüz yeterince incelenmediğine değinen Bayat, mevcut çalışmalara işaret ederek çoğunun döneme ait belgelerin derlenmesinden ibaret olduğunu söylemiştir. Çalışmasının ilk bölümünde İstanbul’daki İran Büyükelçiliğinin Tahran’a gönderdiği raporlara yer vermiştir. Sonraki bölümlerdeyse Mondros Mütarekesi ve İstanbul’un işgalinin ardından İran-Türkiye ilişkilerinin İstanbul ve Tahran’da bulunan elçilikler aracılığıyla devam edemeyeceğinin anlaşılması üzerine Ankara’ya “fevkalade heyet” gönderilmiştir. Bu çalışma da bu heyet tarafından İran’a gönderilen raporlardan oluşmaktadır. Çalışmanın giriş kısmında kitabı hazırlarken sadece İran Dışişleri Bakanlığı ve Millî Kütüphane ve Dokümantasyon Merkezi Arşiv Müdürlüğünde bulunan bazı belgelerden yararlandığını, bu sebeple aslında tek yönlü bir çalışma olduğunu, aynı dönemi kapsayan benzer bir çalışmanın Türkiye arşivlerinin kullanılarak yapılması hâlinde alandaki eksikliğin tamamlanacağını dile getirmiştir.

“Büyük Savaşın Sonu, Küçük Savaşların Başlangıcı” başlığını taşıyan birinci bölümde, dokuz alt başlık yer almaktadır. “İstanbul Raporu” adlı alt bölümde Mondros Mütarekesi’nden sonra İstanbul’da meydana gelen değişimlerin ve yaşanan gelişmelerin İran Büyükelçilik raporlarına nasıl yansıdığını ele alan Bayat, İstanbul’dan Tahran’a ulaşan ilk raporun 9 Mart 1919 tarihli olduğunu yazmıştır. Bu Rapor “Mütarekenin Başlangıcından Bugüne Kadar Yaşanan Olaylar” başlığıyla Mahmud Han İhtişamüddevle tarafından gönderilmiştir. Raporda İstanbul’un İttifak güçlerinin elinde olması sebebiyle dört aydır rapor gönderemediğini belirttikten sonra bu süre zarfında yaşanan olayların özeti ve gazetelerde yer alan önemli haberlerin tercümelerine yer vermiştir. Bununla birlikte raporda Osmanlı Devleti coğrafyasında yaşanan gelişmeler ve bu gelişmelere devletin verdiği tepkilere de yer verilmiştir.

Bayat’ın İran açısından önemli görerek yer verdiği bir diğer rapor, Osmanlı Devleti’nin Kürt aşiretlerle ilişkilerini ele almaktadır. Şubat 1918’de Hoy Kârgüzârı tarafından yazılan raporda bazı Osmanlı memurlarının bölgedeki Kürt aşiretlerle irtibat sağlayabilmek için harekete geçtiği bilgisi yer almaktadır. Raporda, Ferecullah Bey’in Şikâk aşiretinin reisi İsmail Simko ile yazışmalar yaptığını, yine Seyyid Taha’nın da Urumu’ya gelerek Şikâk aşireti liderleriyle yaptığı görüşmelerde Osmanlının, Kürt aşiretlerini harekete geçirmek için faaliyet gösterdiği bilgisi verilmiştir.

Kitabın “Ankara” başlığını taşıyan ikinci bölümü, çoğunlukla 1922 yılında Mirza İsmail Mümtazüddevle başkanlığında Tahran’dan Ankara’ya gönderilen heyetin yaptığı görüşmeler ve Ankara’dan yazılan rapor ve bilgi notlarından oluşmaktadır. Tiflis ve Batum üzerinden vapur ile İnebolu’ya geçen Mümtazüddevle, karşılama töreninden başlayarak olayları ayrıntılı bir şekilde anlatmıştır. Ankara’da Yusuf Kemal Bey başkanlığında bir heyet tarafından hazırlanan karşılama törenine Ankara’da bulunan Sovyet, Afganistan, Azerbaycan ve birkaç ülkenin büyükelçileri de katılmıştır. Yazar, raporlarda yer almayan bazı bilgileri heyette bulunan diğer isimlerin hatıratlarından ve dönemin gazetelerinden derleyerek tamamlamıştır. Mümtazüddevle’nin Mustafa Kemal Paşa’yla Çankaya Köşkü’nde yaptığı görüşmeye dair bilgiler de raporda yer almıştır. Raporda hem elçinin hem de Mustafa Kemal’in “uhuvvet-i islami” vurgusu yapmış olması dikkat çekmektedir.

Ankara’ya giden heyetin asıl meselesinin Simko sorunu olduğunu belirten Bayat, mevcut belge ve raporlarda, görüşmelerin hangi aşamalarla ilerlediğine dair bilgi bulunmadığını söylemektedir. Bu konuda sadece Mümtazüddevle’nin 13 Kasım 1922 tarihli raporunda bazı bilgiler yer almaktadır. İran Büyükelçisi, yaptığı müzakereler neticesinde Ankara hükûmetinin İran sınırına yakın bölgelerde yaşayan aşiretlerin İsmail Simko’ya yardım etmelerine engel olmasını sağladığını belirtmiş, bu konuda “Türkler gerçekten de bu hususta yardım ettiler, sınır memurlarına gerekli emirleri verdiler ve aşiretlerin İsmail Simko’ya yardım etmesinin önüne geçtiler” şeklinde bir rapor yazmıştır. İran’da gücü ele geçirmeye çalışan Rıza Han, Savunma Bakanı olarak Dışişleri Bakanlığına haber vermeden İsmail Simko’nun ortadan kaldırılması için bazı girişimlerde bulunmuş ve birçok görüşme yapmıştır. Rıza Han sorunun çözülmesi amacıyla daha sonra Kupal soyadını alacak olan ve askerî eğitimini İstanbul’da tamamlayan Sadık Han’ı şahsi elçisi olarak göndermiştir. Görüşmeler ve elde edilen sonuçlara dair İran kaynaklarında yeteri kadar belge olmadığını söyleyen Bayat, Türkiye arşivleri incelenmedikçe konunun eksik kalacağını tekrarlamıştır. Bu dönemde İran-Türkiye ilişkilerinin en önemli konusu olarak görülen Simko sorunu, kitapta en çok üzerinde durulan konudur.

İkinci bölümde yer alan “Hükûmet-i Millî” başlıklı kısımda yazar, Mümtazüddevle’nin Türkler hakkındaki şahsi gözlemlerini paylaşarak başlamaktadır. Mümtazüddevle İnebolu’dan girer girmez “Anadolu’da gençlerin ve çocukların savaşa gönderildiğini, kadınların kağnılarla cepheye mühimmat taşıdığını kendi gözleriyle gördüğünü” anlatmaktadır. Elçi, yazmış olduğu raporda halkın durumunu “Ailesinden iki üç kişiyi harpte kaybetmemiş hane neredeyse yok gibi, arazileri de işlenmemiş olduğundan fakirlik ve perişanlık bütün ülkede hüküm sürmektedir” şeklinde aktarmıştır. “Ancak bütün bunlara rağmen zorlukları geride bırakacaklarına dair ümitleri vardı” diyerek halkın fedakârlığını ve azmini raporlarına yansıtmıştır.

Sakarya Muharebesi ve İzmir’in kurtuluşu sonrası İran Başbakanı konumunda olan Kavamussaltana Ankara’ya bir telgraf göndererek İran milletinin sevinç ve mutluluğunu iletmesini büyükelçiden istediği ve Ankara’dan da teşekkür telgraflarının iletildiği raporlara yansımıştır. Tahran’da yapılan kutlamalar ve Tahran gazetelerinin, bu haberi “‘büyük fetih’, ‘İslam’ın en büyük fethi’ olarak, Mustafa Kemal Paşa’yı ise ‘Serdar-ı reşîd-i İslam’ sıfatıyla övmesinin ‘Ankara’ya rapor edildiği, Ankara gazetelerinde çok güzel bir şekilde bahsedildiği ve efkâr-ı umumi için sevinç kaynağı olduğu’” bilgisi raporlarda yer almıştır. Bu arada Tahran, hem İstanbul’daki sefirden hem de Ankara’ya gönderilen fevkalade elçiden Ankara hükûmetiyle Bâb-ı âli arasındaki irtibatın keyfiyetine ve Osmanlı ordusunun asker ve mühimmat miktarına dair bilgi istemiştir.

Bayat’ın ikinci bölümde değindiği son konu, Lozan Barış Konferansı ve İran’ın konumudur. Mümtazüddevle, Lozan ile alakalı raporlarında Türkiye’nin taleplerini yazmıştır. Bun talepler arasında güney sınırı, kapitülasyonlar, boğazların durumu ve azınlıklar konusunda yabancı devletlerin hiçbir müdahalesinin olmaması konularını öncelemiştir. Millet meclisinde özellikle Kürt vekillerin “Türk ve Kürt ‘bir’dir, bizim aramızda fark yoktur” dediği bilgisi paylaşılmıştır.

Kitabın “Gidiş-Geliş” başlığını taşıyan üçüncü bölümünde yazar, Tahran’dan gönderilen heyetin Ankara ile Tahran arasındaki sorunları gündeme getirdiğini, ancak Tahran’ın Ankara hükûmetini henüz resmî olarak tanımadığını belirtmiştir. Mümtazüddevle’nin birkaç kez artık İstanbul’daki hükûmetin bir etkisinin kalmadığını, meşru yönetimin Ankara’daki millet meclisi olduğunu ve Tevfik Paşa kabinesinin istifa ettiğini, Lozan’da Türkiye’yi Ankara hükûmetinin temsil ettiği bilgilerini aktarmış, Ankara’da İran Büyükelçiliğinin açılması gerektiğini raporlarında yazmıştır.

Mümtazüddevle başkanlığındaki İran heyetinin Ankara’da karşılaştığı ikamet ve iaşe, İran ile irtibat, mali konularda karşılaşılan sorunlar ve sonraki günlerde Ankara’da elçiliğin açılıp açılmayacağına dair belirsizlik, Mümtazüddevle’nin ümitsizliğe düşmesi ve Tahran’a dönme talebinde bulunduğu raporlara yansıya bir başka konudur.

Simko sorununun devam ediyor olması, Tahran’ın Ankara’daki heyetin görevine devam etmesi yönünde bir düşünce olduğunu belirten Bayat; Tahran’ın Mümtazüddevle’nin çalışmalarından pek memnun olmadığını Bâkırhân Kâzımî’nin günlüklerinden “Mümtazüddevle’nin Ankara’da iğne ucu kadar bile bir faydası olmuyor” şeklinde aktarmaktadır. Benzer ifadeler, Mümtazüddevle’nin gönderdiği raporların kenarlarına Kavamüssaltana tarafından düşülen notlarda da yer yer dikkat çekmektedir. Mümtazüddevle’nin görevi sonlandırılıp yerine Müfehhemüddevle’nin atanmasıyla küçük bir kriz yaşanmış, yeni tayin edilen sefire itimat etmeyen Ankara hükûmeti, güven mektubunu usule uygun bulmayarak yeni bir güven mektubu gönderilmesini talep etmiştir. Yeni atanan elçi gönderdiği raporlarda yeni kurulmakta olan Türkiye Cumhuriyeti hakkında, çoğunlukla olumsuz görüş bildirmiştir. Müfehhemüddevle raporlarında İran’ın, Türkiye’nin doğudaki yayılmacı politikalarına karşı tedbir alması gerektiğine dair kışkırtıcı ifadelere yer vermiştir. İran devlet adamlarının yerleşik korkularından biri olan “ülkenin bölünmesi mevzusu” raporlara da yansımıştır. Ankara’da bulunan elçiliğe bağlı diğer bir İranlı elçilik görevlisi olan Alihan Zahîr Humâyun göndermiş olduğu bir raporda “Türkiye’nin, İran’ın Türk nüfustan oluşan batısına hâkim olma planı olduğunu, aynı şekilde Farsça konuşan diğer bölgeleri de Afganlara verecekler” diyerek bu yerleşik korkularını dile getirmiştir. Cumhuriyet’in ilanından sonra raporlara giren konular arasında sınır tartışmaları ve tahdid-i hudud komisyonunun çalışmaları, sınır bölgesindeki karşılıklı iddialar ve gazetelere yansıyan tartışmalar yer almaktadır. Son bölümde İran’ın hassas noktalarından biri olan “Türkçülerin İran’daki faaliyetleri ve Türkiye topraklarında yaşayan İran vatandaşlarının sorunlarına” değinilmiştir. Birinci Dünya Savaşı yıllarında İran’da bulunmuş olan Ruşeni Bey’in 1923 yılının Temmuz ayında, Türk Ocağı İstanbul Şubesinde yaptığı konuşma İran basınında geniş yankı uyandırmış, Türkiye ile İran arasında Türkçülük bağlamında bir tartışma başlamış, hem konuşma hem de Türk basınında yazılanlar İran Dışişleri raporlarına yansımıştır. Kave Bayat, konunun İran medyasına yansımalarını da ele almış ve Mihen Gazetesi’nde yayımlanan cevap niteliğindeki yazılara kısaca değinmiştir.

Bayat, kitabı bir değerlendirme yazısıyla sonlandırmıştır. Türkiye ile İran arasındaki ilişkilerde başat sorunların neler olduğunu ve devlet adamlarının bu sorunların çözümü için nasıl bir yol izlediğini özetlemiştir. Bir tarafta Osmanlı Devleti’nden Türkiye Cumhuriyeti’ne, diğer tarafta Kaçar Hanedanlığından Pehlevi saltanatına geçen iki devletin bu geçiş sürecinde ikili ilişkileri nasıl yönettiğine dair birçok bilgi kitabın detaylı içeriği ile okuyucuya sunulmuştur.

İran-Türkiye ilişkileri, İran’da milliyetçi akımlar ve millî kimlik gibi konuları çalışan bir araştırmacı olan Kave Bayat, imparatorluktan millî devlete geçiş dönemini yaşayan bu iki devletin, beş yıllık ilişkilerini çoğunlukla İran Dışişleri Bakanlığı arşiv belgelerinden faydalanarak incelemeye çalışmıştır. Yazarın da dile getirdiği gibi Türkiye arşivlerinden de yararlanılarak hazırlanan bir çalışma, bu çalışmayı tamamlayacak nitelikte olacaktır. Ancak bu hâliyle de kitap, yakın dönem Türkiye tarihi, Türkiye-İran ilişkileri, Türkçülük ve Kürt sorunu gibi konuları çalışan akademisyen ve araştırmacılar için birinci elden kaynak sunması açısından önemli bir çalışmadır.

İranlı Osmanlı Tarihçisi Vahab Veli Vefat Etti

Turgay Şafak

Osmanlı tarihi ile ilgili yaptığı araştırma ve çevirilerle tanınan, İran’daki Osmanlı tarihi araştırmalarının öncüsü kabul edilen Vahab Veli hayatını kaybetti.

Türkiye’de Farabi Evi Açılışına İran’dan Tepki

Turgay Şafak

İran kendi kültür coğrafyasına ait olduğunu düşündüğü şahsiyetler adına komşu ülkelerde yapılan etkinlikleri bu şahsiyetlerin müsadere edilmesi şeklinde algılamaktadır.