Suriye: 2020’de Yaşananlar ve 2021’den Beklentiler

Muhammed Abdulmecid Editör/Kıdemli Uzman

İran ve Rusya’nın desteklediği Esed rejimi, Suriye’yi geleceği olmayan çökmüş bir ülke hâline getirmiştir. Görünüşe göre yeni yılda da Suriye’yi daha iyi bir durum beklememektedir.

Baasçı Esed rejimi 2020’yi, Astana’da “gerilimi azaltma bölgesi” ilan edilen bölgenin son noktası olan İdlib’in güneyine saldırarak karşıladı. Yüz binlerce sivilin yerinden edilmesi ve yüzlerce insanın ölmesine yol açan bu saldırılar devam ederken Kasım Süleymani’nin ABD tarafından öldürülmesi ise rejime ağır bir darbe oldu. 2020 yılı Esed ailesinin Suriye’de yönetimi ele geçirmesinin 50. yılıydı. Baba Esed, 1970’te askerî bir darbeyle iktidara gelmiş ve 2000 yılında ölünce oğlu Beşşar yerine geçmişti. Gelinen noktada Suriye çökmüş ve geleceğini kaybetmiş bir ülke konumunda. Yeni yılda da daha iyi bir durumla karşılaşması beklenmiyor.

Askerî Alan

Eylül 2018’de Ankara ile Moskova arasında imzalanan Soçi Anlaşması’na rağmen 2019’un sonunda Esed rejimi, Rusya ve İran’ın desteğiyle Hama’nın kuzeyinde ve İdlib’in güneyinde geniş çaplı bir saldırı başlattı. Bu acımasız saldırı sonucunda İdlib’de aralarında Han Şeyhun, Ma’arretü’n-Numan ve Serakib’in de bulunduğu bir dizi şehir ve son olarak M-5 olarak bilinen Halep-Şam kara yolu Esed güçlerinin kontrolüne geçti. 2020 Şubat ayının sonlarında rejimin Türk askerî güçlerine düzenlediği hava saldırısında 32 askerin şehit olmasıyla Türkiye, rejim güçlerinin ve müttefiklerinin ilerlemesini durdurmak için Bahar Kalkanı Harekâtı’nı başlattı. Bu operasyonlar rejim güçlerine İdlib’de ağır kayıplar verdirdi. Ancak operasyonlar çok fazla sürmedi ve 5 Mart’ta Erdoğan ile Putin arasında Moskova’da ateşkes anlaşmasının ilan edilmesiyle sona erdi. Devamında Esed rejiminin ateşkes anlaşmasını defalarca ihlal etmesi ve Moskova’nın bu duruma karşı sessiz kalması nedeniyle Türkiye, İdlib’in güneyine askerî ve lojistik teçhizat göndererek fiilen ateşkesin sürdürülmesini sağladı ve Esed güçlerinin ilerlemesini engelledi. Ekim ayı sonlarında Türkiye, Esed rejimi güçleri tarafından kısa süre önce kuşatılmış olan gözlem noktalarını tahliye etse de buna mukabil M-4 kara yolunun güneyindeki cephenin ön hatlarında birkaç nöbet kulesi kurdu. Türkiye’nin bu önlemlerine rağmen rejimin M-4’ün güneyindeki bölgelerde ilerleme girişimleri hiçbir zaman durmadı ve görünen o ki gelecekte de durmayacak. Fakat Türkiye’nin İdlib’i destekleme konusundaki kararlılığı göz önüne alındığında rejimin bu bölgedeki hedeflerine ulaşma olasılığı düşük görünüyor.

2020’nin sonuna doğru, Ayn İsa’da Türkiye destekli Suriye Millî Ordusu güçleri ile PKK/YPG unsurları arasında bazı çatışmalar meydana geldi. Bu çatışmalar daha sonra durduruldu. Yalnız unutmamak gerekir ki Türkiye, ulusal güvenliğinin tehdit altında olduğunu hissederse bölgesel ve uluslararası denklemler ne olursa olsun o tehdidi ortadan kaldırmak için harekete geçecektir.

DEAŞ’ın mağlup edildiğinin duyurulması ve Süleymani’nin bu vesileyle Hamenei’ye gönderdiği kutlama mesajının yayımlanmasından yaklaşık bir yıl sonra, örgütün Suriye Çölü’nde yeniden faaliyete geçtiğine tanık olundu. Bazı yorumculara göre Esed rejimi ile İran ve PKK/YPG güçleri, DEAŞ’ı yeniden harekete geçirerek kendilerini bir kez daha terörizm mağduru olarak gösterme niyetinde olup DEAŞ’la mücadele bahanesiyle tekrar meşruiyet kazanmayı hedeflemektedir.

Suriye, 2020’nin sonuna gelindiğinde fiilî olarak üç bölgeye ayrılmıştı. Birinci bölge Esed rejiminin kontrolü altında olan ancak pratikte İran ve Rusya tarafından kontrol edilen bölgedir (Suriye topraklarının %64’ü). İkinci bölge ABD destekli PKK/YPG güçleri kontrolündedir (%23). Üçüncü bölge ise bir kısmı Tahrir el-Şam tarafından kontrol edilen Türkiye destekli muhalif güçler tarafından kontrol edilmektedir (%13). Yeni yılda bu tabloda bir değişikliğin yaşanması beklenmiyor ve bu durum, siyasi bir süreçle çözüme kavuşana dek devam edecek gibi görünüyor.

Siyasi Alan

Esed muhaliflerinin sahada yenilgiye uğraması, ABD ve AB’nin Suriye meselesine ilgisizliği ve Rusya’nın artan rolü sonucunda, Suriye’deki krizi çözmek amacıyla siyasi geçiş için bir yol haritası öngören Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin 2254 numaralı kararı, Suriye Anayasa Komitesi’nin oluşumuyla sınırlı kaldı. Beklendiği gibi Komite, 4 tur toplantı yapmasına rağmen Esed rejiminin engellemeleri nedeniyle çalışmalarında ilerleme kaydedemedi ve taraflar henüz genel ilkeler üzerinde bile anlaşamadı. Zaten Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin 2021’in ortalarında yapılmayacağı netleşince Esed’in özgür seçimlerin yapılmasına engel olacağı anlaşılmıştı. Onun amacı, kendisinin kazanacağını garantileyen ve herhangi bir uluslararası kuruluşun denetimi olmadan mevcut anayasaya göre düzenlenmiş bir seçim gerçekleştirmektir.

Seçimlerin yapılması için birtakım koşulların sağlanması gerekiyor. Mevcut durumda Suriye bu koşulları sağlayamaz ve önümüzdeki aylarda da bu koşulların sağlanması beklenemez. Diğer yandan Rusya, Esed’e baskı yaparak Moskova’ya yakın bazı sözde muhalif figürleri seçim yarışlarına dâhil etmeye çalışıyor. Bu girişim başarılı olursa Esed’in oylarında bir düşüş yaşanabilir ancak kazanmayı riske atmamış olur. Moskova böylece Esed’in, uluslararası arenada kaybettiği meşruiyeti seçimlerden sonra geri kazanmasını umuyor. Kremlin’e yakın medyanın aylar önce Esed’e yönelik saldırıları ve bu medyada yer alan sert eleştiriler, Moskova ve Esed arasındaki güven kaybının bir işareti olarak değerlendirilse de Moskova’nın söz konusu baskılardaki asıl amacı Esed’i daha önce varılan mutabakatlara uymaya zorlamak ve yeni tavizler vermeye mecbur etmekti. Moskova, şu ana kadar Suriye’deki bazı hedeflerine ulaşmakta başarısız kaldı. Örneğin, diğer devletleri savaş sonrasında Suriye’nin yeniden inşa sürecine dâhil olmaya ikna edemedi. Ayrıca sürecin daha başlamamış olmasından dolayı kendi şirketlerine de bu konuda bir çıkar sağlayamadı. Buna ilaveten planların aksine İran’a bağlı güçleri Suriye-İsrail sınır bölgesinden uzaklaştıramadı ve mültecilerin geri dönmesi konusunda da herhangi bir ilerleme sağlayamadı. Tüm bunlara rağmen Rusya açısından Esed’i desteklemeyi bırakma zamanının henüz gelmediğini söyleyebiliriz.

Ekonomik Alan

2020 yılında savaş kurbanlarının sayısı önceki yıllara göre keskin bir düşüş gösterse de Suriye ekonomik olarak son on yılın en kötü yılını yaşadı. Savaşı finanse etmek için ülkenin döviz rezervlerini harcamak, savaş nedeniyle üretimin durması ve sermaye kaçışı, petrol ve turizm gibi döviz geliri sağlayan sektörlerin kötü durumu ve bunlarla beraber sistematik ve yaygın yolsuzluk ülke ekonomisine büyük zarar verdi. Üstelik Lübnan’da ortaya çıkan ekonomik kriz ve bunun yanı sıra Suriyeli iş insanlarının Lübnan bankalarındaki 20 ile 40 milyar dolar arasında tahmin edilen paralarının dondurulması, sorunu daha da büyüttü. Ayrıca mart ayı sonlarında koronavirüs salgınının patlak vermesi ve bazı kısıtlamaların getirilmesi de ek bir yük oluşturdu. Diğer yandan Esed ile ülke ekonomisinin %60’ını kontrol eden yeğeni Rami Mahluf arasındaki anlaşmazlığın su yüzüne çıkması ülke ekonomisi üzerinde derin bir etki yarattı. Bunlara ilaveten 17 Haziran’da Sezar Yasası’nın ABD tarafından yürürlüğe geçmesi neticesinde Esed’in kendisi, ailesi ve yakın çevresi dâhil olmak üzere rejimin üst düzey yetkililerine, bazı askerî kurum ve kuruluşlara ve Suriye Merkez Bankasına uygulanan yaptırımlar durumu daha da karmaşık bir hâle getirdi. Henüz hiçbir İranlı veya Rus şirketi Yasa’ya göre yaptırım kapsamına girmiş değildir. Buna rağmen Sezar Yasası, Esed ve müttefiklerinin ülkeyi siyasi bir çözüm olmadan yeniden inşa edebileceklerine dair hayallerini suya düşürdü.

Bu gelişmelerin sonucunda Suriye lirası dolar karşısında rekor seviyede geriledi. Ocak 2020’de 1 dolar 900 Suriye lirası civarındayken yıl sonunda yaklaşık 3.000 Suriye lirasına ulaştı. Hâlbuki 2011’den önce 1 dolar 50 Suriye lirasına eşitti. Dolayısıyla Suriye tam anlamıyla bir ekonomik krize tanık oldu. Fiyatlar fahiş derecede yükseldi ve insanların ihtiyacı olan ürünler bulunamaz oldu. İran’ın Esed’e “yardımları” da ABD yaptırımları nedeniyle keskin bir şekilde azaldı. İnsanlar ekmek, pirinç, şeker, doğal gaz, akaryakıt ve yağ gibi temel ürünleri temin etmek için bazen birkaç kilometreye ulaşan uzun kuyruklarda saatlerce ve hatta akşamdan sabaha kadar beklemek zorunda kaldı. Elektrik kesintileri günde 20 saate kadar çıktı. Güvenilir raporlara göre nüfusun %90’ından fazlası yoksulluk sınırının altında. Bir devlet çalışanının maaşı yaklaşık 20 dolarken dört kişilik bir ailenin geçim maliyeti en az 150 dolar olarak tahmin ediliyor. Ülkenin yıllık bütçesi de son on yılın en düşük seviyesine geriledi. 2010 yılı bütçesi, yaklaşık 15 milyar dolarken 2021 yılı bütçesi 3 milyar dolara düştü. Muhaliflerin kontrolündeki bölgelerde yaşayan insanların durumu da pek iyi değil. Bu insanlar; yerlerinden edildiklerinden, yaşamak zorunda kaldıkları bölgelerin aşırı kalabalık olmasından ve iş fırsatlarının olmamasından dolayı ciddi zararlara uğradı. Buna rağmen Rusya, uluslararası yardımların Türkiye üzerinden Suriye’ye ulaşmasını engellemek için veto hakkını kullanarak dört milyondan fazla insana yardımı tek bir sınır kapısıyla sınırlandırdı ve böylece halkın çektiği acıları artırdı.

Öyle görünüyor ki yeni yılda da ekonomik baskılar ve yaptırımlar devam edecek, Suriye lirası daha da değer kaybedecek ve insanların yaşam koşulları daha da kötüleşecektir. Bu durum, Süveyde’de, Dürzilerin yaşadığı bölgelerde olduğu gibi rejim kontrolündeki bölgelerde de temel gereksinimlerini karşılayamayan halkın isyanına yol açsa da rejim ve destekçilerinin acımasızca katliam yapmaktan çekinmediği göz önüne alındığında bu tür tepkilerin bir sonuca ulaşma ihtimali çok düşüktür.

İran’ın Nüfuzunu Pekiştirme Çabaları

Süleymani suikastı, Suriye açısından kolayca göz ardı edilecek bir durum değildir. Hem Esed hem de Suriye halkı Süleymani’yi asla unutmayacak. Esed, iktidarda kalmasını her şeyden önce Süleymani’ye borçludur. Suriye halkının çoğunluğu ise yaşanan katliamlardan, zorunlu göçlerden ve ülkede meydana gelen yıkımdan sorumlu en önemli isimlerden biri olarak Süleymani’yi görmektedir. Süleymani’den sonra İran’ın, Suriye dâhil bölgedeki konumu zayıfladı. Ancak bu zayıflığın başka nedenleri de var. Bunlardan en önemlileri Trump’ın maksimum baskı politikası ve Devrim Muhafızları Ordusunun (DMO) finansal kaynaklarında yaşanan sorunlardır. Bu nedenlerden dolayı İran, bazı güçlerini Suriye’den çekmek zorunda kaldı. Fakat geri çektiği güçlerden oluşan boşluğu örgütlediği yerel milis güçlerle doldurdu. Raporlara göre İran, ülkedeki zorlu yaşam koşullarından faydalanarak Suriye’nin güneyinden ve doğusundan 15.000 milis gücü örgütlemiştir. İran ayrıca Tahran, Bağdat, Şam, Beyrut ve Akdeniz hattı boyunca Şiiliği yaymak için yoğun bir çaba içerisindedir. Buna rağmen İran’ın, 2020’nin son yedi ayında Suriye’ye toplam ihracatının yaklaşık 75 milyon dolar olması Suriye pazarında lider konuma gelemediğini gösteriyor.

2020 yılı, DMO Kudüs Gücü ve ona bağlı milislerin mevzilerine ve teçhizatına İsrail’in hava saldırılarının en çok yaşandığı dönem oldu. Öyle ki ülkenin güneyinde, merkezinde ve doğusunda bulunan mevzileri ayda en az iki kez saldırıya uğradı. İsrail, saldırılarda daha cesur bir tutum sergileyerek alışılmışın aksine çoğu durumda bu saldırıların sorumluluğunu açıkça veya dolaylı olarak üstlendi. İsrail’in bu pervasızca tutumu İran’ın, yapılan saldırılara cevap verebilecek durumda olmamasından kaynaklanıyor gibi görünüyor. Esed rejimi ile İran arasında askerî ve güvenlik iş birliğini güçlendirmek için bir anlaşmanın imzalanması ve İran Genelkurmay Başkanı Muhammed Bakıri’nin İran’ın Suriye’nin hava savunma sistemlerini güçlendirmede kararlı olduklarına dair açıklaması da İsrail’in hava saldırılarının seyri üzerinde hiçbir etkisi olmadı. İsrailli yetkililer 2020’de, yaptıkları bu saldırılarla İran’ı Suriye’den çıkarmayı amaçladıklarını açıklamışlardı. Buna rağmen bu hedefin sadece hava saldırılarıyla gerçekleşmeyeceği de açıktı. Anlaşılan İsrail’in yapılan saldırılardaki asıl amacı, DMO ve milislerini zayıflatıp aşındırmaktır. İsrail’in yeni yılda da hava saldırılarına devam etmesi muhtemel ve sürekli olarak Suriye’de herhangi bir askerî üsse sahip olmadığını iddia eden İran’ın bu saldırılara karşılık vermesi düşük bir ihtimal olarak görünüyor.

Sonuç

Esed, yönetimi altında ülkenin başına gelen trajedinin derinliğinin farkında değilmiş gibi davranıyor. Halkın büyük bir kısmının onu istemediğini kabul etmiyor ve tüm çabası, bu yıl yapılacak seçimlerde iktidarını yedi sene daha güvence altına almak. Esed’in iktidarda kalma ısrarına ilaveten uluslararası ve bölgesel güçlerin Suriye’deki çıkar çatışmaları da Suriye krizinin çözüme kavuşmasına engel oluyor. Suriye’deki on yıllık felaketin sona ermesi, başta ABD ve Rusya olmak üzere ilgili tarafların ciddi iradesini gerektiriyor. Dolayısıyla bu irade ortaya konmadan Suriye’nin yeni yılda da mevcut felaket durumdan kurtulması mümkün gözükmüyor.

Suriye, Esed, İran, Rusya, Türkiye, ABD, Süleymani

İran’ın Suriye’de Mezhep Odaklı Stratejik Hedefleri

Muhammed Abdulmecid

Milyonlarca Sünni Suriyeli zorla yerinden edilerek mülteci durumuna düşürüldü. Esed rejimi Lübnan’da kalan ve özellikle Şam ve Humus’un kenar mahallelerine dönmek isteyen çok sayıda Suriyeli mültecinin geri dönüşüne izin vermiyor.

Beyrut’taki Patlamanın Suriye Üzerindeki Etkileri

Muhammed Abdulmecid

Lübnan önümüzdeki süreçte huzur ve istikrara kavuşamayacaktır. Bu durum Suriye'deki gelişmeleri de etkileyecektir.