Suriye Anayasa Komitesi: Güçlükler ve Meydan Okumalar

Esed, komite faaliyetleri kendi yararına olduğu müddetçe uyum sağlayacak ve istemediği istikamette ilerlediğini anladığında önünü tıkayacaktır.

Suriye Anayasa Komitesi; muhalifler, Esed rejimi ve sivil toplum temsilcilerinden oluşan 150 üyesiyle 30 Ekim Çarşamba günü Cenevre’de toplandı. Toplantının üçüncü gününde muhaliflerden 15, rejim tarafından 15 ve Suriye sivil toplumundan 15 üyenin yer aldığı 45 kişilik bir alt komite oluşturuldu. Alt komite, faaliyetlerine 4 Kasım Pazartesi günü başladı. Nispeten başarılı geçen görüşmelerin ilk turu, 25 Kasım’da başlayacak olan ikinci tur için gündem önerilerinin sunulmasıyla son buldu. Ancak oturumların ikinci aşaması (25-30 Kasım), muhalif heyet ile rejim arasında görüşülecek konular hususunda ortaya çıkan görüş ayrılığı nedeniyle herhangi bir ortak toplantı yapılmaksızın sona erdi ve bir sonraki oturum için de bir tarih belirlenmedi. Anayasa taslağını hazırlayıp halk oylamasına sunmakla görevli olan bu komitenin çalışmaları önemli olsa da sorunun çözümünde çok fazla etkili olması beklenmemektedir.

Anayasa Taslağı

Şubat 2017’de, Cenevre Görüşmelerinin dördüncü turunun sonunda, Birleşmiş Milletler Sekreteri Suriye Özel Temsilcisi De Mistura diyaloğun tesisi için dörtlü paket olarak adlandırdığı öneri tasarısını muhalifler ve Esed rejimine sundu. Bunlar “siyasi iktidarın devri”, “anayasa yapımı”, “özgür ve şeffaf seçimlerin düzenlenmesi” ve “terörle mücadele” olup, adı geçen dört paketin karşılıklı olarak incelenmesi kararlaştırıldı. Aynı ay içerisinde, Astana Görüşmelerinin sonucunda Rusya, hazırladığı Suriye Anayasası taslağını muhaliflere ileterek bu girişimiyle çatışmakta olan tarafları anayasa üzerinde müzakereye teşvik etmeyi hedeflediğini iddia etti. Ancak anayasa taslağı muhaliflerin sert tepkisiyle karşılaşınca süreç başlamadan son buldu. Bu süre içerisinde Esed rejimi terörle mücadele paketinin ele alınmasının üzerinde dururken muhalifler ise diyaloğun “siyasi iktidarın devri” ile başlamasına vurgu yapıyordu. Rusya Şubat 2018’de Soçi’de düzenlediği “Ulusal Diyalog Kongresi”nde rejim, muhalifler ve sivil toplumun içinde bulunduğu bir heyet tarafından anayasa taslağı komitesinin kurulmasını önerdi. De Mistura ise tasarısındaki başarısız ilerleyiş ve Moskova’nın baskısı neticesinde siyasi iktidarın devri meselesini bir kenara bırakarak Moskova’nın hazırladığı tasarının uygulanması için işe koyuldu. Sivil toplum üye listesi üzerinde yaşanan yirmi aylık görüş ayrılığının ardından De Mistura’nın halefi sorunun üstesinden geldi ve BM Genel Sekreteri Antonio Guterres 23 Eylül’de komitenin kurulduğunu bildirdi. Muhaliflerin komitede yer almayı kabul etmesi, iktidarın devri şartından vazgeçtikleri anlamına geliyor.

Komitenin Kurulmasına Rejim Engeli

Esed yönetimi hiçbir zaman siyasi çözüm yolunu kabul etmemiş, bahane ve engellerle zaman kazanarak askerî hâkimiyetini, kontrolü dışındaki bölgelere yaymaya ve muhalifleri etkisiz hâle getirerek teslim olmaları konusunda zorlamaya çalışmıştır. Rejim bir buçuk yılı aşkın bir süredir anayasa komitesinin kurulmasının önünü tıkamaktadır. İlk olarak temsilcilerini belirlemenin yanında sivil toplum üye listesinin üçte ikisinin kendi tercihiyle seçilmesi hususu ve komitenin başkanlığı ile yürütülecek faaliyetlerin yetkisinin de kendisinde olmasında ısrarcı olmuştur. Diğer yandan toplantıların Şam’da düzenlenmesi, komitenin görevinin hâlihazırdaki anayasanın düzenlenmesiyle sınırlı kalması ve kararların oy birliğiyle alınıp, sonucun cumhurbaşkanı ile meclisin onayına ardından da referanduma sunulmasını istemiştir. Komitenin akıbeti, Esed rejimi ile muhaliflerin sivil toplum üyesi altı isim üzerinde yaşadıkları anlaşmazlık üzerine çıkmaza sürüklendi. Suriye topraklarındaki askerî başarılarını siyasi kazanıma dönüştürmek isteyen Rusya ise Esed’e baskı uygulayarak ılımlı olmaya zorladı ve nihayetinde de Esed, komite başkanlığının ortak yürütülmesi ve başkanların eşit yetkilere sahip olmasını kabul etti. Bu ılımlı yaklaşım rejim liderinin deyimiyle ikincil meselelerde iken rejim “temel ilkelerinden” asla vazgeçmiş değildir. Rejimin çıkardığı engeller, komitenin kuruluşundan sonra da devam etmiştir. Rejimin temsil heyeti, Cenevre Görüşmelerinde kendisini ısrarla rejimin temsilcisi değil destekçisi olarak tanımlamıştır. Bununla amaçlanan ise görüşmelerden çıkan sonuç ve anlaşmalara bağlı kalmamaktır.

İkinci oturumda Esed rejiminin komiteyi sabote etme çabaları daha da belirgin bir hâl almıştır. Rejim heyeti terörizm ile mücadele, ambargoların kaldırılması ve Barış Pınarı Operasyonu’nun kınanması gibi komitenin asıl çerçevesi dışında kalan konuları ele alarak müzakere sürecini saptırmaya çalışmış ve böylelikle fiilen oturumu bir çıkmaza sürüklemiştir.

Güçlükler ve Meydan Okumalar

Zaman Sınırlamasının Bulunmaması: Komitenin faaliyetleri sırasında karşılaşacağı temel güçlüklerden biri, belirli bir zaman sınırının bulunmayışı olup, diğer yandan rejimin geçmişi göz önünde tutulduğunda görüşmeleri uzatarak zaman kazanmaya çalışması ve dolayısıyla yıllarca sürme ihtimalinin olmasıdır. Özellikle Suriye’nin geleceğini sonraki nesiller için tayin edecek bir anayasa olarak nitelendiren Esed’in dışişleri bakanı, komitenin faaliyetleri için herhangi bir takvimin belirlenmemesi gerektiğini ifade etmektedir. 2021 Haziran’ında düzenlenecek cumhurbaşkanlığı seçimleri hesaba katılırsa Esed rejimi komite faaliyetlerini uzatarak seçimlerin fiili anayasaya göre düzenlenmesi için çabalayacaktır.
Tasarıların Onaylanması: Komitenin işleyişine göre tasarıların kabulü için komite üyelerinin yüzde 75’inin (genel komitenin 113 üyesi, alt komitenin 34 üyesi) onayına ihtiyaç duyulmaktadır. Oysa tarafların kendi tasarılarının onayı için gereken oyu elde etmesi imkânsızdır. Bu nedenle tasarıların onaylanma ihtimali -özellikle muhalifler tarafından sunulan tasarılar- zayıf görünmektedir. Esed rejimi oyların en az yarısına sahip olup, en nihayetinde güç kaybı yaşayacağı her tasarıyı reddedebilir.

Hangi Anayasa?: Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin, Suriye’de siyasi geçişe atıfta bulunan 2254 sayılı kararında yeni anayasa yapımından söz edilmektedir. Muhalifler karar içeriğinin icrası ve yeni bir anayasa yapımı üzerinde durmaktadır. Ancak Esed rejimi şimdilik 2012 Şubat’ında onaylanan fiilî anayasanın korunması ve reformların hayata geçirilmesi noktasında ısrarcıdır.
Muhalif Temsilci Heyetinin Yapısı: Muhaliflerin büyük bir kısmı Suriye’nin sorununun anayasa ya da seçimlerden ziyade onun yorumlanışı ve uygulanışında olduğuna inanmaktadır. Kendisi tarafından hazırlanan anayasaya hiçbir surette saygı duymayan rejim, yapımında muhaliflerin rolü olan bir anayasaya bağlı kalmayacaktır. Muhaliflerin içindeki bu kesim, komitenin teşkilini Esed rejimine meşruiyet sağlamak ve yıllardır süregelen uygulamalarını onaylamak şeklinde değerlendirdiğinden komitede yer almak istememiştir. Bazı ülkeler desteklediği muhalif grupları temsil heyetine eklemlemeye muktedir olmuştur. Örneğin Rusya, Suriyeli muhalif 5 kişiyi -ki bir ölçüde Esed’e yakındır- muhalifler heyetine dâhil etmiştir. Heyetin diğer üyeleri şu grupları temsil etmektedir: Ulusal Koalisyonu temsilen 11 üye, silahlı grupları temsilen 10 üye, Şam merkezli Ulusal Koordinasyonu temsilen 7 üye, Kahire Grubu’nu temsilen 5 üye, Kürt Ulusal Konseyini temsilen 1 üye ve 11 bağımsız üye yer almaktadır. Heyetin oluşumuna kısaca bakıldığında üyelerin birbiriyle görüş ayrılıkları içinde olduğu görülecektir. Hâl böyleyken heyetin yeteri kadar bağdaştığı konu olmadığı ve bütünlük içinde hareket edebileceği meçhuldür.

Sivil Toplum Temsilci Heyetinin Yapısı: Sivil toplumdan katılan kişiler bağımsız kabul edilseler de birçoğunun genel müdürlük görevi ya da devlet memuriyeti bulunmakta ve 29’u rejimin kontrolü altındaki bölgelerde yaşamaktadır. Bu kişiler görüş ve tavırlarını beyan edecek kadar özgür değildir. Örneğin Esed rejimi, düzenlenecek toplantılardan önce muhalif heyetinde bulunmak adına Suudi Arabistan’a seyahat etmek isteyen komite üyelerinden birini tutuklamıştır. Her ne kadar BM’nin meseleye dâhil oluşuyla serbest bırakılsa da seyahatinin önü kesilmiştir. Buna göre bahsi geçen kişilerin büyük çoğunluğu ister istemez rejimin yönelimine göre hareket etmeye mecbur kalacaktır.
Fiilî Koşullarda Referandum ya da Seçim: Suriye nüfusunun yarısından fazlasının rejim kontrolündeki bölgelerde yaşıyor olması ve Esed yönetiminin korkusundan seçimlere katılmaya mecbur kalıp, Esed lehine oy kullanacakları bir gerçektir. Diğer taraftan büyük çoğunluğu Esed’e muhalif olan mülteci ve sığınmacılar çeşitli nedenlerden ötürü kısa vadede seçimlere katılma imkânı bulamayacaktır. Ruhsal, psikolojik ve fakirlik gibi sorunlara ek olarak birçoğu kimliklerini kaybetmiş ve oy verme yaşına gelen çocuk ve gençlerin kimliklerini alamamış olmaları seçimlere katılmalarını olanaksız kılmaktadır. Buna göre fiilî koşullarda düzenlenecek herhangi bir seçim ya da referandumun -BM gözetiminde yapılsa bile- kazananı büyük ihtimalle Esed olacaktır. Bu görüşler doğrultusunda seçimlerin siyasi geçiş süreci sırasında yapılması uygun olacaktır. Aksi takdirde referandum veya seçim, kandırmacadan başka bir şey ifade etmeyecektir.

Sonuç

Komite görüşmeleri her ne kadar 8 yıllık Suriye krizini sonlandırmada bir adım olarak görülse de bu adım tek başına yetersiz olup, başka girişimler de gerekmektedir. Esed rejimi net bir biçimde baskı altına alınmazsa komite faaliyetleri uzayacak ve bir sonuca ulaşmayacaktır. Esed, komite faaliyetleri kendi yararına olduğu müddetçe uyum sağlayacak ve istemediği istikamette ilerlediğini anladığında kontrolü dışındaki bölgelerin tamamını ele geçirinceye kadar pazarlık ve vakit öldürme ortamı yaratacaktır. O zaman ise ılımlı davranmaya ihtiyaç duymayacaktır.

Anayasa, Anayasa Komitesi, Suriye, Rusya

Cevad Zarif ve Malumun İlamı

Muhammed Abdulmecid

Zarif’in açıklamalarında yeni olan, sistemin sürekli gizlemeye ya da inkâr etmeye çalıştığı bazı ayrıntıların açığa çıkması ve diplomasi aygıtının başındaki kişinin olayları itiraf etmiş olmasıdır.

Papa’nın Irak Ziyareti ve İran

Muhammed Abdulmecid

Koronavirüs salgınının yayılmasının ardından Papa’nın ilk yurt dışı gezisi sayılan Irak ziyareti, Iraklılar ve Irak’ın birçok komşusu tarafından olumlu karşılanırken İran bu gelişmeyi olumsuz karşıladı.