Emine Gözde Toprak

Yaklaşık bir aydır devam eden ABD-İran arasındaki dolaylı görüşmelere yönelik gelen son açıklamalar, müzakerelerdeki ihtilafın derinliğine işaret etmektedir.

Müzakerelerde İran Cumhurbaşkanlığı seçimlerine kadar bir ilerleme kaydedilmesi beklense de olumlu bir gelişmenin kısa vadede gerçekleşmesi, teknik ve politik engellerden dolayı mümkün gözükmemektedir.

Avrupa’nın Nükleer Anlaşma’ya yönelik verdiği mesaj, İran aleyhine değişmiş gibi görünmektedir.

Suudi Arabistan’ın geleneksel rakibi İran’ın duruşu, üretim kesintisi kararının devam etmesi yönündedir.

Tahran’ın Dağlık Karabağ işgaliyle ilgili sergilediği net olmayan tutum, İran’ın güvenilir bir ara bulucu olmasını güçleştirmektedir.

ABD’nin İran’a silah satışını engellemek için kullanabileceği en gerçekçi seçenek İran’a silah satan ülkelere tek taraflı olarak yaptırım uygulamak olacaktır.

ABD’nin benzer araçlarla baskı altına aldığı İran ve Venezuela yaptırımları etkisiz kılacak çözüm yolu arayışına girmiştir.

Bu ziyaret İdlib ateşkesi sürecinde geri planda kalan veya geri plana itilen İran’ın daha aktif olmak istediği şeklinde yorumlanabilir.

Zarif, mart ayının ilk günlerinde İran ve halkının diğer ülkelerden farklı olarak “ekonomik terörizm” gölgesinde koronavirüs ile mücadele ettiğini belirtti.

Şemhani’nin ziyareti Irak’ın güncel siyasi krizi göz önüne alınırsa zamanlama açısından önemlidir.

İdlib’de yaşanan hareketli günlerin ortasında Laricani’nin Suriye’yi desteklemeye devam edeceğini ifade etmesini Türkiye’nin İdlib’de bulunmasına yönelik bir mesaj olarak okumak yanlış olmayacaktır.

Washington-Tahran hattında gerginliğin doruk noktasına ulaştığı bu günlerde Doha tarafından gerçekleştirilen üst düzey ziyaretler Katar’ın Körfez’deki konumuyla açıklanabilir.