Bölgede işgalin sona ermesinin ve kalıcı istikrarın sağlanmasının Erivan ve Tahran da dâhil herkesin faydasına olacağına şüphe yoktur.
Gelinen son noktada ABD, Rusya, Irak ve Suriye devletleri DEAŞ’ın gerçek anlamda yenilgiye uğratılamadığını ve örgütün bir yeniden doğuş sürecine girdiğini kabul ediyorlar.
Değişimin evrildiği yeni dönem, üç büyük kutup olan ABD, Çin ve Rusya ekseninde şekillenen Büyük Güçler Rekabeti dönemi olarak adlandırılmaya başlandı.
İran’ın; Irak, Suriye ve Lübnan gibi ülkelerdeki nüfuzu zayıflarsa önüne çıkan en iyi seçenek Türkiye ile Suriye konusunda anlaşmaktan geçiyor.
PKK, KDP’yi “ihanet” ile itham ederken PYD/YPG, KDP destekli ENKS ile iş birliği arayışına yönelmekte ve bunu bir “ulusal birlik” zeminine dönüştürmek istemektedir.
PKK’nın, PJAK üzerinden İran’a şantaj girişimlerinde bulunması, PJAK’ı PYD/YPG yerine “yeni yedek ve vekil güç” olarak araçsallaştırma ihtimalini kuvvetlendirmektedir.
Yaptırımlar sonrası Suriye’de, önümüzdeki dönemde ekonomik sorunların neden olacağı birtakım gelişmeler beklenebilir. İran her ne kadar Suriye’ye desteğini devam ettireceğini söylese de İran’ın desteğinin kapasitesi geçmişe göre ciddi düzeyde azaldı.
Türkiye İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun İran’da büyük bir etki yaratan ve İran’daki PKK varlığına değinen açıklaması, Pençe-Kartal ve Pençe-Kaplan Harekâtları ile birlikte daha net bir anlam kazanmıştır.
Sınır bölgelerinin değişik terör örgütlerinin yuvası hâline gelmesinin kimseye faydası olmayacağı açıktır.
Katılımın düşük kalmasının sonucu olarak kahir ekseriyeti muhafazakâr milletvekillilerinden oluşan yeni Meclisin önünde önemli meydan okumalar bulunmaktadır.
PKK/PYD-YPG'nin kontrol ettiği alanlarda bir “devlet” mekanizması kimliğine sahip olma çabası bu terör örgütünün biyolojik eylem gerçekleştirme olasılığını zayıflatmaktadır.
İran basınında geçtiğimiz hafta öne çıkan haberler