Mısır, Türkiye ve İran gibi bölgesel güçler, aralarındaki cüzi ihtilafları bir kenara bırakamazlarsa genişçe bir bölge kötü yönetimlerle boğuşan büyük bir Lübnan’a benzeyecektir.
Avrupa’nın İran siyasetinde öncelikli hedefi Nükleer Anlaşma’yı korumaktır ve bu durum, ABD Başkanlığına Biden veya Trump’ın gelişiyle de birdenbire değişmeyecektir.
Nükleer Anlaşma, getirdiği tüm kısıtlamalara rağmen İran’ın nükleer programının uluslararası düzeyde tanınması anlamı taşımaktadır.
Türkiye bölgesel yeni bir düzenin son kertede tüm ilgili güçlerin katılımıyla kurulabileceğinin farkında ve gerçekçi pozitif dış politika gündeminden uzaklaşmamak için elinden gelen adımları atıyor.
Eldeki hatıratların; İran’da saltanatın değişimi, Rıza Şah’ın Türkiye ziyareti, 1953 Musaddık Darbesi’ne giren süreç ve İran İslam Devrimi gibi hayati dönemeçleri anlatıyor oluşu bir şans sayılabilir.
2004 ve 2020 Meclis Seçimleri radikallerin dönüşünü sağlamakla birlikte siyasal sistemin meşruiyetinin sorgulanmasını da beraberinde getirmiştir.
İran’ın Kovid-19 döneminde küresel siber etkinliğini artırdığı görülüyor. Bu dönemde ABD, İsrail gibi devletlerin yanı sıra DSÖ gibi uluslararası kuruluşlar da İran kaynaklı siber saldırıların hedefi oldu.
Körfez, stratejik konumu nedeniyle gerek Şah rejimi gerekse de mevcut yönetim tarafından özel bir hassasiyete sahip olagelmiştir.
ABD’nin İran’a 2015 yılından beri uygulanan silah ambargosunun kaldırılmasını önlemeye ilişkin çabasında kararlı olduğu görülüyor.
Koronavirüs krizinin Tahran yönetimini kendi iç sorunlarına daha fazla yoğunlaştıracağı varsayılırken, İran’ın bölgedeki tehditkâr ve agresif davranışları daha fazla arttı.
Salgının bölgeye etkilerine gelindiğinde de benzer şekilde var olan süreçler daha da hız kazanarak devam edecektir.
Musaddık'ı indiren darbe İran'da İngiliz hâkimiyetine son vermiş ancak bu defa da ABD hâkimiyetini başlatmıştır.