ABD yaptırımları ve Nükleer Anlaşma çıkmazı, İran’ı Çin’e yaklaştırırken son yıllarda Çin lehine değişen küresel ekonomik rekabet de Çin’i İran’a yöneltmiştir.
Joe Biden’ın yönetimi devralmasıyla birlikte ABD’nin Nükleer Anlaşma’ya dönebileceği sinyalleri Çin’i, İran ile olan ilişkilerini artırma yönünde teşvik etmiş görünüyor.
Avrupa’nın Nükleer Anlaşma’ya yönelik verdiği mesaj, İran aleyhine değişmiş gibi görünmektedir.
Deli adam teorisine göre çılgınca davranarak tehditkâr olmak, ülke liderleri için karşı tarafla diplomatik pazarlık gücünü artırarak birtakım kazançlar sağlayabilir.
Eğer İran politika değişikliğine giderek ABD’nin Suriye’de yaptığı gibi Irak’ta PKK’nın hamiliğine soyunmayı düşünüyorsa bu durumun etkileri stratejik boyutta olacaktır.
Biden yönetiminden İran’a yönelik herhangi bir olumlu açıklama gelmemişken Yeni Delhi’nin İran’a ekipman teslimatı yapması, Çabahar Limanı Projesi’ni geliştirmedeki istekliliğini göstermektedir.
İran, ABD yaptırımlarıyla büyük ölçüde zarar görmüş ekonomisini zenginleştirilmiş uranyum faaliyetleriyle kurtaramayacaktır.
Mevcut koşullarda basın mensuplarının en önemli kaygısı, mesleki faaliyetten ziyade maddi ve manevi olarak yaşam mücadelesi olmuştur.
İran’ın gerek bölgede yürüttüğü faaliyetler gerekse de İran içindeki siyasi gelişmeler Biden yönetimi ile İran arasındaki ilişkilerin doğasına ve yönüne etki edecektir.
Trump’ın, İran ve el-Kaide ilişkisinin üzerine giderek Biden yönetiminin İran’a yönelik seçeneklerini sınırlandırmayı hedeflediği söylenebilir.
Asimetrik bir güce sahip olan insansız hava araçları, Körfez’de denizden düzenlenecek bir saldırıya hazırlık amacıyla doğru bir tercih olarak düşünülebilir.
Arap monarşilerinin, Orta Doğu’da yürüttükleri jeopolitik mücadeleden ve bu bağlamda Katar’a uyguladıkları baskılardan bir sonuç alamamış olmaları, Basra Körfezi’ndeki ilişkilere yansımıştır.