Iraklılar, bir dış gücün himayesinde, halktan yalıtılmış bir şekilde, “yeşil bölgede” yürütülen siyasetin uygulayıcılarını,
İran’ın içerisine girdiği ekonomik dar boğaz dikkate alındığında önümüzdeki süreçte patlak verecek toplumsal olayların bastırılmasında yine Besic Teşkilatına önemli sorumluluklar düşmektedir.
Tahran, Barış Pınarı Harekâtı gibi bölgede yeni olasılıklar ortaya çıkartabilecek girişimleri, Suriye’deki stratejik çıkarına yönelik bir tehdit olarak değerlendirmektedir.
Sistani’nin doksan yaşının eşiğine gelmesi hasebiyle bazı siyaset adamları diğer birçok konudan daha ziyade ölümünden sonra oluşacak boşluktan dolayı endişe etmektedir.
Beyrut’ta gerçekleşen patlamalar ve akabindeki gelişmeler, 2006 yılından beri istisnalar dışında sakin bir evre içinde olan İsrail-Hizbullah gerginliğinde 13 yıl sonra yeni bir evreye girildiğini gösterdi.
Netanyahu’nun saldırıları üstü kapalı üstlenmesi ABD’nin İsrail’e Irak’ta saldırı düzenlemesi için “yeşil ışık” yaktığı şeklinde yorumlandı.
İran basınında geçtiğimiz hafta öne çıkan haberler
Rusya, görünüşte İran’ın Suriye’deki varlığını meşrulaştırmış, onu ABD’ye karşı desteklemiş ve İran’ın ABD ile yaptığı her türlü anlaşmayı reddetmiş olsa da İran’ın Suriye’deki nüfuzunu azaltmak için adımlar atmıştır.
İran güvenlik güçleri ve Kürt militanları arasında aniden bir “diyalog sürecinin” başlatılması pek çok soru işaretine yol açtı.
Adil Abdülmehdi’nin entegrasyon kararnamesi, devlet otoritesinin yeniden sağlanması ve ulus-altı aidiyetlerin siyasal ve ekonomik anlamda belirleyiciliğinin önlenmesi sürecinde sadece bir aşamadır.
İran’ın nükleer faaliyetlerine yeniden ve daha kapsamlı olarak döneceğini açıklaması son bir yıldır giderek artan ABD-İran gerginliğini daha farklı bir boyuta taşıyacak.
2003’ten bu yana Irak siyasi sahnesinin en etkili iki dış aktörü hâline gelen ABD ve İran arasındaki giderek artan gerginlik Irak’ı istikrarsızlaştırmaya devam etmektedir.