İran’ın; Irak, Suriye ve Lübnan gibi ülkelerdeki nüfuzu zayıflarsa önüne çıkan en iyi seçenek Türkiye ile Suriye konusunda anlaşmaktan geçiyor.
Sınır bölgelerinin değişik terör örgütlerinin yuvası hâline gelmesinin kimseye faydası olmayacağı açıktır.
Salgının bölgeye etkilerine gelindiğinde de benzer şekilde var olan süreçler daha da hız kazanarak devam edecektir.
İran'ın İdlib meselesi üzerine Esed’le birlikte Türkiye’yi üçlü görüşmeye çağırması ve Rusya’yı bu sürecin dışında tutması, İdlib ile alakalı olarak Moskova ve Tahran’ın arasının açık olduğunu gösteriyor.
Astana Süreci ile planlanan ve rejimin desteklediği gruplar ile muhalifler arasında gerçekleştirilen siyasi müzakerelerin ilerlememesi, şüphesiz rejimin içinde bulunduğu zafer psikolojisi ile de yakından ilgilidir.
Direniş eksenini koruma niyetinde olan İran kolay geri adım atmayacak. Bu sebeple İran ve Amerika arasındaki düşük yoğunluklu çatışmanın artarak devam edeceği düşünülebilir.
İran’ın bölgedeki maceracılığı Süleymani suikastıyla durdurulamayacaktır. Buna rağmen İran’ın uzun vadede bu yöndeki hırslarını yerine getirmesi de pek mümkün gözükmemektedir.
Anlaşılan o ki İran, Kasım Süleymani’nin ölümüyle başlayacak yeni evrede, Türkiye’nin dostluğuna her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyacaktır.
Türkiye, “Rusya ile diyalog” ile NATO’nun ortak güvenlik politikaları arasında bir denge kurmaya çalışmaktadır.
Türkiye’nin Suriye krizinin başlıca aktörlerinden ABD ve ardından da Rusya ile vardığı mutabakatlar, sınır güvenliğine yönelik tehditlerin bertaraf edilmesi açısından çok önemli bir kazanım.
Türkiye’nin terör örgütü PKK’nın Suriye kolu YPG ve bileşenlerine karşı başlattığı geniş kapsamlı askerî harekât tüm dünyada olduğu gibi İran’da da yakından izlendi.
Almanya, Polonya, Belçika, Fransa ve İngiltere New York’taki BM Güvenlik Konseyinde konunun komite toplantısında gündeme getirilmesini talep etti ve buradan Türkiye’ye operasyonu durdurma çağrısı yapıldı.