Arap Baharı sonrasında Rusya’nın Orta Doğu’da ve özellikle İran, Suriye ve Yemen’de daha etkin bir politika izlediği gözlemlenmektedir.
Yaklaşık bir aydır devam eden ABD-İran arasındaki dolaylı görüşmelere yönelik gelen son açıklamalar, müzakerelerdeki ihtilafın derinliğine işaret etmektedir.
Zarif’in açıklamalarında yeni olan, sistemin sürekli gizlemeye ya da inkâr etmeye çalıştığı bazı ayrıntıların açığa çıkması ve diplomasi aygıtının başındaki kişinin olayları itiraf etmiş olmasıdır.
Rusya, Zarif’in sözlerini iç siyasete yönelik olarak görse de bu sözlerin, Kremlin’in Nükleer Anlaşma’yla ilgili savlarını yalanlıyor olmasının Moskova’yı rahatsız ettiği söylenebilir.
Biden’ın sözde soykırım açıklaması, önemli bir Ermeni nüfusa sahip olan İran basınında da yakından takip edildi.
İran’ın Arnavutluk’taki kültürel yatırımlarının en büyük başarısının tarikatlarını Şiiliğin bir kolu olarak sunmaya başlayan Bektaşi tarikat liderleri arasında olduğu gözlemlenmektedir.
Eğer bu saldırılar İsrail'in iddia ettiği gibi tamamen kaza ve tesadüf eseri ise bile iç kamuoyunun misilleme taleplerinden bunalan Tahran'ı rahatlatacağı kesindir.
ABD Senatosunun İran karşıtı lobi faaliyetlerinin etkisi altına girmesi ve İran’ın, Biden yönetimi ile karşı karşıya gelmesi yüksek bir olasılık olarak belirmektedir.
Haşdi Şabi, siyasi ve stratejik nedenlerin yanı sıra Curf el-Sahar’daki varlığını dinî mitlerle ilişkilendirerek bölgeyi kendisi için bir üs hâline getirdi.
Beş Göz Grubu’na ilaveten NATO ve AB gibi uluslararası aktörlerin de Rusya’ya yönelttiği siber casusluk suçlamaları, bugüne kadar örneği olmayan bir durumu ifade ediyor.
İran, tüm kısıtlamalara rağmen meşru ve hileli yöntemlerle IRISL’nin operasyonlarına devam ediyor.
Yaptırımların bu denli zorladığı İran’da, diğer ekonomik göstergelerde olduğu gibi döviz rezervlerinde de hissedilir bir kötüye gidiş olduğu tahmin ediliyor.