İran, Türkiye’nin son dönemdeki diplomatik hareketliliğini yakından takip ediyor. Özellikle Karabağ Savaşı’ndan beri Türkiye karşıtı söylemlerini artıran basın ve yetkililer, İsrail ile yakınlaşma, Kaşıkçı davası dosyasının Suudi Arabistan’a gönderilmesi
Birçok uzman savaş nedeniyle riske giren Rus kaynaklarına alternatif olarak İran doğal gazını vurgulasa da böyle bir durum gerçekçi değil.
İlişkilerin gerilmesine sebep olan temel görüş ayrılıklarının hâlâ devam etmesi, İran-Azerbaycan arasındaki yakınlaşmanın kalıcılığı konusunda soru işareti yaratmaktadır.
Ilısu Barajı ve HES’in tamamlanması, İran basınında kendine oldukça geniş bir yer bulmuş ve ciddi ithamlar üzerinden bir kamuoyu yaratılmaya çalışılmıştır.
Biden’ın sözde soykırım açıklaması, önemli bir Ermeni nüfusa sahip olan İran basınında da yakından takip edildi.
İslam Cumhuriyeti’nin yetiştirdiği en tecrübeli diplomatlardan olan Zarif’in, neden asgari nezaket kurallarını ve diplomatik teamülleri hiçe sayarak İran’ın en önemli komşusunun liderini hedef aldığı hâlâ muamma.
Çatışmalar esnasında İranlı kimi aktivistlerin
İran hükûmeti yedi ayın sonunda Güney Kore bankalarındaki petrol gelirlerine erişim hakkını kazanmış gibi görünse de bu sorunun tamamen çözüldüğüne yönelik somut bir kanıt bulunmamaktadır.
Acilen dış kaynağa ihtiyaç duyan Tahran’ın mali taleplerini Rusya’nın karşılaması mümkün olmadığından geriye tek seçenek Çin kalıyor.
Ayasofya’nın müzeden camiye dönüştürülmesine yönelik karar çeşitli dinamiklerden oluşan İran kamuoyunda farklı tepkilere neden olmuştur.
İran basınında yer alan Türkiye’ye ilişkin söylemlerdeki değişimin ne kadar sistematik ve kalıcı ya da ne kadar devlet içi faktörlerden kaynaklı geçici bir durum olduğu henüz bilinmiyor.