Avrupa’nın İran siyasetinde öncelikli hedefi Nükleer Anlaşma’yı korumaktır ve bu durum, ABD Başkanlığına Biden veya Trump’ın gelişiyle de birdenbire değişmeyecektir.
BAE-İsrail yakınlaşması İran açısından güvenlik, askerî ve ekonomik yönden potansiyel tehdit unsurları barındırmaktadır.
Gelinen son noktada ABD, Rusya, Irak ve Suriye devletleri DEAŞ’ın gerçek anlamda yenilgiye uğratılamadığını ve örgütün bir yeniden doğuş sürecine girdiğini kabul ediyorlar.
Trump’ın 13 Ağustos’ta Twitter mesajı ile duyurduğu anlaşma haberi, küresel salgının yıkıcı etkilerine rağmen 2020 yılında uluslararası önemli gelişmelerin hız kesmeden devam ettiğini gösterdi.
ABD’nin İran’a silah satışını engellemek için kullanabileceği en gerçekçi seçenek İran’a silah satan ülkelere tek taraflı olarak yaptırım uygulamak olacaktır.
4 Ağustos’ta yaşanan patlamanın, ülkenin son 20 yıldır tartışmasız baskın gücü olan Hizbullah’a yönelik tepkileri artıracağı kesindir.
İran’ın; Irak, Suriye ve Lübnan gibi ülkelerdeki nüfuzu zayıflarsa önüne çıkan en iyi seçenek Türkiye ile Suriye konusunda anlaşmaktan geçiyor.
Önümüzdeki süreç Hindistan’ın İran’la ilişkilerinde kaybettiği mevzinin Çin tarafından ne kadar doldurulacağının test edilmesiyle geçebilir.
İran, Kapsamlı Stratejik İş Birliği Anlaşması’yla ABD sonrası Afganistan’daki nüfuz ve çıkar alanlarını pekiştirmeyi hedeflemektedir.
Nükleer Anlaşma, getirdiği tüm kısıtlamalara rağmen İran’ın nükleer programının uluslararası düzeyde tanınması anlamı taşımaktadır.
Geniş kapsamlı sabotajlar ister siber altyapı kullanılarak isterse de fiziki saldırı şeklinde gerçekleştirilmiş olsun Tahran yönetimine karşı yeni bir meydan okumanın şekillendiğine kuşku yok.
İran basınında geçtiğimiz hafta öne çıkan haberler