Türkiye’nin, Suriye’deki muhtemel bir operasyonuna karşı İran’dan üst perdeden gelen açıklamalar, Türkiye açısından caydırıcı olmaktan ziyade iki ülke arasındaki güven zeminini aşındırıyor.
Erdoğan’ın Tahran ziyareti ve üçlü zirveyi mercek altına alan İran basını, Rusya-İran iş birliği ve dostluğunu vurgularken Erdoğan’a yönelik nahoş bir üslupla Türkiye’yi hedef almıştır.
Tahran, resmi seviyede Türkiye'nin terör örgütü PKK ile olan mücadelesine destek veriyor ancak pratikte farklı angajmanlara girebiliyor.
Geçtiğimiz hafta İran basınının gündemini, bölgedeki yoğun diplomasi trafiğinin yanında sonuçsuz kalan Doha’daki nükleer müzakereler meşgul etmiştir.
Sadr Hareketi’ne bağlı milletvekillerinin istifasıyla birlikte, Sistani’nin siyasal düzen zarar görmeden reform yapılmasını öngören projesinin çöktüğünü belirtmek mümkündür.
NATO Stratejik Konsepti, Rusya ve İran’ı ötekileştirirken iki ülke de bu baskıya karşı jeopolitik konumlarını avantaja çevirme arzusuyla Hazar Zirvesi’ne katılmıştır.
Varil başına yaklaşık 30 dolara varan indirimle Asya ülkelerinin piyasalarına tedarik edilen Rusya petrolü, yine indirimlerle satılan İran petrolünü bu piyasadan kısmen çıkarmaya başlamıştır.
İran-İsrail arasında sabotaj ve suikastların arttığı süreçte üst düzey bir figürün görevden alınması, İran basınının gündemini meşgul ettiği kadar ülkedeki güvenlik zafiyeti tartışmalarına da ivme kazandırmıştır.
Türkiye ulusal çıkarları gereği, Orta Doğu’nun iki önemli devleti olan Suudi Arabistan ve İran’a eşit mesafede yaklaşmaktadır.
İran Kooperatif, Çalışma ve Sosyal Refah Bakanı, istifaya zorlanarak siyasi ve ekonomik çekişmelerin ilk kurbanı oldu.
Küresel-bölgesel jeopolitik ve jeoekonomik gelişmeler ile Rusya-Ukrayna Savaşı, Güney Kafkasya’daki yeni jeopolitik durumu daha da hareketlendirebilir.
Durumlarından hoşnutsuz meslek gruplarının da sokağa dökülmesiyle İran, çok katmanlı ve dağınık bir kitlesel gösteriler sarmalına girmiştir.