Anlaşılan o ki İran, Kasım Süleymani’nin ölümüyle başlayacak yeni evrede, Türkiye’nin dostluğuna her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyacaktır.
İran-ABD gerilimi, 40 yılın muhtemel bir “nihai tırmanışı” ve son dönemde birbirini izleyen “yanlış muhasebeler” yüzünden açık bir savaşı kaçınılmaz hale getirebilir.
Nasrallah konuşmasında “dönüm noktası” olarak tanımladığı saldırıdan tüm bölgenin etkileneceğini ve artık bu saldırıyla birlikte yeni bir siyasi evreye geçildiğini vurguladı.
Tahran’ın bölgede yürüttüğü vekalet savaşlarının en önemli aktörü olan Süleymani’nin öldürülmesi Tahran-Washington hattında devam eden gerilimi yeni bir safhaya taşıdı.
İran yönetimi böyle bir saldırıyı beklemese de olayın ilk şokunu atlattıktan sonra saldırıya uygun bir şekilde karşılık vereceği yönünde bir şüphe bulunmuyor.
Üçlü tatbikat, içeride rejim karşıtı kitlesel hareketler ve dışarıda ABD'nin İran'a uyguladığı maksimum baskı politikası karşısında sarsılan Velayet-i Fakih rejimine bir can simidi sunabilir.
İran basınında geçtiğimiz hafta öne çıkan haberler
Trump, Tahran-Washington arasındaki problemlere esaslı bir çözüm getirmekten ziyade başkanlık seçimleri öncesi önemli bir dış politika başarısı elde etmeye çalışmaktadır.
Medyaya yansıdığı kadarıyla bu zirvenin ana gündem maddesinin başta İran olmak üzere bölge ülkeleri açısından endişe kaynağı olan Afganistan’daki son gelişmeler olması bekleniyor.
Türkiye, “Rusya ile diyalog” ile NATO’nun ortak güvenlik politikaları arasında bir denge kurmaya çalışmaktadır.
İran basınında geçtiğimiz hafta öne çıkan haberler
Irak’ta, İran karşıtı sloganların öne çıktığı gösterilere Şii kesimlerin öncülük etmesi Ortadoğu’da yıllardır tedavüle sokulmaya çalışılan “mezhep çatışması” kavramının içi boş bir retorik olduğunu ortaya koyuyor.