Geçtiğimiz hafta meydana gelen saldırıların yankıları, İran iç kamuoyunda etkisini göstermeye devam etmiştir.
Geniş bir yelpazeye yayılan tepkiler, ülkenin dış politika yönelimi konusunda İranlı siyasi elitler arasındaki görüş ayrılığının yanı sıra Moskova’ya yönelik memnuniyetsizliğin dışa vurumu olarak da okunabilir.
Ankara-Şam, Şam-Abu Dabi ve Riyad hattında süren normalleşme adımlarını kaygıyla takip eden Tahran, gelişmelerin 12 yıldır Suriye’de oluşturduğu nüfuzuna nasıl yansıyacağı sorusunun cevabını arıyor.
Irak Başbakanı Sudani’nin üst düzey heyetle İran’a gerçekleştirdiği ziyaretin en önemli amacı; Tahran’ın, Irak’ın Kürt bölgesine yönelik askerî saldırılarına engel olma arzusudur.
Yapılan tahminler ve spekülasyonlar bir tarafa; Hamenei’nin halefinin kim olacağı üzerinde muhtemelen çalışılmış ve bu konuda rızaya dayalı bir mutabakat şimdiden sağlanmıştır.
Hâlihazırda büyük bir ekonomik durgunlukla mücadele eden İran, Şam rejimine 11 yıldır sağladığı desteğin karşılığını, Suriye kaynakları kullanılarak telafi edilmesini istiyor.
NATO Stratejik Konsepti, Rusya ve İran’ı ötekileştirirken iki ülke de bu baskıya karşı jeopolitik konumlarını avantaja çevirme arzusuyla Hazar Zirvesi’ne katılmıştır.
İran ile Yunanistan arasındaki tanker meselesi, Yunanistan’ın Orta Doğu’da varlık göstermek adına Arap dünyasıyla birçok alanda iş birliği geliştirmeye çalıştığı bir dönemde vuku bulmuştur.
Birçok uzman savaş nedeniyle riske giren Rus kaynaklarına alternatif olarak İran doğal gazını vurgulasa da böyle bir durum gerçekçi değil.
Körfez’deki dengeler açısından İran-Suudi Arabistan ilişkileri büyük önem taşımaktadır. Bu bağlamda Suudi Arabistan ve BAE arasında çıkan kriz, Reisi için bir fırsat niteliğindedir.