ABD hedeflerine saldırı istihbaratı alındığı bahanesiyle İran’ın en önemli iki saha adamını öldüren Trump’ın, İran’ın ciddi bir karşılığı durumunda bahsettiği 52 hedefi vuracağından Tahran’da kimsenin şüphesi kalmamış durumda.
Genç ve hizbullahi parlamento, doğal olarak mevcut Ruhani hükûmetini, iktidarının son bir buçuk yılında daha da zayıflatacaktır.
Süleymani suikastının olası stratejik sonuçlarının yanı sıra bu eylemin ABD iç hukuku bakımından meşru olup olmadığı ABD iç siyasetinde tartışılmaya devam etmektedir.
Nasrallah, Süleymani’nin yokluğunda ve Haşdi Şabi’nin ciddi yara aldığı bu dönemde bölge siyasetine ve özellikle Irak’a daha fazla müdahil olacağını göstermiş oldu.
İran basınında geçtiğimiz hafta öne çıkan haberler
Tahran yönetiminin halkın refahı için harcanması beklenen 200 milyon avroyu Kudüs Gücü’ne aktarması, ABD karşısında İran’ın, savunma alanında elinde bulundurduğu bütün kaynaklara ihtiyaç duyduğunu göstermektedir.
Anlaşılan o ki İran, Kasım Süleymani’nin ölümüyle başlayacak yeni evrede, Türkiye’nin dostluğuna her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyacaktır.
Nasrallah konuşmasında “dönüm noktası” olarak tanımladığı saldırıdan tüm bölgenin etkileneceğini ve artık bu saldırıyla birlikte yeni bir siyasi evreye geçildiğini vurguladı.
İran 5 Ocak Pazar günü, nükleer faaliyetlerine yönelik kısıtlayıcı tüm taahhütlerini askıya aldığını duyurdu.
Tahran’ın bölgede yürüttüğü vekalet savaşlarının en önemli aktörü olan Süleymani’nin öldürülmesi Tahran-Washington hattında devam eden gerilimi yeni bir safhaya taşıdı.
İran yönetimi böyle bir saldırıyı beklemese de olayın ilk şokunu atlattıktan sonra saldırıya uygun bir şekilde karşılık vereceği yönünde bir şüphe bulunmuyor.
Irak’ın içinde bulunduğu sosyopolitik krizi daha derinleştireceğe benzeyen bu saldırının diğer bir etkisi de hâlihazırda devam eden protesto gösterileri üzerinde görüleceğe benziyor.