İran’dan gelen resmî, yarı resmî açıklamalar ve kamuoyu tepkileri doğrultusunda belirtmek gerekir ki Karabağ sorunu Tahran için jeopolitik risklerin yanı sıra etno-politik riskler de barındırmaktadır.
İran’ın 30 yıl önceki pozisyonunu koruduğu ve işgal altındaki Müslüman komşusu ile işgalci Ermenistan’ı eşit pozisyonlarda değerlendirdiği görülmektedir.
Görüşmelerde müzakerelerin hukuki temeli ve geçtiğimiz Şubat ayında Taliban ile ABD arasında imzalanan Doha Anlaşması’nın statüsü, anlaşmazlık noktaları olarak öne çıkıyor.
Rus heyetinin Şam ziyaretinin ana hedefi, Rusya’nın Suriye’deki varlığını ve etkisini doğrudan ilgilendiren ekonomik, güvenlik ve anayasa süreçlerini ele almaktı.
Cumhurbaşkanı Gani'nin barış görüşmelerinin ön şartı olan mahkum takası kapsamında son 400 Taliban savaşçısının serbest bırakılmasını öngören kararı imzalamasına karşın barış görüşmeleri aşamasına hâlâ geçilemedi.
Başta başkent Bakü olmak üzere ülke içinde ve dışındaki birçok şehirde halk gösterilerine neden olan bu meşum saldırı, sürecin doğru yönetilmesi hâlinde Bakü’ye istediği fırsatı sağlayabilir.
Ermenistan’ın saldırıları, askerî politikalarında yaptığı son değişiklikle ilgilidir.
Rusya Sirte ve Cufra’ya paralı askerlerini göndererek Libya’daki güç dengesinin UMH lehine değişmesini engellemek ve Libya’da hâlâ önemli aktör olduğunu gösterme peşinde.
Gelinen noktada Astana Süreci eğer varlığını devam ettirecekse bu ancak Cenevre Görüşmeleri ile zaten başlayan siyasi geçişe hız kazandırma yoluyla olabilecektir.
Bu ziyaret İdlib ateşkesi sürecinde geri planda kalan veya geri plana itilen İran’ın daha aktif olmak istediği şeklinde yorumlanabilir.
Afganistan Şii toplumu genel olarak Anlaşma’ya olumlu baksa da özellikle Hazara Şiileri, Taliban’la olan geçmişinden dolayı temkinli yaklaşmaktadır.
İran destekli Husiler, tek taraflı olarak ilan edilen ateşkesi ‘siyasi bir manevra’ olarak nitelendirerek reddettiklerini duyurdu.