Yemen, önemli bir geçiş noktasındadır ve Orta Doğu’da sürdürülebilir bir güç dengesi tesis edilmeden ABD’nin bölgeyi terk etmesi, stratejik anlamda İran ve Çin’i güçlendirebilir.
Suudi Arabistan’ın, Pakistan ile ilişkilerini iyileştirmeye çalışması sadece iki ülke arasındaki değerlerle ilgili değil aynı zamanda Riyad’ın diğer ülkelere yönelik değişen tutumuyla da yakından bağlantılıdır.
Süleymani suikastında İsrail’in de bir rol üstlendiğinin ortaya çıkması; İsrail’in, İran ile yaşadığı 40 yıllık gerginlikte, hanesine önemli bir puan yazılması anlamına gelmektedir.
Orta Doğu’nun değişen dengeleri, Suudi Arabistan’ın dış politikasını değişime zorlamaktadır.
Viyana’da sürdürülen görüşmelerin olumlu bir şekilde somut bir anlaşmaya dönüşmesi durumunda döviz kurunun, 16.000-18.000 tümen bandına çekileceği tahmin edilmektedir.
Yaklaşık bir aydır devam eden ABD-İran arasındaki dolaylı görüşmelere yönelik gelen son açıklamalar, müzakerelerdeki ihtilafın derinliğine işaret etmektedir.
Biden’ın sözde soykırım açıklaması, önemli bir Ermeni nüfusa sahip olan İran basınında da yakından takip edildi.
ABD Senatosunun İran karşıtı lobi faaliyetlerinin etkisi altına girmesi ve İran’ın, Biden yönetimi ile karşı karşıya gelmesi yüksek bir olasılık olarak belirmektedir.
İran Nükleer Anlaşması’nın geleceği hakkında Viyana’da başlayan diplomasi trafiğine en büyük muhalefeti, 2022 ABD Senato Ara Seçimlerini kaybetmek istemeyen Demokratlar ve Cumhuriyetçiler gösterecektir.
Türkiye, bulunduğu konum ve uluslararası ilişkileri nedeniyle Afganistan barış sürecine katkı sağlayabilecek tüm niteliklere sahiptir.
Çin’in hızlı bir şekilde İran’la imzaladığı Kapsamlı İş Birliği Anlaşması, Büyük Güç Rekabeti’nin Orta Doğu’daki en belirgin sonuçlarından birisi olarak kabul edilebilir.
İran ve Çin 27 Mart 2021’de, iki ülke arasında siyasi, askerî, ekonomik ve kültürel birçok alanda iş birliği yapacağı 25 yıllık anlaşmaya İran’ın başkenti Tahran’da imza attı.