Sabir Askeroğlu

İran’dan gelebilecek güvenlik tehdidi ABD’yi Irak’taki askerî üslerinin savunmasını güçlendirmeye zorluyor.

Suriye’de onuncu yılına giren iç savaşta aktörlerin sayısı değiştiği gibi bundan sonraki dönemde de yeni aktörlerin katılması bazılarının da geri çekilmesi muhtemeldir.

Türkiye’nin Moskova ve Şam’ı barışa zorlaması, Suriye içi aktörleri olduğu gibi Avrupa, Kuzey Afrika ve Orta Doğu’daki aktörlerin de politik tercihlerini etkiledi.

5 Mart’ta yapılacak olan Erdoğan-Putin görüşmesi çıkar dengelerinin ortak noktada buluşturulmasının çabası olacaktır.

Sadr, 2020’li yılların başında pragmatist bir hamleyle daha fazla siyasi güç elde etmek amacıyla yıllardır muhalefet ettiği İran destekli gruplarla siyasi bir anlaşma zeminine imza attı.

Astana ve Soçi süreçleri üzerinden uluslararası krizlerin çözümünde önemli adımlar atan ve bu bağlamda büyük prestij kazanan Rusya, İdlib operasyonlarıyla bunu kaybetti.

İran’ın, 1979 İslam Devrimi sonrasında BM üyeliğini devam ettirmesi bir “ulus-devlet” olarak uluslararası sistemin kurallarını kabul etmesi anlamına gelmektedir.

İdlib meselesiyle ilgili kararlar, Tahran’da değil Ankara ile Moskova hattında verilmektedir.

Türkiye, son dönemlerde Irak’ta ABD-İran arasında yaşanan açık çatışmadan rahatsızlık duymaktadır.

Türkiye, “Rusya ile diyalog” ile NATO’nun ortak güvenlik politikaları arasında bir denge kurmaya çalışmaktadır.

Türkiye’nin Suriye krizinin başlıca aktörlerinden ABD ve ardından da Rusya ile vardığı mutabakatlar, sınır güvenliğine yönelik tehditlerin bertaraf edilmesi açısından çok önemli bir kazanım.

Türkiye ile ABD arasında sağlanan mutabakat sonrası başlatılan barış harekâtı, Ankara’nın uzun ve çetin diplomatik çabasının başarısının sonucudur.