Rusya’nın İdlib Politikası
Rusya, Astana Barış Süreci’ni Suriye politikasında elde ettiği en önemli diplomatik başarılarından biri olarak görüyordu. Fakat Ocak 2020’den itibaren Şam rejimi güçlerinin İran’a bağlı milislerle beraber İdlib’e yönelik başlattığı operasyonlarla bu değişti. Rusya, İran ve rejim güçlerinden oluşan “Şam Cephesi’nin” hava ve karadan gerçekleştirdiği müdahaleler neticesinde, Soçi Mutabakatı’yla Türkiye’nin kontrolüne bırakılan ve Halep-Şam, Halep-Lazkiye M4 ve M5 kara yollarının da dâhil olduğu İdlib kırsalının önemli bir bölümünü kontrol altına aldı.
Türkiye bu durum üzerine Rusya’yı muhatap alarak İdlib’e yönelik saldırıların Soçi Mutabakatı’nın ihlali olduğunu bildirdi. Rusya ise Soçi Mutabakatı’nın asıl Türkiye tarafından ihlal edildiğini dile getirerek İdlib’deki “terör unsurlarına” yönelik operasyonlarda Şam rejimine destek vermeye devam edeceğini açıkladı. Atılan adımların bir “savaş” niteliği taşıdığını dile getiren Türkiye ise Soçi ve Astana görüşme ve mutabakatlarıyla kendisine bırakılan İdlib’deki pozisyonunu savunmak ve Şam Cephesi’nin ilerlemesini durdurmak için bölgeye asker ve askerî araç sevkiyatını artırdı. Türkiye’nin bu stratejisi İdlib’e yönelik ilerlemeyi durdurdu. Fakat bu süreç aynı zamanda Türkiye ile Rusya’nın doğrudan karşı karşıya gelme riskini de artırdı. Savaş ihtimalini ortadan kaldırmak ve yaşanan sorunu diplomatik yollarla çözmek adına Türk ve Rus yetkililer Moskova ve Ankara’da bir araya geldi. Görüşmelerden bir netice alınamayınca iki devletin liderleri devreye girdi fakat Erdoğan ile Putin arasında yapılan uzun telefon görüşmesinden de bir netice alınamadı.
Şam Cephesi’nin İdlib’de kontrol altına aldığı bölgelerin Türkiye ordusunun çatışmalara dâhil olmasıyla teker teker geri alınmaya başlaması, çatışmaların daha da şiddetlenmesine yol açtı. 27 Şubat’ta meydana gelen çatışmalarda 33 Türk askeri şehit olurken 309 civarında rejim unsurunun da etkisiz hâle getirildiği duyuruldu. Bu durum İdlib’de yaşanan krize yeni bir boyut kazandırdı.
Enerji Politikaları
Rusya resmî olarak İdlib’e yönelik operasyonlarını “terörizmle mücadele” şeklinde tanımlasa da 2020 yılının başında iki önemli jeopolitik gelişme yaşandı. Bunlardan biri Rusya ile Ukrayna arasında imzalanan doğal gaz anlaşmasıydı. Rusya’nın istemediği hâlde Ukrayna’yla imzalamak zorunda kaldığı bu anlaşma aynı zamanda Rusya’nın Avrupa’ya yönelik enerji politikasının da başarısız olduğunun göstergesiydi. Ocak 2020’ye kadar Türk Akımı, Ukrayna güzergâhına karşı Rusya için bir alternatif olduğu gibi Ukrayna’yla pazarlığında da bir silah niteliğindedir ve dolayısıyla Rusya için çok kıymetli bir projeydi. Fakat ABD’nin Avrupa enerji pazarına yönelik politikası, Rusya’nın Ukrayna politikasına karşı aldığı pozisyon, Kuzey Akım 2 projesine uygulanan yaptırımlar ve Avrupa’nın Rus doğal gazına olan bağımlılığını azaltmaya başlaması, Ocak 2020’de Rusya’yı Ukrayna ile doğal gaz anlaşması imzalamaya zorladı. Bu durum Türk Akımı’na yönelik ihtiyacı azaltarak bu projenin değerini de düşürmüş oldu. Dolayısıyla Rusya’nın Türk Akımı üzerinden Türkiye’yle yürüttüğü iş birliğinden elde edeceği kazanç da azaldı.
Libya Faktörü
Rusya’nın İdlib’e operasyon düzenlemeye karar vermesine neden olan bir diğer stratejik gelişme de Türkiye’nin Libya politikası oldu. Türkiye, Birleşmiş Milletler nezdinde meşru Libya Ulusal Mutabakat Hükûmeti (UMH) Başkanı Fayiz es-Serrac’ı desteklerken Rusya, meşru olmamakla birlikte kontrolünde önemli sayıda silahlı milis bulunduran Halife Hafter’i desteklemektedir. Dolayısıyla da iki ülke aynı konularda farklı stratejiler belirledi.
Türkiye 2016 yılında Suriye’de Rusya ile başlatılan iş birliği modelini Libya’da da uygulamak istedi. Ankara bu önerisiyle Türkiye ile Rusya karşı karşıya gelmeden Libya'da krizi çözerek istikrarı sağlamayı amaçlamıştı. Sonuç olarak 12 Ocak'ta Türkiye ve Rusya’nın girişimiyle Libya’da silahların susmasını sağlayan ateşkes anlaşması önerisinde bulunuldu. Türkiye ile Rusya ateşkesin garantörleri olacaktı.
Bu önerisiyle Türkiye, Libya’da Rusya’ya önemli bir uluslararası rol vermek istemişti. Rusya sadece Hafter’le değil Serrac hükûmetiyle de yakın ilişki kurarak Libya’nın genelinde diplomatik etkinliğini ve saygınlığını artıracaktı. Hafter’in öncelikli olarak Suudi Arabistan, Mısır ve BAE’nin kontrolü altında olan bir aktör olduğunu, Rusya’nın ise ikincil veya üçüncül bir konumda olduğunu da göz önünde bulundurduğumuzda Türkiye’nin önerisi Rusya’nın çıkarlarına uygundu ve Türkiye’yle yapacağı iş birliğiyle Libya’da eli daha da güçlenecekti.
Türkiye’nin teklifi çıkarları doğrultusunda olduğu için Rusya, görüşmelerde ev sahipliğini üstlendi. Türkiye ile Rusya’nın ateşkes öneri metni Serrac tarafından imzalandı. Hafter ise buna yanaşmadığı gibi toplantı bitmeden Moskova’yı terk etti. Hafter’in bu çıkışı hem Rusya’nın prestijini zedeledi hem de onun Rusya’nın değil de Suudi Arabistan, BAE ve Mısır’ın politikalarına uygun davrandığını göstermiş oldu.
Moskova’yı terk ederek Trablus’a yönelik yeni bir saldırı planı hazırlayan Hafter’i önlemek için Türkiye’nin UMH ile imzaladığı askerî-teknik anlaşma çerçevesinde Serrac’ın yanında yer alması, Hafter’in Trablus’u ele geçirme çabasını durdurdu. Diğer bir deyişle Türkiye’nin Libya politikası, Hafter’in arkasındaki Suudi Arabistan, BAE ve Mısır’ın politikalarını başarısız kıldı. Türkiye’ye karşı başarısız olan aktörler, Hafter için sadece silah sağlayan bir aktör konumundaki Rusya’nın devreye girmesini istedi. Libya’da Türkiye’nin tek taraflı hareket etmesinden ve bu politikasında da başarılı olmasından rahatsız olan Rusya, İdlib üzerinden Türkiye’yle mücadeleye başladı.
Rusya İdlib Operasyonu üzerinden bazı kazanımlar elde etmeye çalışmaktadır. Birincisi Mısır, Suudi Arabistan ve BAE’nin yapamadığını yaparak ve bu ülkelerin çıkarları doğrultusunda hareket ederek Kuzey Afrika’da söz konusu ülkelerle stratejik ortak olma arayışındadır. İkincisi Hafter’in kontrolündeki bölgelerde bulunan petrol kaynaklarından Wagner Grubu şirketi üzerinden ekonomik çıkar elde etmeyi amaçlamaktadır. Üçüncüsü İdlib Operasyonu’ndan sonra oluşacak mülteci krizi üzerinden Türkiye ve Avrupa’yla yeni bir pazarlık konusu oluşturmaya çalışmaktadır. Böylece hâlâ önemli bir aktör olduğunu, Suriye ve Libya konularının yeniden ele alınması gerektiğini göstermek istemektedir. Fakat diğer taraftan Rusya’nın İdlib Operasyonu üzerinden attığı adımlar, çıkar kaybına da yol açmaktadır. Öncelikle bu adımlar, Türkiye’yle askerî olarak karşı karşıya gelme riskini artırıyor. İdlib cephesinde ortaya çıkacak bir savaşta; Suriye’de güç kapasitesi, stratejik konum, kaynak sağlama durumu, lojistik hatların kontrolü ve ittifak ilişkilerini göz önünde bulundurduğumuzda, Rusya’nın kazanması düşük bir ihtimal. Bununla birlikte Rusya’nın savaşı kaybetmesi de iki büyük sorunu ortaya çıkaracaktır: Birincisi Rusya’nın prestij kaybı, ikincisi ise ortaya çıkacak uluslararası güvenlik riskidir.
Astana ve Soçi süreçleri üzerinden uluslararası krizlerin çözümünde önemli adımlar atan ve bu bağlamda büyük prestij kazanan Rusya, İdlib operasyonlarıyla bunu kaybetti. Uluslararası toplumdan dışlanmış ve zayıf halka işlevi gören İran’ı göz önünde bulundurduğumuzda ise Türkiyesiz gerçekleşecek Astana Görüşmeleri anlamını yitirecektir.
Rusya bu politikalarıyla Türkiye’nin gözünde güvenilmez bir ortak durumuna gelmiştir. Uzun vadede Rusya’nın bu durumu, enerji ve Suriye’nin kalkınması gibi konularla ilgili Batı ve Orta Doğu politikalarını olumsuz etkileyecektir. Ayrıca Rusya’nın Mısır, Suudi Arabistan ve BAE gibi otoriter iktidarların çıkarları doğrultusunda hareket etmesi, Rusya’nın uluslararası saygınlığını da azaltacaktır.
Sonuç olarak İdlib operasyonlarıyla Rusya, uluslararası güvenlik sorunlarının çözümünde yapıcı politikalar izleyen bir aktörden ziyade, güvenlik krizleri çıkararak dış politika hedeflerine ulaşmaya çalışan bir aktör gibi davranmaya başladı. Kremlin’in bu kararları uzun vadede Rusya’nın çıkarlarını olumsuz yönde etkileyecektir.
İdlib krizi yeni bir mutabakat sağlanana kadar devam edeceğe benziyor. Şam Cephesi’nin ilerleyişini durdurmak ve mutabakata zorlamak için eş zamanlı birkaç adım atılmalıdır. Bu adımlar şöyle sıralanabilir: Birincisi Türkiye’nin başlatmış olduğu ve bölgede güç üstünlüğünü sağlamak için attığı adımları devam ettirmek. İkincisi karşı tarafın hava gücünü caydırmak için teknik unsurları bölgeye yerleştirmek. Üçüncüsü İdlib’de Şam Cephesi’nin askerî tesislerine kapsamlı füze saldırıları düzenlemek. Dördüncüsü sınır kapılarını açarak mültecilerin Avrupa’ya gitmesini kolaylaştırmak. Beşincisi ise özellikle ABD başta olmak üzere NATO’nun siyasi olarak desteğini sağlamaktır.
Bu makale ilk olarak 26.2.2020 tarihinde Anadolu Ajansında yayımlanmış, 28.2.2020 tarihinde güncellenmiştir.
https://www.aa.com.tr/tr/analiz/rusya-idlibde-kendi-guvenilirligini-imha-ediyor/1745427