İran Pasif Savunma Teşkilatı, orta ölçekli bir gücün teknolojik üstünlük karşısında geliştirebileceği en iddialı konvansiyonel hayatta kalma programlarından biri olarak değerlendirilebilir.
Savaş, tek başına yeni bir kriz üretmekten çok mevcut kırılganlıkları derinleştiren bir çarpan işlevi görmektedir.
Güney Pars’a yönelik bir saldırı, üretim kapasitesinde aylar hatta yıllar sürebilecek kayıplara yol açabilir. Bu durum, elektrik üretimi, sanayi ve şehir yaşamı üzerinde kısa sürede ağır ekonomik ve toplumsal sonuçlar doğurabilir.
İran’da yeni dini liderin Mücteba Hamaney seçilmesiyle birlikte yeni bir dönem başladı. Atacağı adımlar onun liderliğinin “şekli” mi yoksa “gerçek” mi olduğunu gösterecek.
Kremlin bugün gündemi şekillendiren bir aktörden çok gelişmelere tepki veren edilgen bir konuma yaklaşmış görünmektedir.
Tahran, ontolojik güvenlik anlayışından taviz vermek istemese de bu süreci bazı tavizler ve yeni gerilimler olmadan sürdürmesi güç görünmektedir.
Mücteba Hamenei’nin Devrim Rehberliğine seçilmesi, Ali Hamenei’nin halefinin kim olacağına ilişkin tartışmaları bitirmenin ötesinde İran İslam Cumhuriyeti’nin geleceği açısından yeni bir dönemin habercisi de olabilir.
Trump yönetiminin yaklaşımı, karşılıklı tavize dayalı bir uzlaşıdan çok Tahran’ı baskı yoluyla davranış değişikliğine yöneltme anlayışına dayanıyordu.
İran’ın yaklaşımı, “kesin zafer” arayışından çok “kesin yenilgiden kaçınma” mantığına dayanıyor.
Kalıcı sonuç üretebilecek kapsamlı bir harekât, operasyonel ve siyasi olarak uygulanabilir değildir. Uygulanabilir olan sınırlı hava harekâtları ise yapısal olarak kalıcı bir stratejik sonuç üretmeyecek, aksine İran’ın öğrenme ve güçlenme sürecini hızlan
Cenevre turu, görüşmelerin kopmadığını gösterse de somut ve ölçülebilir bir iyimserlik üretmiş değildir.
Cenevre’den olumlu bir sonuç çıkması askerî baskının artmasından ziyade ABD’nin İran açısından kabul edilebilir, somut ve itibarı zedelemeyen bir çıkış formülü sunup sunamayacağına bağlıdır.