Savaş İran Ekonomisindeki Yapısal Sorunları Nasıl Derinleştiriyor?

Savaş İran Ekonomisindeki Yapısal Sorunları Nasıl Derinleştiriyor?
İran'ın başkenti Tahran'da 2 Mart 2026'da meydana gelen patlamaların ardından yükselen duman bulutları.
Savaş, tek başına yeni bir kriz üretmekten çok mevcut kırılganlıkları derinleştiren bir çarpan işlevi görmektedir.
Yazı boyutunu buradan ayarlayabilirsiniz

İran ekonomisinin mevcut savaş karşısındaki kırılganlığını anlayabilmek için son on beş yıllık seyre bakmak gerekir. 2006-2010 döneminde Birleşmiş Milletler tarafından formüle edilen ve ardından özellikle ABD ile AB tarafından sertleştirilen yaptırımlar, İran ekonomisinin temel dengelerini ciddi biçimde zayıflatmıştır. Petrol ihracatına getirilen kısıtlamalar ülkenin ana döviz kaynağını aşındırırken bankacılık sistemi ve uluslararası ödeme kanallarına yönelik baskılar dış ticaretin, yatırımın ve teknolojiye erişimin işleyişini bozmuştur. 2015 sonrası nükleer anlaşma İran ekonomisine kısa süreli bir nefes aldırmış olsa da bu toparlanma kalıcı olmamıştır. ABD’nin 2018’de anlaşmadan çekilmesi, yaptırımların yeniden ağırlaşması ve Covid-19 krizi, ekonomiyi yeniden daralma, enflasyon ve kur baskısı altına sokmuştur. Bu sebeple mevcut savaşın, zaten kırılganlaşmış bir ekonomik yapıyı vurduğu açıktır.

Mevcut savaşın ekonomi üzerindeki doğrudan etkisi petrol ihracatı ve döviz gelirleri üzerinden ortaya çıkmaktadır. Petrol, İran açısından önemli bir ihracat kalemi olarak kamu maliyesinin, ithalat kapasitesinin ve genel makroekonomik istikrarın temel dayanağıdır. Bu nedenle petrol ihracatında yaşanacak aksaklıklar, kısa sürede bütçe dengelerinden fiyat istikrarına kadar geniş bir alana yayılan baskı üretmektedir.

Küresel petrol tüketiminin yaklaşık beşte birinin Hürmüz Boğazı’ndan geçmesi, bu hattı dünya ekonomisi açısından kritik bir geçiş noktasına dönüştürmektedir. Artan güvenlik riski de tanker taşımacılığını zorlaştırmış ve deniz ticaretini yavaşlatmıştır. İran açısından bu tablo daha da ağır sonuçlar doğurmakta, günlük yaklaşık 1,1-1,5 milyon varil seviyesinde olduğu tahmin edilen petrol ihracatının büyük bölümü Hark Adası terminalleri üzerinden ve Hürmüz hattı kullanılarak gerçekleştirilmektedir. Bu nedenle boğazda yaşanan her aksama İran için doğrudan döviz gelirlerini sınırlayan, bütçe dengesini zorlayan ve ekonomik kırılganlığı derinleştiren bir baskı mekanizması anlamına gelmektedir.

Denizde bekleyen İran petrolüne ilişkin yaptırımların kısa süreliğine gevşetilmesi ve yaklaşık 140 milyon varillik petrol stokunun 30 günlük geçici muafiyet kapsamında piyasaya dönmesinin önü açılmış olsa da bunun yapısal bir rahatlama yaratmayacağı açıktır. Çünkü bu tür düzenlemeler yeni üretimi ya da düzenli ihracat akışını değil mevcut stokların bir bölümünün satışını mümkün kılmaktadır. Kısa süreli bir çatışmada döviz daralmasını geçici olarak yavaşlatsa da savaş uzadıkça tanker, sigorta ve sevkiyat maliyetlerindeki artış petrol gelirlerinde daha kalıcı bir aşınmaya yol açacaktır. Bununla birlikte, petrol ihracatındaki aksamanın ekonomiyi anında felce sürükleyeceğini varsaymak da isabetli değildir. İran’ın ilaç, temel gıda ve bazı kritik ara malların ithalatı için belirli bir esnekliği koruyabildiği görülmektedir. Zorunlu ithalat için aylık yaklaşık 3 milyar dolarlık bir finansman ihtiyacı bulunduğu, buna karşılık kara bağlantıları ve kuzey güzergâhları üzerinden yaklaşık 2 milyar dolarlık bir ticaret kapasitesinin sürdürülebildiği değerlendirilmektedir. Bu tablo, İran ekonomisinin tamamen çöken bir yapıdan ziyade daralmış fakat işleyişini asgari düzeyde sürdüren bir “savaş ekonomisine” evrilebileceğini göstermektedir.

Doğalgaz boyutu da en az petrol kadar kritiktir. İran ile Katar’ın paylaştığı Güney Pars sahası, İran açısından ihracattan çok iç enerji arzı bakımından hayati önemdedir. Elektrik üretimi ve sanayi büyük ölçüde doğalgaza dayandığı için bu alana yönelik bir saldırı doğrudan ekonomik faaliyetlerin sürekliliğini tehdit etmektedir. 18 Mart’ta Güney Pars sahası ile Asaluyeh’deki petrokimya tesislerine yönelik saldırılar bu açıdan kritik bir eşik oluşturmuştur. Hemen ardından İran’ın Körfez ülkelerindeki enerji altyapılarına yönelen misillemeleri ve petrol fiyatlarında yaşanan hızlı artış, enerji kartının ne kadar hassas bir kaldıraç haline geldiğini göstermiştir. ABD’nin bu tür hedeflere yönelik daha temkinli bir çizgiye yönelmesi de bu nedenle anlamlıdır. Zira enerji altyapısına yönelik saldırılar askerî açıdan olduğu kadar küresel ekonomik istikrar açısından da yüksek riskli bir durum yaratmaktadır.

Savaşın etkilerini değerlendirirken İran ekonomisinin savaş öncesinden devraldığı yapısal sorunları da dikkate almak gerekir. Yüksek enflasyon, kur istikrarsızlığı, düşük yatırım oranları, bütçe baskısı, eskiyen altyapı ve güvenlik odaklı ekonomik yapı uzun süredir ekonominin verimliliğini sınırlamaktadır. Buna su krizi ve enerji altyapısındaki yıpranma da eklenmektedir. Bu nedenle savaş, tek başına yeni bir kriz üretmekten çok mevcut kırılganlıkları derinleştiren bir çarpan işlevi görmektedir. Döviz gelirlerindeki daralma kur baskısını artırmakta, ithalata bağımlı sektörlerde maliyetleri yükseltmekte ve ekonomi daha belirgin bir enflasyon-durgunluk sarmalına yaklaşmaktadır. Bu tablo özellikle genç ve eğitimli nüfus açısından gelir kaybı, artan huzursuzluk ve hızlanan beyin göçü riskini beraberinde getirmektedir.

Savaşın uzun vadeli ekonomik sonuçlarını belirleyecek temel unsurlardan biri de yaptırımların savaş sonrasında nasıl şekilleneceğidir. Yaptırımlar çoğu zaman petrol ihracatı üzerinden tartışılsa da etkileri çok daha geniştir. Finansal transfer kanallarının tıkanması, bankacılık işlemlerinin zorlaşması, sigorta ve taşımacılık imkanlarının daralması, sanayi üretiminde kullanılan makine, yedek parça, kimyasal girdiler ve çeşitli ara mallara erişimin zorlaşması İran ekonomisinin üretim kapasitesi üzerinde uzun süredir aşındırıcı bir etki yaratmaktadır. Esas sorun, döviz gelirlerindeki kayıptan ziyade üretim kapasitesinin zaman içinde aşınmasıdır. Bu nedenle savaş sonrası yaptırımların nasıl süreceği belirleyici bir unsur olacaktır.

Sonuç olarak mevcut savaş, İran ekonomisini başta enerji gelirleri, döviz akışları ve genel makroekonomik istikrar üzerinden baskılamaktadır. Bununla birlikte belirleyici olan yalnızca bugünkü kayıplardan ziyade zaten kırılgan hale gelen ekonominin daha düşük büyüme, daha yüksek enflasyon ve daha sınırlı toparlanma kapasitesiyle karşı karşıya kalmasıdır. Fiziksel yıkımın maliyeti de önemli olmakla birlikte, bunun nihai boyutu büyük ölçüde savaşın süresine ve hasarın hangi alanlara yayılacağına bağlıdır. Bu nedenle mevcut aşamada net bir hesaplama yapmak güç görünmektedir.


 

Prof. Dr. Murat Aslan
Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi