Kremlin bugün gündemi şekillendiren bir aktörden çok gelişmelere tepki veren edilgen bir konuma yaklaşmış görünmektedir.
Tahran, ontolojik güvenlik anlayışından taviz vermek istemese de bu süreci bazı tavizler ve yeni gerilimler olmadan sürdürmesi güç görünmektedir.
İran-ABD/İsrail savaşı hem bölgenin güvenlik mimarisini hem de Körfez devletlerinin uzun vadeli ekonomik ve siyasi yönelimlerini etkileyebilecek bir potansiyele sahiptir.
ABD-İsrail hava harekâtlarının İran’da bir Kürt ayaklanması yaratması, Kürt gruplar arasındaki parçalanmışlık, toplumsal desteğin yokluğu, kara işgalinin olmaması ve İran’ın güvenlik kapasitesi nedeniyle mümkün görülmemektedir.
Trump yönetiminin yaklaşımı, karşılıklı tavize dayalı bir uzlaşıdan çok Tahran’ı baskı yoluyla davranış değişikliğine yöneltme anlayışına dayanıyordu.
Kalıcı sonuç üretebilecek kapsamlı bir harekât, operasyonel ve siyasi olarak uygulanabilir değildir. Uygulanabilir olan sınırlı hava harekâtları ise yapısal olarak kalıcı bir stratejik sonuç üretmeyecek, aksine İran’ın öğrenme ve güçlenme sürecini hızlan
İsrail’in 2026 başından itibaren takındığı tutum “sessizlikten” çok, bilinçli biçimde sürdürülen çok katmanlı bir belirsizlik stratejisi görüntüsü vermektedir.
Gözaltılar yalnızca bugünün krizleriyle değil İslam Cumhuriyeti’nin gelecekteki siyasal mimarisiyle birlikte değerlendirilmelidir.