İran’a yönelik askerî müdahalelerin stratejik sonuç üretmesi kara, hava ve deniz unsurlarının birlikte kullanıldığı kapsamlı bir müşterek harekât gerektirir. Ancak böyle bir operasyon ABD ve İsrail açısından uygulanabilir görünmemektedir.
28 Aralık 2025’te başlayan ve hâlen devam eden protestolar, İran’ın giderek derinleşen bir “toplumsal nihilizm” riskiyle karşı karşıya olduğunu göstermektedir.
Moskova, Tahran’da statükonun korunmasını alternatifsiz bir senaryo olarak görmektedir. Zira İran’da Batı yanlısı bir yönetimin iş başına gelmesi, Rusya’nın bölgedeki projeleri için varoluşsal riskler doğuracaktır.
Yapısal kapasite yetersizliği ve stratejik seçeneklerin darlığı nedeniyle İran’ın caydırıcılık krizi devam edecektir ve kısa vadede köklü bir doktrin değişimi gerçekleşme olasılığı düşük görünmektedir.
İran yönetimi bu kez protestoları bastırmaktan çok, anlamını daraltarak yönetmeyi ve süreci kontrol edilebilir bir kriz düzeyinde tutmayı tercih etmektedir.
İran’ın 2026’ya krizlerin bittiği bir eşikte değil, büyük krizleri aynı anda yönetmek zorunda kaldığı dar bir koridorda girdiğini söylemek mümkün.
Tahran’daki protestolar ani bir patlamadan ziyade, uzun süredir biriken hoşnutsuzluğun tezahürü olarak okunabilir.
8 Aralık, İran’ın bölgesel rolünün “merkezi güç”ten “sınırlandırılmış aktöre” doğru evrildiği daha uzun soluklu bir dönüşümün ara durağı olarak okunmalı. Bu dönüşümün nihai şeklini ise yalnızca Tahran’daki tercihler değil, Ankara’dan Riyad’a, Washington’d
Tetik mekanizmasının işletilmesi, ABD’ye büyük ölçekli bir politika değişikliğine gitmeden İran’ı diplomatik ve ekonomik anlamda köşeye sıkıştırma fırsatı vermekle kalmayıp Trump yönetiminin hem iç kamuoyuna hem de uluslararası topluma karşı güçlü bir gör
Yüksek enflasyon, genç işsizliği ve altyapı için gerekli devasa finansman ihtiyacı, Tahran’ın dış politikasını “ekonomik oksijen” arayışına bağımlı kılmaktadır. Ancak bu oksijen kanalları artık çok daha sınırlıdır. İran, yakın vadede büyük stratejik reviz