28 Aralık 2025’te başlayan ve hâlen devam eden protestolar, İran’ın giderek derinleşen bir “toplumsal nihilizm” riskiyle karşı karşıya olduğunu göstermektedir.
İran Toplumu Ne İstiyor?
Devrimden bu yana İran’da ortaya çıkan protestolar incelendiğinde; bu eylemlerin muhtelif dönemlerde çeşitli toplumsal kesimlerin sokağa çıkmasıyla şekillendiği ve 2000’lerin başına kadar yaşanan protestoların önemli bir kısmının da üniversite öğrencileri öncülüğünde başlatıldığı görülmektedir. İlk geniş katılımlı öğrenci hareketi, 1999’da Muhammed Hatemi’nin cumhurbaşkanlığı döneminde, reformcu Selam gazetesinin kapatılması üzerine ortaya çıkmıştır. 2003’te Tahran Üniversitesi öğrenci yurdunda yemekhane koşullarına yönelik bir protestoyla başlayan eylemler de kısa sürede farklı kentlere yayılmıştır.
2009’da Mahmud Ahmedinejad ile Mir Hüseyin Musevi arasındaki cumhurbaşkanlığı seçimleri sonrasında yaşanan protestolar, İran’daki toplumsal hareketler açısından önemli bir kırılma noktası olmuştur. “Yeşil Hareket” adıyla anılan bu eylemler, önceki öğrenci merkezli protestolardan farklı olarak çok daha geniş bir toplumsal tabana yayılmış ve seçimlere hile karıştırıldığı iddiası etrafında demokrasi talebiyle şekillenmiştir.
Hasan Ruhani’nin ikinci döneminde, 28 Aralık 2017’de Meşhed’de başlayan protestolar ise ekonomik gerekçelerle ortaya çıkmış ve kısa sürede ülke geneline yayılmıştır. Bu dönemden itibaren İran’daki protestoların sıklığı artmış, daha önce 5-10 yıllık arayla yaşanan kitlesel eylemler, çok daha kısa zaman dilimleri içinde tekrar eder hâle gelmiştir. Artan enflasyon, geçim sıkıntısı, sosyal adaletsizlik ve yolsuzluk iddiaları, bu dönemde halkın sokağa çıkmasının temel nedenleri arasında yer almıştır.
2019’un sonlarında benzine yapılan zamlar üzerine sürücülerin başlattığı protestolar da kısa sürede ülke geneline yayılmış ve kitlesel bir harekete dönüşmüştür. 2020 sonrasında ise farklı gerekçelerle çok sayıda protesto yaşanmıştır. Temmuz 2021’de uzun süreli elektrik kesintileri nedeniyle başlayan eylemler Tahran, Fars, Mazenderan, Elburz, Kum, Huzistan, Sistan ve Beluçistan, Gilan ve Gülistan gibi birçok ile yayılmıştır.
Buna ek olarak, Huzistan’da bir iş merkezinin çökmesi sonucu yaşanan can kayıpları ya da bir şairin şüpheli ölümü gibi yerel olaylar neticesinde de zaman zaman ülke geneline yayılan protestolar yapılmıştır. Benzer şekilde, 8 Ocak 2020’de Tahran’dan havalanan bir yolcu uçağının yanlışlıkla düşürülmesi sonucu 176 kişinin hayatını kaybetmesi, uzun süreli ve yaygın protestolara yol açan bir diğer önemli gelişme olmuştur.
Öte yandan 2022’de Mehsa Emini’nin şüpheli ölümünün ardından başlayan protestolar, 1979 İslam Devrimi’nden bu yana yaşanan en geniş kapsamlı toplumsal hareket olarak nitelendirilmiştir.
Protestolar ve sosyal sınıflar
Son yirmi beş yılda İran’da yaşanan protestoların yukarıda yapılan kısa dökümü, bu eylemlerin farklı dönemlerde farklı toplumsal kesimler tarafından yüklenildiğini göstermektedir. Hatemi döneminde ve sonrasında ortaya çıkan protestolarda temel itici güç çoğunlukla üniversite öğrencileri olmuştur. Bu eylemler demokrasi, fikir ve ifade özgürlüğü gibi talepler etrafında şekillenmiş, reformcu siyasal söylemin toplumsal karşılığını yansıtmıştır.
2009’da Yeşil Hareket olarak anılan protestolar ise bu çizgiden belirli ölçüde ayrılmıştır. Bu dönemde talepler, seçimlere hile karıştırıldığı iddiası üzerinden oyların yeniden sayılması, seçimin tekrarlanması ve halk iradesinin tanınması gibi başlıklarda yoğunlaşmıştır. Protestolara katılan kesimler ağırlıklı olarak şehirli orta sınıf, üniversiteliler ve profesyonellerden oluşmuş; hareketin sembolik liderliği Mir Hüseyin Musevi’ye atfedilmiştir. Bu yönüyle Yeşil Hareket, öğrenci öncülüğündeki önceki eylemlerden daha geniş bir toplumsal tabana dayanmıştır.
Sonraki yıllarda ise Ukrayna yolcu uçağının düşürülmesi ya da Abadan’daki iş merkezinin çökmesi gibi istisnai olaylar dışında, protestoların temel tetikleyicisi giderek ekonomik sorunlar olmuştur. Bu dönemde sokaktan yükselen ses, büyük ölçüde orta sınıfın değil; yoksullaşan, güvencesizleşen ve sistem dışına itilen kesimlerin sesi hâline gelmiştir. İşsizler, düşük ücretle çalışan emekçiler ve banliyölerde yaşayan gruplar, protestoların yeni taşıyıcıları olarak öne çıkmıştır. Bu eylemlerde dikkat çeken bir diğer unsur, katılımcıların büyük bölümünü, ideolojik taleplerden ziyade doğrudan geçim sorunlarının harekete geçirdiği gençlerin –özellikle işsiz gençlerin– oluşturmasıdır.
Bu protestoları öncekilerden ayıran temel fark, belirgin bir liderliğe ya da örgütlü yapıya sahip olmamasıdır. Öğrenci hareketlerinde öğrenci dernekleri ve temsilcileri, Yeşil Hareket’te ise Musevi gibi sembolik figürler öne çıkarken, ekonomik temelli protestolarda benzer bir liderlik yapısı görülmemektedir. Ayrıca ilk dönemlerde rejimi veya devrim liderini doğrudan hedef alan sloganlar sınırlı sayıda iken zamanla bu tür sloganların daha yaygın hâle geldiği gözlenmiştir.
Toplumsal bileşimi bakımından önemli bir diğer kırılma noktası, Eylül 2022’de Mehsa Emini’nin ahlak polisi gözetiminde hayatını kaybetmesinin ardından başlayan protestolardır. Bu süreçte iki toplumsal grubun belirgin biçimde öne çıktığı görülmüştür: Tarihsel olarak kamusal alanda daha görünür bir mücadele yürüten kadınlar ve önceki protesto dalgalarında pek rastlanmayan liseli gençler, yani Z kuşağı.
Toplumun taleplerinde yeni olan ne?
28 Aralık 2025’te Tahran’da elektronik ticaretin merkezlerinden biri olan Alaaddin Pasajı’nda başlayan protestolar ise bu kez çarşı esnafının sürece dâhil olması nedeniyle dikkat çekmiştir. İran’da “bazârî” olarak anılan bu kesimin sokağa çıkması, bazı yorumcular tarafından rejim açısından daha köklü bir kırılmanın işareti olarak değerlendirilmiştir. Ancak protestoların şiddet boyutunun artmasıyla birlikte, farklı kentlerdeki bazârî grupların yayımladıkları açıklamalarla sokak eylemlerine katılmadıklarını ve devletin yanında durduklarını ilan etmeleri, bu yorumların sınırlı kaldığını göstermiştir.
İran’da toplumsal hareketler, farklı toplumsal kesimlerin taleplerini siyasal iktidara iletebildikleri başlıca kanallardan biri olmuştur. Kadınlar, işçiler, öğrenciler, işsizler ve esnaf farklı dönemlerde sokağa çıkarak taleplerini görünür kılmaya çalışmıştır. Kadınlar özellikle zorunlu örtünme uygulaması ve buna bağlı olarak zaman zaman gündeme gelen irşat devriyelerinin fiziksel müdahalelerine karşı itirazlarını dile getirmiş, Mehsa Emini’nin ölümü sonrası başlayan protestoların ardından, özellikle büyük şehirlerde günlük yaşam pratiklerinde kısmi kazanımlar elde edilmiştir.
Siyasetle mesafeli olduğu düşünülen Z kuşağı ise dayatılan yaşam tarzına karşı açık siyasal taleplerden ziyade farklı sivil itaatsizlik biçimleriyle direnme yolunu seçmiştir. Üniversite gençliği açısından da bu dönemde öncelik, klasik siyasal taleplerden çok, yaşam tarzına müdahale edilmemesi ve bireysel alanın korunması olmuştur. Bununla birlikte İran’ın çok etnikli ve çok dinli toplumsal yapısı içinde, farklı gruplar kendilerini devlet karşısında ikinci sınıf vatandaş olarak görmek istemediklerini, hukuk önünde eşit muamele talep ettiklerini açıkça dile getirmektedir. Mezhep merkezli devlet yapısı nedeniyle farklı mezhep mensupları yapısal ayrımcılığa uğradıklarını düşünmekte, etnik azınlıklar ise kendi dil ve kültürlerinin inkâr edilmemesini istemektedir.
Tüm bu taleplerin üzerinde, özellikle son on beş yılda giderek ağırlaşan ekonomik sorunlar, İran’daki hemen tüm toplumsal sınıfları doğrudan etkileyen temel bir unsur hâline gelmiştir. ABD’nin ağır yaptırımları İran ekonomisini ciddi biçimde zayıflatmış, petrol ve doğal gaz gelirlerindeki düşüş kamu maliyesini baskı altına almıştır. Buna ek olarak, bölgesel politikalar ve savunma sanayiine ayrılan kaynaklar nedeniyle üretken sektörlere yeterli yatırım yapılamamış, bu durum yüksek enflasyon, temel gıda ve barınma fiyatlarında hızlı artış ve sabit gelirli kesimlerin alım gücünde ciddi bir erimeye yol açmıştır.
Toplum ile devlet arasında aşınan bağ
Sonuç olarak İran’da farklı toplumsal sınıflar, kendi sosyal, kültürel ve ekonomik koşullarına bağlı olarak sokağa çıkıp taleplerini dile getirmiştir. Ancak son yıllarda yaşanan gelişmeler, toplumun devlete yönelik algısını ve güven duygusunu ciddi biçimde zedelemiştir. Art arda yaşanan krizler ve olağanüstü olaylar karşısında devlet kurumları, kamuoyunu ikna edebilecek tutarlı ve şeffaf çözümler üretmekte zorlanmış, çoğu zaman tatmin edici açıklamalar dahi sunamamıştır. Bu durum, devlet ile toplum arasındaki güven bağının aşınmasına, hatta büyük ölçüde kopmasına yol açmıştır.
Bilindiği üzere siyasal meşruiyetin temel dayanaklarından biri olan güven duygusu zedelendiğinde, kamuoyunu yeniden ikna etmek son derece güçleşmektedir. Bu çerçevede 28 Aralık 2025’te başlayan ve hâlen devam eden protestolar, İran’ın giderek derinleşen bir “toplumsal nihilizm” riskiyle karşı karşıya olduğunu göstermektedir. Bu nedenle İran devleti, mevcut eğilimi tersine çevirebilmek için yalnızca güvenlikçi önlemlerle değil, bütün kurumsal aygıtlarıyla birlikte kapsamlı ve hızlı yapısal değişiklikler gerçekleştirmek zorundadır.