Tahran’daki protestolar ani bir patlamadan ziyade, uzun süredir biriken hoşnutsuzluğun tezahürü olarak okunabilir.
İran’da Yeni Bir Protesto Dalgası mı Başlıyor?
İran’da derinleşen ekonomik kriz ve ulusal para biriminin hızlanan değer kaybı, son günlerde başkent Tahran’da yeni bir protesto dalgasına sebep oldu. Bu süreçte özellikle kentin ticaret merkezlerinde yaşanan hareketlilik dikkat çekiyor. Tahran’ın ticari kalbi sayılan büyük pazar ve çevresindeki bölgelerde çok sayıda esnafın kepenk kapattığı, ekonomik krizin doğrudan ticari faaliyetleri baskıladığı görülüyor.
Protestoların ilk işaretleri, 28 Aralık Pazar günü başkent Tahran’daki bazı büyük ticaret merkezlerinde ortaya çıktı. Döviz kurunun kısa süre içinde 140 bin tümeni aşarak rekor seviyelere yükselmesinin ardından, mobil telefon ve elektronik ürünlerin satıldığı pasajlarda çok sayıda esnaf dükkânlarını kapatarak eyleme başladı. Başlangıçta kapalı alanlarla sınırlı kalan bu hareketliliğin kısa süre içinde sloganlar eşliğinde sokağa taştığı, protestocuların ana caddeler boyunca yürüyerek kentin önemli kavşak noktalarına yöneldiği görüldü.
Protestoların ilk güne (Pazar) kıyasla genişlediği, pazar esnafının yanı sıra çok sayıda yurttaşın da pazar çevresinde ve ana arterlerde toplandığı görüldü. Protesto çağrılarının büyük ölçüde yüz yüze temas ve anlık mobil iletişim üzerinden yapılması, sokaktaki hareketliliğin merkezî bir örgütlenmeden ziyade kendiliğinden geliştiği izlenimi uyandırıyor.
Bu gelişmelere paralel olarak döviz piyasasında da belirgin bir durgunluk söz konusu. Piyasalardaki belirsizlik ve kurdaki sert dalgalanmalar nedeniyle Tahran’da çok sayıda resmî döviz bürosu, vitrinlerine astıkları duyurularla geçici olarak döviz alım-satımını durdurduğunu ilan etti. Bazı döviz büroları ise kepenk kapatarak tamamen faaliyetine ara verdi.
Gösteriler sırasında atılan sloganlar ekonomik taleplerle sınırlı kalmayarak siyasal meşruiyet tartışmalarını da gündeme taşıdı. Ekonomik sorunlarla ilgili başlayan itirazlar söylem düzeyinde daha siyasal bir çerçeveye doğru genişlemiş durumda. Göstericiler, bir yandan diğer esnafı kepenk kapatmaya çağıran sloganlar atarken, diğer yandan artan hayat pahalılığı ve ekonomik baskıya yönelik tepkilerini yüksek sesle dile getiriyor. Kalabalıklar içinde sıkça tekrarlanan “Neyden korkuyorsunuz, hepimiz birlikteyiz” benzeri sloganların yanı sıra, yönetimi doğrudan hedef alan ve siyasal sorumluluğa işaret eden ifadelerin de öne çıktığı görülüyor.
Gösterilerin ilk günü müdahaleden kaçınan güvenlik güçleri, protestoların devam etmesi üzerine devreye girdi. Tahran’ın merkezî noktalarında toplanan grupları dağıtmak için göz yaşartıcı gaz kullanıldığına dair görüntüler sosyal medyaya yansıdı. Buna karşın, önceki protesto dalgalarıyla kıyaslandığında, güvenlik güçlerinin sahadaki tutumunun görece daha itidalli seyrettiği ve geniş çaplı sert müdahalelerden kaçınıldığı görülüyor. Ana arterlerde yolların kapatıldığı ve protestocularla güvenlik güçleri arasında sert müdahalelerin yaşandığı yönünde görüntüler paylaşılıyor. Yine aynı görüntülerde kentin ticari ve sembolik öneme sahip bölgelerinde çevik kuvvet unsurlarının yoğunluğu dikkat çekiyor.
Yönetimin tepkisi
Protestoların Tahran’da büyümesiyle birlikte yönetim, sokaktaki tansiyonu düşürmeye yönelik ilk adımı ekonomi alanında attı. Döviz kurundaki sert yükselişin ve piyasalarda derinleşen belirsizliğin protestoların temel başlıkları hâline gelmesi üzerine Merkez Bankası Başkanı Muhammed Rıza Farzin görevden ayrıldığını açıkladı. Kısa süre içinde yapılan resmî duyuruda, bankanın başına daha önce de bu görevi yürütmüş olan Abdülnasır Himmeti’nin getirileceği ifade edildi.
Öte yandan hükümetin, yaşanan gelişmeleri büyük ölçüde dış müdahale ve güvenlik eksenli bir anlatı üzerinden okumayı tercih ettiği görülüyor. Yapılan açıklamalarda, döviz piyasasındaki sert dalgalanmaların ve ekonomik belirsizliğin büyük ölçüde “dış mihrakların” müdahaleleriyle bağlantılı olduğu savunuldu. İçişleri Bakan Yardımcısı Ali Ekberpur Cemşidiyan piyasalardaki dalgalanmaların önemli bir bölümünü “psikolojik atmosfer” ile açıklarken, dolar üzerinden toplumda kaygı yaratılmaya çalışıldığını ileri sürdü ve halkı bu tür yönlendirmelere karşı dikkatli olmaya çağırdı.
Bu çerçevede, Devrim Muhafızları Ordusu’na (DMO) yakınlığıyla bilinen Tesnim ve Fars haber ajansları da protestoların “siyasileşme” riski taşıdığı yönünde uyarılarda bulundu. Söz konusu yayınlarda döviz dalgalanmaları ve alım gücündeki düşüşün esnaf üzerindeki baskısı kabul edilirken, protestoların “dış bağlantılı aktörler” tarafından yönlendirilerek güvenlik meselesine dönüştürülmeye çalışıldığı iddia edildi.
Bu söylemle paralel biçimde, İsrail ve ABD yanlısı bazı sosyal medya hesapları ile çevrimiçi fenomenlerin, protestoları İran genelinde yaygınlaştırmaya yönelik çağrılar yaptığı da dikkat çekti. Söz konusu paylaşımlarda, ekonomik hoşnutsuzluğun rejim karşıtı bir mobilizasyona dönüştürülmesi yönünde açık çağrılara yer verildi.
Buna karşılık hükümet cephesinden, protestolara ilişkin daha yumuşak ve diyalog vurgusu içeren mesajlar geldi. Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan, İçişleri Bakanı’na protestocuların temsilcileriyle görüşerek taleplerini dinlemesi yönünde talimat verdiğini açıkladı. Hükümetin sorunların giderilmesi ve sorumlu biçimde yanıt üretilmesi için tüm imkânlarını seferber edeceğini belirtti. Hükümet Sözcüsü Fatıma Muhacırani de vatandaşların protestolarının ciddiye alındığını, geçim sorunlarının varlığının kabul edildiğini ve ekonomik krizi mümkün olan en kısa sürede çözmek için yoğun çaba gösterildiğini ifade etti.
Sokaktaki protestolar, siyaset sahnesinde de belirgin bir gerilim yaratmış durumda. Muhafazakâr çevreler, sokaktaki hareketlilik ve derinleşen ekonomik krizden doğrudan Pezeşkiyan hükümetini sorumlu tutuyor. Artan hayat pahalılığı, döviz ve altın fiyatlarındaki yükseliş ile geçim baskısının yönetilemediği yönündeki eleştiriler kısa sürede hükümete yönelik daha kapsamlı bir siyasal sorgulamaya dönüştü. Bu süreçte Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf, hükümetin artan fiyatlar ve ekonomik baskılar karşısında etkili bir yanıt üretememesi hâlinde, ilgili bakanlar hakkında gensoru sürecinin başlatılabileceğini açıkladı.
Artan eleştiriler karşısında Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan da kamuoyuna açık bir değerlendirmede bulundu. Pezeşkiyan, iktidarda kalmak ya da makamını korumak gibi bir motivasyonu olmadığını vurgulayarak, halkın ve özellikle yoksul kesimlerin sorunlarına çözüm üretemediği bir yönetimin kendisi açısından savunulabilir olmadığını ifade etti. Ekonomik darboğazın sınırlarına dikkat çeken Pezeşkiyan, bir yandan düşük ücretlerden ve hayat pahalılığından şikâyet edilirken, diğer yandan bütçe imkânlarının ve gelir kaynaklarının yetersizliğinin hükümetin manevra alanını daralttığını dile getirdi. Tahran’daki protestolar yalnızca sokakta değil, siyasal alanda da hükümetin kapasitesi, sorumluluğu ve hareket alanı üzerine yürüyen daha geniş bir tartışmanın parçası hâline gelmiş durumda.
Protestolar ülke geneline yayılır mı?
İran’da son yıllarda yaşanan protesto dalgaları, belirli aralıklarla tekrarlanan bir toplumsal döngüye işaret ediyor. Yaklaşık iki-üç yılda bir farklı gerekçelerle başlayan ve zamanla ülke geneline yayılan protestolar, 2017, 2019 ve 2022 örneklerinde olduğu gibi benzer bir seyir izledi. 2017 protestoları ekonomik taleplerle başlayıp ülke geneline yayılmıştı; 2019’da yakıt zamları çok daha sert ve kanlı bir devlet müdahalesiyle bastırıldı; 2022 ise toplumsal ve kültürel taleplerin öne çıktığı, daha uzun soluklu bir itiraz dalgasına sahne oldu. Bugün Tahran’da yaşananlar da geçmiş deneyimlerle birlikte okunduğunda, birikmiş sorunların yeni bir dışavurumu olarak değerlendirilebilir.
Bu çerçevede, Haziran ayında yaşanan ve on iki gün süren İran-İsrail çatışmasının yarattığı güvenlik gündemi olmasaydı, benzer bir toplumsal tepkinin daha erken bir aşamada ortaya çıkması kuvvetle muhtemeldi. Zira İran’da enerji kesintileri, su krizi, altyapı sorunları ve yerel hizmetlerdeki aksaklıklar gibi kronik meseleler uzun süredir birikiyor ve bu alanlarda kalıcı çözümler üretilemiyor. Zaman içinde çözülmek yerine derinleşen bu sorunlara, son dönemde ağırlaşan ekonomik baskılar da eklenmiş durumda. Bugün sokakta görülen tepki, bu anlamda ani bir patlamadan ziyade, uzun süredir biriken hoşnutsuzluğun tezahürü olarak okunabilir.
Bununla birlikte, mevcut protestoların 2019 ya da 2022’de olduğu gibi kısa sürede ülke geneline yayılan geniş çaplı bir dalgaya dönüşüp dönüşmeyeceğini şimdiden kestirmek güç. Protestoların ölçeği, sürekliliği ve farklı toplumsal kesimlerle kuracağı bağlar kadar, yönetimin sokaklardaki gerilimi azaltmak amacıyla atacağı adımlar da bu süreçte belirleyici olacaktır. Ancak kronik yapısal sorunların devam ettiği, ekonomik baskının hafiflemediği ve uluslararası yaptırımların yeniden devreye girdiği bir konjonktürde, 2026 yılının İran açısından daha zorlu bir yıl olacağı söylenebilir. Bu nedenle Tahran’da yaşananlar kısa vadeli bir tepkinin ötesinde, daha geniş bir toplumsal ve siyasal sürecin parçası olarak değerlendirilmelidir.