Ali Laricani’nin geçtiğimiz haftalarda gerçekleştirdiği Irak ve Lübnan ziyaretleri yalnızca güncel bölgesel gelişmelerin yansıması değil aynı zamanda İran dış politikasında sessiz fakat derin bir stratejik değişimin göstergesi olarak okunmalıdır.
Bu kararın İran için en önemli riski, NPT yükümlülüklerini açıkça ihlal ederek ülkeyi uluslararası hukuk açısından çok daha savunmasız bir konuma getirmesidir.
“Çin’in “müdahalesizlik” söylemi ile küresel jeopolitik gerçeklikler arasındaki gerilim, günümüz konjonktüründe Çin’i bir çıkmaz sokağa sürüklemiş gibi görünmektedir.”
İsrail, hava kuvvetlerinin teknolojik üstünlüğü, hassas güdümlü mühimmat envanteri ve gelişmiş istihbarat/izleme sistemleri sayesinde İran’ın nükleer ve füze altyapısına büyük zarar verirken; İran ise kitlesel dron ve füze saldırılarıyla doğrudan misillem
İran’a karşı yürütülecek politikalarda güç kullanımı konusunda farklı tutumlar sergileyen AB üye devletleri bulunsa da meselenin diplomasi yoluyla çözülmesi gerektiğine dair açıklamalar, AB düzeyinde bu yöndeki ortak beklentiyi ortaya koymaktadır.
İsrail saldırılarının kısa vadeli seyrinde İran’ın askerî ve diplomatik manevraları önemli rol oynayacak olsa da kriz sonrası aşamada çatışmanın İran toplumunda yarattığı travma ve sorgulama belirleyici olacaktır.
İranlı yetkililerin ülkelerinin ekonomik baskılardan etkilenmediği izlenimini vermeye çalışması, siyasi ve diplomatik bir tutum olarak anlaşılabilir olsa da İran ekonomisinin yaptırımların baskısı altında ezildiği gerçeğini değiştirmiyor.
Etiyopya ile imzalanan bu mutabakat zaptıyla İran, Afrika kıtasında uzun süredir izlediği dolaylı etki politikasını geride bırakarak doğrudan, resmî ve kurumsal bir iş birliği modeline geçiş yapmıştır.
Müzakerelerin ilerlemesi ve olumlu bir sonuca ulaşması için ya ABD’nin maksimalist tutumundan vazgeçmesi ya da tarafların uranyum zenginleştirme konusunda karşılıklı kabul edilebilir bir uzlaşı noktası bulması gerekmektedir.
E3, geçmişte olduğundan farklı olarak halihazırda nükleer müzakerelerde güçlü bir aktör olmasa da elindeki “tetik mekanizması” kozundan dolayı İran için hâlâ önem taşıyor.
PJAK, Türkiye’nin mevcut sosyo-politik koşullarında PKK’nın silahlı mücadeleyi sonlandırmasını “uygun” bir adım olarak değerlendirirken, İran’ın koşullarının silahlı mücadelenin devam etmesini gerekli kıldığını savunuyor.