Mevcut göstergeler, İran’ın NPT’den çekilmenin ağır maliyetlerini karşılayacak bütüncül bir hazırlık sergilemediğini düşündürmektedir. Bu nedenle İran’ın gerçekten NPT’den çekilmesi ihtimali, mevcut koşullarda sanıldığı kadar güçlü görünmemektedir.
İran Neden NPT'den Çekilemez?
Son bir yıl içinde İran’ın açık biçimde nükleer silah üretmesi ve Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması’ndan (NPT) çekilmesi yönündeki çağrıların siyasal söylemde normalleştiği ve pekiştiği gözlenmektedir.
Nitekim 22 Eylül’de yetmiş bir milletvekili, İran Milli Güvenlik Yüksek Konseyi’ne ve yürütmenin üç kanadının başına ilettikleri mektupla “savunma doktrininin” revize edilmesini talep etmiştir. Ekim 2024’te otuz dokuz milletvekili benzer bir çağrıyı, “nükleer silah üretimine” izin ve kolaylık sağlanması önerisiyle birlikte yapmıştı. Muhafazakâr blok içinde şahin çizgiyi temsil eden Paydari Cephesi’nden Hasan Ali Ahlaki-Emiri’nin her iki girişimin de baş imzacısı olması, bu yönelimin ideolojik ve fraksiyoner taşıyıcılarını da netleştirmektedir.
Ağustos sonunda E3’ün (Birleşik Krallık, Fransa, Almanya) “tetik mekanizmasını” işletmesi ve BM yaptırımlarının geri dönmesine yönelik adımlar, Tahran’da “karşı-yaptırım” niteliğinde NPT’den çekilmeyi de içeren seçenekleri gündemin merkezine taşımıştır.
NPT Nedir?
Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması (NPT), 1 Temmuz 1968’de imzaya açılmış ve 5 Mart 1970’te yürürlüğe girmiştir. ABD, Sovyetler Birliği ve Birleşik Krallık öncülüğünde şekillenen bu antlaşma, küresel nükleer yönetişimin merkezî sütununu oluşturmaktadır.
Antlaşma üç temel üzerine inşa edilmiştir:
-
Nükleer silahların ve ilgili teknolojilerin yayılmasının engellenmesi
-
Nükleer enerjinin barışçıl kullanımında eşitlikçi iş birliğinin teşviki
-
Nihai hedef olarak nükleer silahsızlanmanın kurumsallaştırılması
Bu çerçevede nükleer silaha sahip devletler, silah transfer etmeme ve nükleer silaha sahip olmayan devletlerin nükleer silah edinim süreçlerine destek vermeme taahhüdünde bulunurken; nükleer silaha sahip olmayan taraflar da nükleer silah arayışına girmeme yükümlülüğünü üstlenir. 1 Ocak 1967’den önce nükleer aygıt üretip patlatmış olmaları esasına göre tanımlanan beş nükleer silah sahibi ülke (ABD, Birleşik Krallık, Fransa, Çin ve Rusya), kademeli azaltım ve nihai tasfiyeyi öngören bir sorumluluk rejimine tabidir.
Tüm tarafların barışçıl nükleer teknolojiye erişim hakkı ise Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) güvenceleri ve denetimleri altında güvence altına alınmıştır. Günümüzde 191 ülke tarafından onaylanan NPT, yalnızca yüksek meşruiyete sahip bir normatif çerçeve değil; aynı zamanda uluslararası güvenlik mimarisinin işleyişini düzenleyen fiilî bir denge ve denetim mekanizması işlevi görmektedir.
İran’ın NPT Statüsü
İran, Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması’nın (NPT) ilk imzacılarındandır. Nükleer silaha sahip olmayan bir devlet olarak, nükleer silah edinmeme ve bu silahların üretimi için yardım aramama ya da almama yükümlülüğünü üstlenmiştir. Bu çerçevede İran, tüm barışçıl nükleer faaliyetlerinin Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) güvenceleri altında denetlenmesini kabul etmiştir.
Bununla birlikte UAEA Yönetim Kurulu, 2005 yılında beyan edilmemiş zenginleştirme faaliyetleri ve 12 Haziran 2025’te 2019-2020 döneminde üç tesiste tespit edilen açıklanamayan nükleer madde izleri nedeniyle Tahran’ın NPT yükümlülük ihlallerini kayda geçirmiştir.
İranlı yetkililer, 2018’den bu yana farklı kriz anlarında –Washington’ın Kapsamlı Ortak Eylem Planı’ndan (KOEP) çekilmesi, Avrupalı devletlerin nükleer dosyayı BM Güvenlik Konseyi’ne taşıma girişimleri, Devrim Muhafızları Ordusu’nun terör listesine alınması olasılığı ve zenginleştirme tesislerine yönelik muhtemel saldırılar gibi durumlarda– NPT’den ayrılma seçeneğini açıkça bir kaldıraç ve misilleme aracı olarak gündeme getirmiştir.
Buna rağmen İran hâlen NPT üyesidir. Çünkü NPT üyeliği Tahran’a iki katmanlı bir güvenlik kalkanı sağlamaktadır: İlk olarak, UAEA denetimi ve şeffaflık rejimi, İran’ın nükleer programının askerî safhaya geçtiği yönündeki iddiaların hukuki ve kurumsal zeminde sınanmasına olanak verir. İkinci olarak, İran’ın nükleer silah edinmeme taahhüdünün yarattığı normatif bariyer hem caydırıcılık dengelerinin hem de diplomatik manevra alanının korunmasına hizmet eder.
İran Neden NPT’den Çekilemez?
Teorik olarak NPT’nin 10. maddesi, taraf devletlere “Antlaşmanın konusuna giren olağanüstü olayların ulusal yüksek çıkarları tehlikeye attığı” kanaatine varmaları hâlinde, üç ay önceden tüm tarafları ve BM Güvenlik Konseyi’ni bilgilendirmek koşuluyla çekilme hakkı tanır. İran, 12 günlük çatışmayı ve İsrail’den gelen açık tehditleri bu hukuki çerçeveye dayanak göstererek çekilmesini meşrulaştırabilir.
Böylesi bir adım, UAEA denetimlerinin sona ermesiyle yeniden yapılandırılacak nükleer programın şeffaflığını azaltacak ve dış baskılara karşı kırılganlığı düşürecektir. UAEA’nın düzenli saha erişimi olmadan, uluslararası toplum İran’ın nükleer kapasitesi ve ilerleme hızını izlemeye yarayan en kritik aracını kaybeder. Batılı istihbarat servisleri uydu, sinyal ve insan istihbaratı gibi ulusal imkânları kullanmayı sürdürebilse de İran’ın olası bir nükleer silahlanma yönelimini erken safhada tespit etme garantisi zayıflayacaktır.
Bu çerçevede NPT’den çekilme, özünde stratejik bir sinyal niteliği taşır ve algı dinamiklerini İran’ın aleyhine sertleştirir; zira hem şeffaflık rejiminden hem de taahhütlerin bağlayıcılığından çıkmak, silahlanma yoluna girildiği varsayımını güçlendirir. Başka bir ifadeyle, NPT üyeliği UAEA denetimleri sayesinde “haklı teknoloji talebi” ile “yasadışı silah arayışı” arasındaki ayrımı netleştirirken, bu ayrım ortadan kalktığında çekilme kararı İran’ın nükleer silah niyetinin ilanı olarak okunacaktır. Kuzey Kore’nin 2003’te NPT’den çekilip üç yıl sonra ilk nükleer denemesini gerçekleştirmesi bu algının en çarpıcı örneğidir.
BMGK’de Çin ve Rusya’nın da onay verdiği bağlayıcı bir karar çıkmasa bile, NPT’den çekilmenin yaratacağı algı maliyeti İsrail, ABD ve AB’nin “kinetik” seçenekleri masada tutma ve uygulama ihtimalini belirgin biçimde artıracaktır. Washington ve Brüksel, ikincil yaptırımları enerji, bankacılık, gemicilik ve sigorta dâhil tedarik zincirinin tamamına yayarak daha agresif biçimde devreye sokabilir; bu da İran’ın finansal kanallara erişimini kısıtlayıp ekonomik izolasyonunu derinleştirir.
Öte yandan Moskova ve Pekin, açık bir askerî tırmanmayı onaylamasa da nükleer yayılma rejiminin erozyonunu istemedikleri için teknoloji transferi, finansman ve büyük projelerde “sessiz yavaşlama” ve ek koşul getirme eğilimi gösterebilir. Bu tablo, meşruiyet zemini tartışmalı bir güvenlik ortamında İran’ı bölgesel diplomatik yalnızlaşmaya ve ticari ağlarda çevrelenmeye iterken, enerji ihracatından siyasi angajmana kadar pek çok alanda maliyetleri katmanlı bir baskı mimarisine dönüştürme potansiyeli taşır.
Dolayısıyla NPT’den çekilme tehdidi ya da fiili adımı, Washington ve Brüksel’le yürütülen kriz diplomasisinde yaptırım hafifletmeleri, güvenlik garantileri ve ekonomik tavizler için bir pazarlık unsuru olarak kullanılabilir; ancak bu manevranın üreteceği risk ve maliyetler olası getirileri büyük ölçüde gölgeler. Böylece NPT’den çekilme seçeneği, ancak kriz yönetimi ve tırmanma kontrolü çerçevesinde, diplomatik ve askerî çıkış stratejilerinin bir parçası olarak anlam kazanabilir. Aksi hâlde, taktik bir kaldıraç olmanın ötesine geçemeyen, ekonomik izolasyonu derinleştiren ve güvenlik kırılganlığını artıran maliyetli bir hamleye dönüşür.
Mevcut göstergeler, İran’ın NPT’den çekilmenin ağır maliyetlerini karşılayacak bütüncül bir hazırlık sergilemediğini düşündürmektedir. Bu nedenle İran’ın gerçekten NPT’den çekilmesi ihtimali, mevcut koşullarda sanıldığı kadar güçlü görünmemektedir.