İran-ABD Hattında Yeni Diplomatik Arayışlar

İran-ABD Hattında Yeni Diplomatik Arayışlar
Görsel: @ mehrnews
Şimdilik diplomatik kanallar yeniden hareketlenmiş olsa da yeni bir askerî tırmanmayı önleyebilecek kalıcı bir uzlaşı zemininin oluştuğunu söylemek için erkendir.
Yazı boyutunu buradan ayarlayabilirsiniz

İran ile ABD arasında arabulucular aracılığıyla son günlerde yeniden yoğunlaşan diplomatik temaslar, yaklaşık sekiz aydır süren savaşın geleceği açısından kritik bir döneme işaret etmektedir. Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’un 19 Ekim’de Tahran’a gerçekleştirdiği ziyaretin hemen ardından Pakistan Genelkurmay Başkanı Mareşal Asım Munir’in 20 Ekim’de İranlı yetkililerle görüşmesi, diplomatik girişimlerin farklı kanallar üzerinden eş zamanlı olarak yürütüldüğünü göstermektedir. Bu temasların zamanlaması, ABD’de 3 Kasım’da yapılacak ara seçimler nedeniyle ayrıca önem taşımaktadır. Savaşın enerji fiyatları ve yaşam maliyeti üzerindeki etkilerinin Amerikan iç siyasetine yansıması, seçim takvimini Washington’ın diplomatik hesapları açısından önemli bir unsur hâline getirirken Tahran’ın da müzakere sürecinde bu siyasi takvimi dikkate alabileceğine işaret etmektedir.

Lavrov’un ziyareti, bu açıdan İran-Rusya ilişkileri çerçevesindeki olağan diplomatik temasların ötesinde değerlendirilebilir. Moskova, son dönemde Körfez ülkeleri ve Tahran’la yürüttüğü görüşmelerde gerilimin azaltılmasını daha kapsamlı bir bölgesel güvenlik düzenlemesiyle ilişkilendiren bir yaklaşım benimsemektedir. Lavrov, Tahran ziyaretinden bir gün önce Manama’da düzenlenen Rusya-Körfez İşbirliği Konseyi Stratejik Diyaloğu’nda, İran dâhil bölge ülkelerini kapsayan bir güvenlik mimarisi önermiş ve bölgesel girişimlerin Rusya ile Çin’in önerileriyle birlikte değerlendirilmesi gerektiğini belirtmiştir. Moskova ayrıca Haziran ayında imzalanan İran-ABD mutabakatına yönelik olumlu tutumunu sürdürmekte ve bu mutabakatı gerilimin azaltılması açısından önemli bir referans noktası olarak görmektedir.

Bu çerçevede Rusya’nın diplomatik girişimi iki temel dosya üzerinden değerlendirilebilir. Bunlardan ilki nükleer meseledir. Washington, müzakerelerin başlangıcında İran’ın uranyum zenginleştirme kapasitesinin ve yüksek oranda zenginleştirilmiş uranyum stokunun ele alınmasını istemektedir. Tahran ise nükleer dosyanın müzakerelerin ilk aşamasında öncelikli konu hâline getirilmesine karşı çıkmaktadır. Rusya’nın tarafların kaygılarını giderecek güvence mekanizmaları veya geçiş formülleri üzerinden bir uzlaşı zemini oluşturmaya çalışması mümkündür. Bununla birlikte Lavrov, kamuoyuna yaptığı açıklamalarda somut bir nükleer çözüm önerisi sunmamış, Moskova’nın taraflar arasında “karşılıklı kabul edilebilir çözümler” bulunmasına yardımcı olmaya hazır olduğunu belirtmekle yetinmiştir.

İkinci dosya ise Hürmüz Boğazı ve Körfez güvenliğidir. İran, ABD’nin öne sürdüğü yedi şartı kabul etmesi hâlinde Boğaz’ı yedi gün içinde yeniden açabileceğini bildirmektedir. Bu şartlar arasında İran limanlarına yönelik ablukanın kaldırılması, petrol ihracatına uygulanan yaptırımların sona erdirilmesi, dondurulmuş İran varlıklarının serbest bırakılması ve “bütün cephelerde” çatışmaların durdurulması bulunmaktadır. Washington ise nükleer dosyada somut adımlar atılmadan söz konusu talepleri karşılamaya yanaşmamaktadır. Bu koşullarda Lavrov’un bölgesel güvenlik önerisi, Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılmasını Körfez’de daha kapsamlı bir güvenlik düzenlemesiyle ilişkilendirebilecek bir diplomatik çerçeve olarak değerlendirilebilir. Ancak Moskova’nın bu iki başlığı içeren somut bir müzakere planı sunduğuna ilişkin kamuoyuna açıklanmış bir bilgi bulunmamaktadır.

Asım Munir’in ziyareti ise Rusya’nın girişiminden farklı bir diplomatik işleve işaret etmektedir. Pakistan, savaş boyunca Washington ile Tahran arasındaki başlıca mesaj iletim kanallarından biri olmuştur. Munir’in Lavrov’un hemen ardından Tahran’a gelmesi, ziyaretin İran’ın güncel müzakere pozisyonunu öğrenmek ve bunu Washington’a aktarmak amacı taşıyabileceğini düşündürmektedir. İran’ın resmî açıklamalarında da Pakistan’ın iki ülke arasındaki başlıca arabuluculardan biri olmaya devam ettiği vurgulanmaktadır.

Bununla birlikte Munir’in ziyaretinin, Pakistan’ın İran’la ticarette kullanılan Gabd-Rimdan ve Taftan sınır geçişlerini kapatmasından birkaç gün sonra gerçekleşmesi, İslamabad’ın arabuluculuk rolüne ilişkin tartışmaları beraberinde getirmiştir. Pakistan yönetimi kararı güvenlik ve kaçakçılıkla mücadele gerekçeleriyle açıklarken söz konusu adımın zamanlaması, İran’daki bazı çevrelerde İslamabad’ın tarafsız bir arabulucudan çok Washington’ın baskısını Tahran’a ileten bir kanal olarak hareket ettiği yönündeki eleştirilere zemin hazırlamıştır.

Artan temaslara rağmen temel anlaşmazlıklar sürüyor

Tahran’ın son diplomatik temaslara verdiği yanıt, arabuluculuk faaliyetlerinin yoğunlaşması ile somut bir müzakere zemininin oluşması arasındaki farkı ortaya koymaktadır. Munir’le görüşen İranlı yetkililer, Washington’un Tahran tarafından daha önce açıklanan şartları yerine getirmediği sürece doğrudan müzakerelere başlanmayacağını bildirmiştir. Millî Güvenlik Yüksek Konseyi (MGYK) Genel Sekreteri Muhsin Rızai, İran’ın zenginleştirilmiş nükleer materyalinin ülke dışına çıkarılmayacağını açıkça belirtmiştir. Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf ise ABD’nin İran’ın yedi şartını yerine getirmeden karşılıklı güvenin tesis edilemeyeceğini vurgulamıştır.

Bu açıklamalar, Tahran’ın arabuluculuk girişimlerine kapıyı tamamen kapatmadığını, ancak doğrudan müzakerelerin başlangıç koşullarında önemli bir esneklik göstermediğini ortaya koymaktadır. İran açısından ablukanın kaldırılması ve dondurulmuş mali varlıkların bir bölümünün serbest bırakılması, sekiz aylık savaşın ardından kapsamlı bir uzlaşma için yeterli görülmemektedir. Tahran, Washington’dan daha kalıcı ve kapsamlı adımlar beklerken ABD, nükleer dosyada somut kazanımlar elde etmeden İran’ın temel ekonomik ve stratejik taleplerini karşılamaya isteksiz görünmektedir.

ABD’de yaklaşan ara seçimler, bu anlaşmazlığa yeni bir siyasi boyut kazandırmaktadır. Tahran’daki bazı çevreler, yüksek enerji fiyatlarının ve savaşın uzamasının Trump yönetimi üzerindeki iç siyasi baskıyı artırdığını değerlendirmekte ve seçim öncesinde mevcut baskı araçlarının korunması gerektiğini savunmaktadır. Savaşın maliyetleri ve yüksek yakıt fiyatlarının Trump’ın kamuoyu desteği üzerinde baskı oluşturduğuna ilişkin göstergeler de bu değerlendirmeyi desteklemektedir. Bu açıdan seçimlere kadar geçecek süre, Tahran tarafından Washington üzerindeki ekonomik ve siyasi baskının müzakere pozisyonunu güçlendirebileceği bir dönem olarak görülebilir.

Washington açısından ise İran’ın nükleer programına ilişkin somut bir adım içermeyen sınırlı bir ateşkes veya Hürmüz Boğazı düzenlemesinin seçim öncesinde kapsamlı bir diplomatik başarı olarak sunulması güç olabilir. Bu koşullarda tarafların kısa vadede uzlaşmaya varmaktan çok mevcut müzakere pozisyonlarını güçlendirmeye öncelik verdikleri anlaşılmaktadır. Tahran, savaşın uzaması ve yüksek enerji maliyetlerinin Washington üzerindeki baskıyı artırabileceğini hesaba katarken Trump yönetimi, abluka ve ekonomik baskının İran’ı taviz vermeye yöneltebileceği beklentisiyle hareket etmektedir. Ancak her iki yaklaşım da baskı yoluyla karşı tarafın tutumunu değiştirmeyi hedeflediğinden diplomatik açmazın devam etmesine yol açabilir.

Lavrov ve Munir’in temasları, Washington ile Tahran arasındaki dolaylı iletişim kanallarının açık tutulduğunu ve gerilimi azaltabilecek ara formüllerin gündemde olduğunu göstermektedir. Bununla birlikte diplomatik trafiğin yoğunlaşması, tarafların uzlaşmaya yaklaştığı anlamına gelmemektedir. Washington, özellikle İran’ın zenginleştirilmiş uranyum stoku konusunda somut adımlar beklerken Tahran, ablukanın kaldırılması, yaptırımların hafifletilmesi ve dondurulmuş mali varlıkların serbest bırakılması gibi taleplerinin öncelikle karşılanmasını istemektedir. Dolayısıyla temel anlaşmazlık, yalnızca tarafların hangi tavizleri vereceği değil bu adımların hangi sırayla ve ne tür güvenceler altında atılacağı üzerinde yoğunlaşmaktadır. Önümüzdeki dönemin belirleyici sorusu, Washington ile Tahran’ın mevcut pozisyonlarını karşılıklı ve eş zamanlı adımlara imkân tanıyacak ölçüde esnetip esnetemeyeceğidir. Şimdilik diplomatik kanallar yeniden hareketlenmiş olsa da yeni bir askerî tırmanmayı önleyebilecek kalıcı bir uzlaşı zemininin oluştuğunu söylemek için erkendir.